10 EKİM ANKARA KATLİAMI DAVASI BAŞLADI!

10 Ekim 2015 tarihinde KESK, DİSK, TMMOB ve TTB tarafından düzenlenen Emek Barış Demokrasi mitingine katılmak üzere Ankara Garı önünde toplananlara yönelik canlı bomba saldırısına ilişkin davanın ilk duruşması bugün görülüyor.

101 karanfilimizin yaşamını yitirdiği katliama ilişkin davanın ilk duruşmasının Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir hafta boyunca görülmeye devam etmesi planlanıyor.

Aylar sonra yargılamasına başlanacak davada, 15’i tutuklu 36 sanık bulunuyor. Soruşturma sonucunda 18 zanlı hakkında takipsizlik kararı verildi. Takipsizlik verilen sanıklar arasında ölen 2 bombacı, kendini patlatarak öldüren Halil İbrahim Durgun ve Yunus Durmaz yer alıyor.

Bir hafta sürmesi beklenen davada, dosyaya bakan Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin salonunda yeterli yer olmadığı gerekçesiyle, 11- 12 Ağır Ceza Mahkemeleri salonları kullanılıyor. Davanın ilk duruşması saat 10.00’da başladı.

Coşkun; “Gelmeyen adaleti oldura oldura getirmek için buradayız”

Dava için Emek ve demokrasi güçleri Ankara Adliyesi C Kapısı’nda saat 08.30’dan itibaren toplanmaya başladı. Burada yapılan açılamada katliamda yaşamını yitirenlerin yakınları ve yaralıların kurduğu 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği (10 EKİM-DER)  Başkanı Mehtap Sakine Coşkun ve konfederasyonumuz Eş Genel Başkanı Lami Özgen konuştu.

10 EKİM-DER Başkanı Mehtap Sakine Coşkun Adliye önünde yaptığı konuşmada.”Bugün, yaklaşık 1 yıldır verdiğimiz adalet mücadelesi ve dayanışma sonucu olarak buradayız. Adalet istiyoruz. Haksızlıklara karşı durmak için buradayız. Cumhuriyet tarihinin en büyük yargılanmasında maalesef mağdurlar, tanıklar olarak buradayız” dedi.

Coşkun, “Biz bu işin peşini bırakmıyoruz dediğimiz zaman bir şeylerin seyri değişecek. Bir gündemi 2 gün konuşamıyoruz bu ülkede. Biz emek, demokrasi, barış diye haykırırken en çok bu noktadan mağduriyete uğruyoruz. İsterse 10 yıl sürsün. Ölen 101 cana bir sözümüz var. Çekilen acılar boşa olmasın diye. Gelmeyen adaleti oldura oldura getirmek için buradayız. Barışı da, adaleti de olduracağız” diye konuştu.

Coşkun sözlerine şöyle devam etti: “Örgütlülüğümüz dayanışmamızla bir ilki başarıyoruz. Türkiye’ye sesleniyoruz: Adalet mücadelemize destek ol vicdanın için. Psikolojik bir savaş bekliyor bizi. Herkesin buna dikkat etmesini istiyoruz. Bugün var gücümüzle bütün öfkemizi içimize gömerek mahkeme heyetinin gözünün içine bakacağız ve bunun hesabını verin diyeceğiz. Var gücümüz ve enerjimizle duruşmaya odaklanalım.”

KESK Eş Genel Başkanı Özgen: “Yüzleşme sürecimizi mutlaka kazanacağız”

Daha sonra konuşan konfederasyonumuz Eş Genel Başkanı Lami Özgen ise  “Bu katliam hepimize yönelik yapıldı. 100 yılın tarihsel sorumluluğu olarak sahip çıkmak gerekiyor. Diktatörlüğe, savaşa karşı özgürlüğü, barışı savunan insanlara yapıldı bu katliam” diye konuştu.

