HALK KÜTÜPHANELERİNİN SONUNU HAZIRLIYORLAR

Halk kütüphanelerinin sonunu hazırlıyorlar…

www.evrensel.net

Şeref Eker – Kültür Sanat-Sen – 
Şeref EKER*

Kültür ve Turizm Bakanlığında Devlet Tiyatrolarının “tüzel kimliğini” kaldıran yasa tasarısı taslağı çalışmaları sürerken, daha önce “kadük” olan ve bakanlığın taşra teşkilatında bulunan halk kütüphaneleri, müzeler ile güzel sanat galerilerinin de il özel idareleri ve belediyelere devredilmesini öngören tasarı yeniden gündeme geldi.
Halk kütüphaneleri; kadın, erkek, her yaştan, her düzeyde ve her meslekten okuyucunun, her konudaki düşün ve sanat ürünlerinden parasız ve özgürce yararlanmasını sağlayarak bulundukları bölgenin kültürel, toplumsal ve teknik kalkınmasına yardımcı olan kurumlardır.
En son Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre yerel yönetimlere devredilen 321 halk kütüphanesi ilgisizlik, personel yetersizliği ve ödenek yokluğu nedeniyle kapanmak zorunda kaldı. Türkiye’de bugünkü yerel yönetim yapısında ve mevcut halk kütüphanesi mevzuatı ve diğer bağlayıcı mevzuatla halk kütüphanelerinin belediyelere devredilmesinin çok ciddi ve onarılamaz bir yanlışlık olacağı açık. Böylesi bir değişim halk kütüphanelerinin büyük ölçüde sonu olacaktır. Çünkü; 
1. Halk Kütüphanesi hizmetlerinin yerel yönetimler tarafından hangi ilkeler çerçevesinde organize edileceğini açıklayan bir yasa ya da kapsayıcı bir mevzuat yoktur. Dolayısıyla TBMM’den geçirilecek bir/birkaç değişiklik maddesi ile halk kütüphanelerini devralacak yerel yönetimler buna hazır değildir. Yani bir halk kütüphanesi yasası olmadan, hukuksal altyapısı oluşturulmadan 1-2 madde ile gerçekleştirilecek devir geriye dönüşü olanaksız yanlışlıklara neden olacaktır.
2. Hele, il halk kütüphanelerini Bakanlıkta bırakıp ilçe halk kütüphanelerinin belediyelere devri gibi halk kütüphanesi sistem bütünlüğünü bozacak bir uygulama tümden yanlış ve son derece sakıncalı olacaktır. Dünyada böyle bir sistem yoktur. Gerek yönetimsel gerekse teknik olarak tam bir karmaşa anlamına gelen böylesi bir düzenleme düşüncesinden hemen vazgeçilmelidir.
3. Değişikliğin yaşama geçirilmesiyle, büyük ölçüde yerel yöneticilerin kişisel yönelim ve duyarlıklarıyla hareket edilecek, ilçelerin çok büyük bölümünde halk kütüphanesi hizmetleri bugünkü yapısının ve düzeyinin dahi gerisine düşecektir. Ayrıca, halk kütüphaneleri arasında büyük gelişmişlik farkları (standardizasyon) ortaya çıkacaktır.
4. Politik getirisi olmadığından hareketle kütüphane hizmetlerine yeterli finansal kaynak ayrılmayacaktır.
5. Kütüphaneler her konuda kısır politikaların etkisine girecektir.
6. Kütüphane binaları ve personeli başka amaçlar için kullanılabilecektir.
7. Derleme ve koleksiyon oluşturulması bu anlamda yetersiz yerel yöneticilerin kişisel politik yönelimleri doğrultusunda olacaktır.
8. Ayrıca bugün 321 halk kütüphanesi nasıl ilgisizlik, personel yetersizliği ve ödenek yokluğu nedeniyle kapatılmışsa diğerleri de kapanmak zorunda kalacaktır.
9. Halk kütüphanelerinde çalışan yetişmiş ihtisas elemanlarının özlük hakları zaten kötü durumda iken böylesi bir uygulama bu meslek grubunun önce itibarsızlaşmasına sonrasında yok olmasına neden olacaktır.
AKP Hükümeti önce bir kurumu ve personelini itibarsızlaştırıp, antidemokratik bir şekilde, hiçbir sendikanın, bilim adamının, sivil toplum örgütünün görüşünü almadan yasal düzenleme yapmayı alışkanlık haline getirdi. “Ben yaptım oldu” anlayışı ile hareket eden, kendi ideolojisi dışında hiç kimseyi dinlemeyen bu anti demokratik anlayış ne yazık ki şimdi de kültür alanına elini attı. 
(*) Kültür Sanat-Sen MYK Üyesi
www.evrensel.net
Eklenme tarihi: 2014-01-18 06:00:23