10 Ekim Ankara katliamı davasının adaletle yüzleşme davası olduğunu vurgulayan Eş Genel Başkanımız “Bu yüzleşme dünden bugüne işlenmiş katliamların da ölçüsü olacaktır” dedi.

Konuşmasında dava açılması sürecinde yaşanan zorluklara da dikkat çeken Eş Genel Başkanımız Özgen “Bizi korkutarak sindirmeye çalıştılar. Biat ettirmeye çalıştılar. Korkmadık, biat da etmedik. Dün olduğu gibi bizi sindirmek isteyenler, gözdağı vermek isteyenler, katliam alanında gaz sıkanlar kameraların karşısında katliamı onaylayanlar, soruşturmaları kapatanlar bilsin ki adaletle yüzleşme hesabını harekete geçireceğiz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın” dedi.

EKİM 2016 AÇLIK ve YOKSULLUK ARAŞTIRMASI

Kültür Sanat Sen tarafından yapılan “açlık-yoksulluk” araştırmasına göre, Türkiye’deki 4 kişilik bir  ailenin açlık sınırı 2 bin 16 TL, yoksulluk sınırı ise 5 bin 303 TL olarak belirlendi.

KÜLTÜR SANAT SEN tarafından yapılan açlık-yoksulluk araştırmasına göre Ekim ayında Türkiye’deki 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 16,776 TL, yoksulluk sınırı ise 5 bin 303,713 TL olarak tespit edildi. Yapılan araştırmaya göre Ekim ayında Eylül ayına göre gıda fiyatlarında ortalama yüzde 1.61’lik bir artış yaşandı. 

Ekim 2016 itibarı ile ortalama 2.703,84 TL ücret alan bir memurun ailesinin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması, Maaşının %45,26’sını oluşturmuştur. 

Bir memur ailesi Türkiye İstatistik Kurumu verilerinde göre ortalama kira bedeli olarak Ekim 2016 maaşının %25,50’sini ayırmak zorunda kalmaktadır.

Bir memur ailesinin ulaşım, sağlık, eğitim, haberleşme, giyim gibi diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılaması için Ekim 2016 maaşından geriye yalnızca % 29,24 lük oranı kalmıştır.

– Toplu İş Sözleşmesinde verilen üç kuruşluk zam vergi dilimi nedeniyle hazineye geri aktarılıyor,

-Gıda, eğitim, sağlık, barınma, haberleşme gibi temel hizmetlerde ki zamlar nedeniyle Kamu Emekçileri ayrıca olumsuz etkilenmektedir.

-Temel yaşam harcamalarına yetişemezken kültür ve sanat’a hiç bütçe ayıramamaktadırlar,

-Kısacası yaşamı sadece hayatta kalma mücadelesine dönen kamu emekçilerinin insanca yaşaması hayal olmaktadır,

-Kamu Emekçilerine bu kaderi reva görenler utansın!

KAMUDA GÖREVİNE SON VERİLEN KAMU EMEKÇİLERİNİN, EMEKLİLİK ve GENEL SAĞLIK SİGORTASI DURUMU İLİŞKİN BİLGİLENDİRME

Bilindiği üzere 672, 675 sayılı KHK’lerle binlerce kamu emekçisi sorgusuz sualsiz bir şekilde görevinden ihraç edilmiş, aileleriyle birlikte yüz binlerce insan mağdur edilmiştir. Konfederasyonumuz KESK, KHK keyfiyetiyle işinden edilen kamu emekçilerinin hakları doğrultusunda çok yönlü olarak mücadeleyi sürdürmektedir. İhraç edilen üyelerimizin işe iadesi ve diğer hakları konularındaki hukuki süreç sendikalarımız tarafından yürütülmekle birlikte, konfederasyonumuz mağdur edilen tüm kamu emekçilerinin gerek hukuki süreçler, gerekse diğer hakları yönünden bilgilendirilmesini tüm kamu emekçilerinin sözcüsü ve mücadele örgütü olma bilinciyle sürdürmektedir.

Sürece dair pek çok sorunun yanı sıra KHK’lerle görevinden ihraç edilen kamu emekçilerinin, emeklilik ve genel sağlık sigortası haklarına ilişkin durumlarının nasıl işleyeceğine dair çokça soru gelmektedir. Bu konudaki kafa karışıklığını ortadan kaldırmak, üyelerimizin ve kamu emekçilerinin bu konulardaki hakları konusunda doğru bilgilendirilmesi, her hangi bir hak kaybının oluşmaması açısından önemlidir.

KHK’lerle İhraçta, Emeklilik Hakkı;

KHK’lerla ihraç edilen kamu emekçilerinin emeklilik hakkı ile ilgili ikili bir durum söz konusudur.

Sosyal Güvenlik primlerinin tamamı Emekli Sandığına yatan, çalışma sürelerinin tamamı sadece memuriyette geçenler için, emekli maaşı ve emekli ikramiyesi ödemesinde sorun bulunmamaktadır.

Dolayısıyla ihraç edildiği tarihte, emekli sandığından emeklilik hakkını kazanmış kamu emekçilerinin ikramiyeleri de, emekli maaş ödemeleri de yapılacaktır.

Ancak hizmet süresi içinde SSK ve BAĞKUR primleri olan kamu emekçileri içinse 26.01.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6270 sayılı Kanun geçerlidir. Bu durumda olan kamu emekçileri de işçilerin kıdem tazminatı alma hakkı esaslarına endekslenmiştir ve hizmetinde 1 gün bile SSK ve BAĞKUR primi olanlara aylığı bağlanır, ancak ikramiyesi ödenmez şeklindedir.

Bundan kaynaklı ihraç edilen kamu emekçilerinden hizmet prim ödemelerinin içinde SSK ve BAĞKUR primi olanlara emekli maaşı bağlanacak, ancak emekli ikramiyesi ödenmeyecektir.

KHK’lerle İhraçta Genel Sağlık Sigortasından Faydalanma Hakkı

Kişi görevine son verildiği tarihten itibaren genel sağlık sigortasına 100 gün hak sahibidir,

100 günün sonunda eşi çalışıyorsa ondan yararlanmak için, ilgilinin ikamet ettiği ilçedeki Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğüne başvuru yapacaktır,

Eşi çalışmıyorsa, 100 gün sonra bağlı bulunduğu kaymakamlığa gelir testi için, kendisi, eş ve varsa çocukları(okumuyorlarsa) ile ilgili başvuruları yapar. Kaymakamlığın belirlediği GSS ile ilgili çıkan rakamı ödeyerek GSS den faydalanır,

Çocuklar ise, lisede (20 yaşına kadar), üniversitede (25 yaşına kadar) devlet güvencesindedir. Okul durumu yok ise kaymakamlıklarda gelir testine girecek, orada belirlenen tutarı ödeyerek sağlık hizmeti alacaklardır.

SUSTUKÇA KAPILAR BİRER BİRER ÇALINACAK

AKP iktidarının “Darbe fırsatçılığıyla” toplumun bütün kesimlerine yönelik başlattığı saldırı dalgası Cumhuriyet Gazetesi’ne uzandı.

İmc TV, Hayat TV, Dicle Haber Ajansı, Özgür Gün Tv, Zarok Tv, Jin Haber Ajansı, Evrensel Kültür Dergisi ve daha bir çok yayın kuruluşu arka arkaya kapatıldı. Bugün ise sıra Cumhuriyet gazetesine geldi.

Bu sabah Cumhuriyet Gazetesi sahibi olan vakfın yönetim kurulundaki 15 isim hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Karar sonrasında vakıf yönetim kurulu üyelerinin ve yazarlarının birer birer evleri basılmaya başlandı.

Darbe girişimi bahanesiyle ilan edilen OHAL, AKP’nin tüm muhalefeti baskı altına alması için bir araç olarak kullanılmakta, hukuk, Anayasa ve Uluslararası sözleşmeler ayaklar altına alınmakta, düşünce ve ifade özgürlüğü engellenmeye çalışılmaktadır.