HUKUK SANAT BULUŞMASINA KATILDIK

Genel Başkanımız Yavuz Demirkaya: ‘Güvenceli çalışma kırmızı çizgimiz’
Barolar ile sanat alanında faaliyet gösteren sendika dernek vb kuruluş ve meslek örgütlerinin bir araya geldiği Hukuk Sanat Buluşmasında gündemdeki TÜSAK tasarısı eleştirisi damga vurdu. Türkiye Barolar Birliği(TBB)’nin ev sahipliğinde gerçekleşen buluşmada sanat örgütleriyle TBB arasında işbirliği protokolü de imzalandı. Buluşmada söz alan sanatçılar ve kurum temsilcileri sanat kurumlarının kapatılarak tüm sanat faaliyetlerinin 11 kişilik bir kurula devredilmesinin öngörüldüğü TÜSAK tasarısına Tepki gösterdiler. Genel Başkanımız Yavuz Demirkaya’da bir konuşma yaptı.
Genel Başkanımız Yavuz Demirkaya’nın da hedefinde TÜSAK tasarısı vardı. TÜSAK ile esnek, Güvencesiz, Sigortasız ve Sendikasız çalışma öngörüldüğünün altını çizen Demirkaya, “Şu an TÜSAK’ın pratik anlamında uygulaması sanat kurumlarında var. Sanat kurumları yarı yarıya taşeronlaştırılmış durumda” dedi. Güvenceli istihdamın giderek sanat kurumlarından kaldırıldığını ifade eden Demirkaya, güvenceli kadroların giderek boşaldığını ancak yerine aynı haklara sahip yeni istihdam yapılmadığını söyledi. 
‘FRANSA SANAT SENDİKASI TÜSAK KONUSUNDA BİZİ UYARDI’
Bu kadroların yerine süreli sözleşmeli personel ve misafir sanatçı kadrolarına istihdam edildiğini ifade eden Demirkaya, Fransa’da sanat alanında faaliyet gösteren SÜT adlı sendikanın kendilerini TÜSAK konusunda uyardığını belirtti. Fransa’da Provaya 5 dakika bile geç kalsanız performans düşüklüğü nedeniyle iş akdinin feshedilebildiğini anlatan Demirkaya, “böyle bir sebeple işten atılan sanatçı, bırakın Paris’i tüm Fransa’da bile iş bulamıyor” dedi. Tüm kültür ve sanat emekçilerine seslenerek mücadele çağrısı yapan Demirkaya, güvencemize sahip çıkalım. Asla taşeronlaştırmaya, güvencesizleştirmeye izin vermeyelim” dedi. Demirkaya, “Aynı zamanda konfederasyonumuz KESK’in bu yasaya karşı bizimle birlikte mücadele edeceğini buradan bir kez daha deklare ediyorum. Bu yasaya çok geniş kitlesellikte bir tepki var. Bu kitleselliği ve tepkiyi birleştirerek dayanışma içerisinde mücadele edelim” dedi. “Gücümüzün farkında olalım” diyerek sözlerine devam eden Demirkaya, “TÜSAK’ı AKP’nin istediği şekilde değil kendi taleplerimiz üzerinden tartışmayı öneriyorum” dedi.

Genel Başkanımız Yavuz Demirkaya’nın konuşmasının tam metni şöyle :