İktidarın baskı, linç, karalama politikalarına ve faşizan uygulamalarına inat, emekten yana, halkın haber alma hakkı için mücadele veren, gerçekleri korkusuzca sayfalarına taşıyan Cumhuriyet Gazetesi’ne Yürütme Kurulu üyelerimizin bugün gerçekleştirdiği ziyaretle dayanışma duygularımızı iletiyor, asla yalnız değilsiniz diyoruz!

Sustukça Kapınız Birer Birer Çalınacak!

SENDİKAMIZ 6. OLAĞAN GENEL KURUL SEÇİM SÜRECİ BAŞLAMIŞTIR!

4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu ve sendikamız tüzüğü gereği Şube Genel Kurullarımıza ilişkin Delege seçim sürecinin başlatılması gerekmektedir.

  Bu nedenle;

a) Merkez Yönetim Kurulumuzun 14.10.2016 tarih ve 95 sayılı kararı ile; 31 Ekim 2016 – 02 Aralık 2016 tarihleri arasında Bölge Şube Başkanlıklarımızda delege seçimlerinin yapılmasına,

             b)    Bölge Şube Olağan Genel Kurullarının 05 Aralık 2016 – 05 Şubat 2017 tarihleri arasında yapılmasına karar verilmiştir. 

Sendikamızın demokratik işleyişini güçlendirmek ve daha güçlü sendika kurullarının oluşabilmesi için tüm üyelerimizin seçim süreçlerinde katılım sağlanması önem arz etmektedir. 

HÜKÜMET KAMUDA SİYASİ KADROLAŞMAYA SON VERMELİ!

Türkiye’de siyasi iktidarlar yıllardır, kamu personel rejimini kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda düzenlemeyi hedeflemiş,  bu hedefi hayata geçirmek için başvurdukları en etkili yöntem ise “siyasal kadrolaşma” olmuştur.

AKP iktidarı bugüne kadar hayata geçirdiği yüzlerce yasa, torba yasa ve yöntemlik değişikliği ile kamu alanını kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda biçimlendirme konusunda gelmiş geçmiş tüm hükümetlere rahmet okutmuştur. Siyasi kadrolaşmanın önünü sonuna kadar açmak için kendinden önceki koalisyon hükümeti döneminde çıkarılan “Kamu Görevine İlk Defa Atanacaklar İçin Yönetmelik”te defalarca değişiklik yapmakla kalmamış, Danıştay tarafından iptal edilen düzenlemelerin yerine aynı içerikte düzenlemeler yapmakta ısrar etmiştir.

AKP hükümetleri döneminde sadece kamu görevine almada değil, kamu personelinin nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin konularda da bugüne kadar defalarca değişiklik yapılmıştır. Bu değişikliklerin yapılmasında özellikle 06.04.2011 tarihli 6223 sayılı Yetki Kanuna dayanarak birkaç ay içersinde çıkarılan 35 adet Kanun Hükmünde Kararname (KHK) önemli bir rol oynamıştır. Söz konusu KHK’lerle tüm bakanlıkların, kamu kurumlarının teşkilat yapısı ve görevleri AKP iktidarının ihtiyaçları doğrultusunda yeniden biçimlendirilmiştir.

Tüm bunlar yetmemiş olacak ki AKP iktidarı bugün de OHAL-KHK rejimine dayanarak iktidarı ile aynı çizgide olmayan, kendisine biat etmeyen tüm emekçilerin kamudan tasfiyesine hız veren uygulamalara imza atmaya devam etmektedir.

Son olarak AKP hükümetleri döneminde bugüne kadar defalarca değiştirilen, değişikliklerin bir kısmı Danıştay tarafından iptal edilen  “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelikte” önemli değişiklikler yapılmıştır. 22 Ekim tarihli Resmi Gazetede yayımlanan değişikliklerle bugüne kadar sadece şube müdürü ve müdürler için geçerli olan sözlü sınav uygulamasının kapsamı genişletilerek şef ve altındaki unvanlara atanacak olanlara da sözlü sınav şartı getirmiştir. Sözlü sınav öncesi yapılan yazılı sınavda 70 puan olan baraj ise 60’a çekilerek, siyasal kadrolaşma olanakları arttırılmıştır.

Öncelikle söz konusu değişikliklerin Resmi Gazetede yayımlandığı 22 Ekim’de Devlet Personel Başkanlığı (DPB) tarafından kamu kurumlarının, kamu emekçileri sendikalarının-konfederasyonlarının katılımıyla yapılan “Kamu Personel Sisteminin Değerlendirilmesi Çalıştayı”nın sürmesi, üstelik DPB çalıştayı kapsamında  “Kamuda Terfi Sistemi, Unvan Değişikliği, Üst Düzey Yöneticilik”  başlığı ile bir çalışma grubu oluşturulması manidardır.

Anlaşılan o ki sendikalar-konfederasyonlar 21-23 Ekim tarihlerinde düzenlenen DPB Çalıştayında yine “sosyal diyalog, paydaşlık” söylemleri ile oyalanıp çalışma grupları toplanırken hükümet çoktan kararını vermiştir. Nitekim Bakanlar Kurulu’nun yönetmelik değişikliğine ilişkin olarak daha DPB çalışatayı başlamadan, 17 Ekim’de, karar aldığı, söz konusu kararı da 22 Ekim tarihli Resmi Gazetede yayımladığı görülmektedir.

Bu tip çalıştayların hedefinin hükümetin kamu emekçilerinin sınırlı iş güvencesini tamamen ortadan kaldırmak başta olmak üzere kamu personel rejiminde yapacağı değişikliklere sendikaları-konfederasyonları payanda etmekten, bunun için PR çalışması yapmaktan ibaret olduğunu her platformda ifade eden konfederasyonumuz ne yazık ki bir kez daha haklı çıkmıştır.  

Bilindiği üzere kamu yönetimini yargı yolu ile denetlemekle görevli Danıştay’ın bugüne kadar sözlü sınavlara ilişkin verdiği pek çok karar vardır. Bunlardan 2009 yılında Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun verdiği içtihat niteliğindeki kararda sözlü sınavlara ilişkin olarak dört temel noktanın üzerinde durulmaktadır.

Buna göre, sözlü sınavların objektif nitelikte incelenip yargısal denetiminin yapılmasına imkân tanınması ve hukuk devleti ilkesinin temini açısından;

1- Sözlü Sınav Komisyonu sözlü sınav öncesinde adaylara sorulacak soruları ve yanıtlarını hazırlamalıdır.

2 – Sınav sırasında, adaylara hazırlanmış olan bu sorulardan kur’a yöntemiyle belirlenenler sorulmalıdır.

3- Sözlü Sınav Komisyonu Üyeleri adaylara verdikleri notları gerekçeleriyle açıklamalıdır.

4-Sözlü Sınavda adayların verdiği yanıtlar teknolojik imkânlardan yararlanılarak kayıt altına (elektronik ortamda görüntülü ve/veya sesli kayıt gibi kayıt altına alma) alınmalıdır.

Yukarıda sıralanan ilkelerin çiğnendiği sözlü sınavların bir kısmı yargı kararları ile iptal edilmiştir. Ancak özellikle son dönemlerde, hükümetin yargı üzerindeki etkisinin de artmasının bir sonucu olarak, bu ilkeler açıkça çiğnenmektedir. Ülkemizde uzun süredir kamuya alımlarda ve görevde yükselmelerde yapılan sözlü sınavlarda komisyonların oluşumundan verilen notların kayıt altına alınmasına, sorulan soruların adayların alana ilişkin bilgi ve becerilerini, kendilerini ifade etme yeteneğini ölçmekten çok iktidarla aynı siyasi çizgide olup olmadıklarını belirlemeye yönelik olduğunu bilmeyen yoktur.

Son olarak sözleşmeli öğretmen alımı için yapılan sözlü sınavda “Reis diyince aklınıza kim geliyor? Gezi olaylarına katıldınız mı?” gibi sorular soracak kadar iş çığırından çıkarılmıştır.  Bugünün Türkiye’sinde “sözlü sınav” adı altında kamu yönetiminin en temel ilkleri olan liyakat ve kariyer ilkeleri ayaklar altına alınmaktadır. Bu durumun sınav sorularının çalınmasından dolayısıyla emek hırsızlığından hiçbir farkı yoktur.

Anayasamızın 70. Maddesinde, “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez”  denilerek kamu hizmetine alımda hiçbir ayırımcılık yapılamayacağı vurgulanmıştır. Buna rağmen hükümetin, devlet memuru olma koşullarını taşıyan her yurttaşa açık olması gereken kamu kadrolarını sadece kendi siyasal tutum ve anlayışları doğrultusunda yapılan atamalarla doldurmak için yasal düzenlemeler yapması, yönetmeliklerle adeta oynaması kabul edilemez.

Kamuya ait kadrolar, siyasi iktidarın Türkiye’de doğrudan “torpil” kelimesi ile eş anlamlı olan “sözlü sınav” üzerinden yandaşlarını dolduracağı makamlar değildir. Devletten ve siyasi iktidardan bağımsız, kendi hak ve çıkarları için örgütlenen ve mücadele eden kamu emekçilerinden rahatsız olanların; çözüm olarak tamamen siyasallaşmış bir kamu personel sistemi ve “hükümetin memuru” anlayışını yerleştirmeye çalışması kabul edilemez.

Kamu personelinin işe girme ve görevde yükselmelerinde tamamen taraflı bir uygulama olan ve doğrudan torpili çağrıştıran uygulamalardan vazgeçilmeli, devlet memuru olma koşullarını taşıyan herkes cinsiyet, inanç farklılığı, etnik kimlik ya da siyasi görüş ayrımı yapmaksızın, liyakat ve kariyer ilkleri temelinde kamuda istihdam edilebilmeli, görevde yükselebilmelidir.

KÜLTÜR SANAT SEN  olarak kamu görevlilerinin atanması, yer değiştirmesi ve görevde yükselmeleri için görevin gerektirdiği nitelikler dışında, siyasal ve benzeri hiçbir düşünce, yol ve yönteme geçit vermeyecek düzenlemeler yapılması konusundaki mücadelemizi, hukuksal mücadele dahil, her koşulda sürdüreceğimizin altını bir kez daha çiziyoruz.

Konfederasyonumuz, Çalışma Bakanı Müezzinoğlu ile Hukuksuz ve Keyfi Uygulamalar Konusunda Görüşme Gerçekleştirdi!

OHAL’in kaldırılması, KHK’lerin geri çekilmesi, ihraç edilen ve açığa alınan kamu emekçilerinin derhal görevlerine iade edilmesi, iş güvencesini ortadan kaldırmayı hedefleyen düzenlemelerin geri çekilmesi, baskı, sürgün, gözaltı ve tutuklamalar ile keyfi ve hukuksuz uygulamalara son verilmesi, anayasaya ve uluslararası sözleşmelere uyulması talepleriyle bugün Konfederasyonumuz Eş Genel Başkanı Lami Özgen, Eş Genel Başkanımız Şaziye Köse, Genel Sekreterimiz Hasan Toprak ve Mali Sekreterimiz Ramazan Gürbüz, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu ile  makamında bir görüşme gerçekleştirdi.

Görüşmede, Çalışma Bakanı Müezzinoğlu, gerçek mağdurlar konusunda titiz davrandıklarını, ihraç edilen memurların bir tehdit olarak görüldüğünü, kamudan başka alanlarda da çalışabileceklerini ifade etti.  Müezzinoğlu, kamuda kimsenin iş güvencesi zırhına bürünemeyeceklerini söyleyerek iş güvencesinin kaldırılacağının işareti verdi.

Heyetimiz ise, 15 Temmuz darbe fırsatçılığına asla izin vermeyeceğini, Konfederasyonumuzun fiili ve meşru mücadele çizgisinden hareketle sendikal hak ve kazanımlarımız ile ihraç edilen/açığa alınan üyelerimiz konusunda son üyemiz görevine geri dönene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi ifade etti.

İŞİMİZE ve GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKMAK İÇİN ­­­YOLA ÇIKTIK, GELİYORUZ!

29 Eylül- 15 Ekim dönemini kapsayan Mücadele Programımızı kamuoyu ile paylaştığımız 27 Eylül 2016 Salı günlü yaptığımız basın toplantısında 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ile emekçilere, işçilere, özgür basına, demokratik muhalefete bedel ödetildiği bir dönemden geçtiğimizin altını çizmiştik.

Bugün genelde toplumun en geniş kesimleri özelde kamu emekçileri olarak sıkıştırıldığımız OHAL-KHK rejiminin cenderesinden çıkmanın tek yolunun sıramızı beklemeden ve zaman kaybetmeden haklarımızı korumak için bir arada birleşik mücadeleyi örmekten geçtiğini vurgulayarak bu temelde 29 Eylül- 15 Ekim dönemini kapsayan Mücadele Programımızı kamuoyu ile paylaşmıştık.

Söz konusu Mücadele Programımıza göre, 29 Eylül’den bugüne yürüttüğümüz imza kampanyamızın ve 15 Ekim’de tüm illerden gelen üyelerimizin kitlesel katılımı ile Ankara’da yapacağımız Merkezi Mitingin talepleri olan;

  • OHAL kaldırılsın
  • KHK’ ler geri çekilsin
  • İhraç edilen ve açığa alınan kamu emekçileri derhal görevlerine iade edilsin
  • İş güvencesini ortadan kaldırmayı hedefleyen düzenlemeler geri çekilsin,

Taleplerimizi kamuoyu ile paylaşmak üzere; İstanbul, İzmir, Van-Diyarbakır olmak üzere üç koldan oluşan Yürüyüş Kollarımız bugün dört otobüsle yola çıkıyor.

‘Durak illerde’ yapılacak basın açıklamalarının ardından yoluna devam edecek olan Yürüyüş kollarımız üç günlük maratonun ardından 15 Ekim’de Ankara’da olacak.

Buna göre; 12 Ekim 2016 saat 18.00’de Haldun Taner Tiyatrosu yanı Kadıköy’de Eş Genel Başkanımız Şaziye Köse tarafından yapılacak basın açıklamamızın ardından yola çıkacak olan İstanbul Yürüyüş Kolumuz 13 Ekim’de Kocaeli ve Yalova, 14 Ekim’de Bursa’da yapılan karşılama ve basın açıklamalarının ardından 15 Ekim Cumartesi sabahı Ankara’da olacak.

12 Ekim’de Aydın’da yapılacak basın açıklamasının ardından yola çıkacak olan İzmir Yürüyüş Kolumuz13 Ekim’de İzmir ve Manisa, 14 Ekim’de ise Uşak’ta yapılacak karşılama ve basın açıklamalarının ardından yoluna devam ederek 15 Ekim Cumartesi sabahı Ankara’da olacak.

Van-Diyarbakır Yürüyüş Kolumuz iki otobüsle yola çıkacak. 12 Ekim’de Van’dan yola çıkanları taşıyan otobüsümüz Bitlis ve Batman’da yapılan karşılama ve basın açıklamalarından sonra Diyarbakır’a ulaşacak. Van-Diyarbakır Yürüyüş kolumuz Diyarbakır’da diğer illerin de katılımı ile yapılacak olan karşılama ve uğurlamadan sonra yoluna iki otobüsle devam edecek. 13 Ekim’de Urfa, Adıyaman ve Gaziantep, 14 Ekim’de Hatay, İskenderun ve Adana’da yapılacak olan karşılama ve basın açıklamalarının ardından yoluna devam ederek 15 Ekim Cumartesi sabahı Ankara’da olacak.

Sınırlı sayıdaki katılımcı ve otobüsten oluşan Yürüyüş Kollarımız daha çok mitingimize ilişkin kamuoyu oluşturma amaçlı olarak planlanmıştır.

Söz konusu Yürüyüş kollarımızın haricinde 14 Ekim’de Türkiye’nin dört bir tarafından hareket edecek otobüslerle yola çıkan üyelerimiz de 15 Ekim sabahı Ankara olacaktır.

Yani 12 Ekim’de yola çıkan Yürüyüş Kollarımızla, 14 Ekim’de Türkiye’nin dört bir tarafından yola çıkan üyelerimizle 15 Ekim sabahı “İşimize ve Geleceğimize Sahip Çıkıyoruz, Bu Ağır Saldırıyı Da Püskürteceğiz!” Merkezi Mitingimiz için Ankara’da olacağız.  

Yola Çıktık, İşimiz Ve Geleceğimize Sahip Çıkmak İçin Geliyoruz!

  • İş Güvencemize sahip çıkmak için üç koldan çıktık yola, geliyoruz.
  • Sorgusuz, sualsiz, bir mahkeme kararı olmadan, ihbar ve fişlemeler esas alınarak savunma hakkı dahi verilmeden ihraç edilen, açığa alınan kamu emekçilerinin göreve iade edilmesi için
  • İhraç edilen, açığa alınan sadece kendi üyelerimiz için değil haksızlığa, hukuksuzluğa uğrayan tüm kamu emekçilerinin sesi olmak için çıktık yola, geliyoruz.
  • Başta iş güvencemiz olmak üzere yıllardır tırnaklarımızı kazıyarak elde ettiğimiz sendikal hak ve özgürlüklerimizin ortadan kaldırılmasına karşı yollardayız, geliyoruz.
  • Siyasal iktidar tarafında her geçen gün daha faza bir sivil darbe sürecinin fırsatına çevrilen OHAL-KHK rejiminin sona ermesi için yollardayız, geliyoruz.

Kamu emekçileri başta olmak üzere OHAL-KHK rejiminin hedefi haline gelen tüm emek ve demokrasi güçlerini, ekmeği küçültülen, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırılan tüm yurttaşlarımızı,

Yürüyüş kollarımızın illerde yapacağı basın açıklamalarına,

Yurdun dört bir yanından gelen üyelerimizle 15 Ekim’de Ankara’da yapacağımız “İşimize ve Geleceğimize Sahip Çıkıyoruz, Bu Ağır Saldırıyı Da Püskürteceğiz” Merkezi Mitingimize katılmaya,

Omuz olmaya çağırıyoruz!

              KESK Yürütme Kurulu

DANIŞTAY DAVA DİLEKÇE ÖRNEĞİ

672 sayılı KHK ile ihraç edilenlere ilişkin Konfederasyonumuz tarafından hazırlanan Danıştay dava dilekçesi ektedir.

Ekteki dilekçe örneğinin boş bırakılan bölümleri kişisel durumlara uygun olarak doldurulduktan sonra Danıştay’a başvurulacaktır. Tebliğ tarihi 1 Eylül olarak kabul edilerek davanın 60 günlük süre içerisinde açılması gerekmektedir.  DİLEKÇE ÖRNEĞİ İÇİN TIKLAYINIZ

AİHM başvuruları için hazırlanan dilekçe örneği de kısa bir süre sonra sitemizden paylaşılacaktır.

KESK olarak, tüm kamu emekçilerinin sözcüsü ve mücadele örgütü olma kararlılığımzla mücadeleyi her alanda yükseltmeye devam edeceğiz!