Öncelikle bu güzel topluluğu, değerli katılımcıları, sahne ve sanat emekçilerini saygıyla selamlıyorum. Sendikam adına bu güzel buluşmayı gerçekleştiren başta Türkiye Barolar Birliği olmak üzere emeği geçen herkesi saygıyla selamlıyorum. 
Değerli arkadaşlar. 
Kültür, sanat emekçilerini temsil eden aynı zamanda kamuda Toplu İş Sözleşmesi yapan yetkili sendika olarak geçtiğimiz beş yıl boyunca biz bu tehlikeyi gören yerden ısrarla hükümeti masaya getirmeye çalıştık. Bu mevcut yasalardaki sıkıntıları aşmak için mücadeleyi örmeye çalıştık. Bunun için yüzlerce dava açtık. Mevcut yasaları, sahne emekçilerine tek tek görüşerek anlattık. Değişikliğin ve alternatifin ne olduğunu kendilerine bilgi olarak sunmaya çalıştık. Geldiğimiz noktada işe yeni başlamıyoruz. Nerdeyse bitirmek üzereyiz. Kısacası 5441 sayılı kanun, bizim kamudaki sanat kurumlarını ilgilendiren ve cumhuriyet tarihinin şu ana kadar çıkmış en önemli temel yasa Devlet Tiyatrolarının Kuruluşu Hakkındaki Kanunu’na 1970 yılında opera yasaları da eklendi. Bu yasalar iki darbe onlarca kriz atlattı. Ne siyasal anlamda değiştirilme gereği duyuldu. Ne de para yok denilip kriz aşamasında biz bunları piyasaya sürelim dendi. Ta ki AKP hükümeti gelene kadar. Peki “ neden TÜSAK gibi bir yapı düşünüldü?” sorusu akla geliyor. Burada TÜSAK’ı hiç bir şekilde tartışmayacağım. Çünkü 5441,1309 ve 1310 üzerinde sendikamızın ve çeşitli sanat örgütlerinin alternatifi var. İlgili yasalarda “özel yasası çıkıncaya kadar” diyor. Ama çıkarılmadı. İstenilseydi TRT yasası gibi özel yasa çıkarılabilirdi. Güzel sanatların yasası dahi yok. Bu yasanın olmadığı yerde teamüllerle yönetilen sanat kurumları vardır. Dolayısıyla biz bu yasaları özel yasa çıkana kadar 657’ye atıf yaparak güvenceyi kaldırın diyebilir miyiz? Bir kere ne istediğimizi çok iyi bilmeliyiz. Buradan AKP’ye mesajı doğru göndermek zorundayız. Bu açıdan bir özel yasa elimizde var hazırladık buyurun tartışalım. İki bu kurumların tüzüklerinin çıkması gerekiyor. Tüzüklerle ilgili biz beş yıldır hazırladığımız tüzüğü sanat kurumlarıyla birlikte tiyatrolara gönderiyoruz. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü “Tüzüğün çalışılması ve çıkarılması” diye imza atmıştır. Buradan da söylüyorum göreve davet ediyorum. Attığın imzanın arkasında dur. Bu kadar sanat örgütüne saygısızlık yapma. Gel Kültür Bakanı’nı da bu konuya ortak et. Alternatif özel yasa ve tüzüğü çıkarmalıyız. Güzel sanatların yasasını çıkarmalıyız. Aynı düşünceler üzerinden sendikamızın mücadele edeceğini söylemek üzere buraya geldim. Bir diğer noktada TÜSAK la ilgili olarak getirilmesi istenen şudur: Esnek, güvencesiz sigortasız ve de sendikasız istihdam yaratmak. Bunu neden söylüyorum. Şuan TÜSAK’ın pratik anlamında uygulaması sanat kurumlarında var. Sanat kurumları yarı yarıya taşeronlaştırılmıştır. Buradan herkesin bilgisinin olmasını istiyorum güvenceli istihdam yoktur. Kadro alınmıyor ki güvenceli istihdam olsun. Emekliye gideceklere neden teşvik veriyorlar çünkü ‘siz gidin zaten sayı olarak da çok değilsiniz yerinize prova temsil başına personel alınacak’ diyor yasa. Fransa sanat kurumlarında örgütlü sendika SÜT sendikası TÜSAK konusunda bizi uyardı. “Provaya 5 dakika geç kaldınız, Sizin performansınızı beğenmiyorum” diyerek iş akdinize son verilebiliniyor. Böylelikle sanatçılar bırakın Paris operasında, tüm Fransa’da iş bulamıyor. Dolayısıyla bu tehlikeyi görerek güvencemize sahip çıkalım. Asla taşeronlaştırmaya, güvencesizleştirmeye izin vermeyelim. Avrupa Birliğinden örnekler böyle burada siyasi müdahale doğrudan hükümetlerin ideolojilerinin sanatını yaratma çabasıdır. Ticarileştirme toplumu siyasal anlamda değiştirmede sanatın gücünü kullanmak ve istihdamı güvencesizleştirmek istiyorlar. Misafir sanatçı ve süreli sözleşmeli istihdam yapısını tamamen yerleştirmek istiyorlar. Ki bu arkadaşlarımız şuan bile sendikal haklara sahip değiller. Sendikadan bahsediliyoruz. Peki nasıl sendika? Şu an bu yasa tasarısını destekleyen Memur-Sen gibi sendika değil. Sendika, emeğin haklarını güvenceli istihdamı savunursa sendika olur. Emekçilerden aldığı talepleri hayata geçirme mücadelesi verebilirse sendika sendika olur. Burada Sayın Orhan Alkaya’nın bıraktığı yerden devam etmek istiyorum. Hep beraber dayanışmayı örelim. Ki en zor yaptığımız işlerden bir tanesi bu. Evet. Çok iyi tespitler yapıyoruz, çok iyi eleştiriler yapıyoruz. Alternatiflerimizde var. Ama yan yana geldiğimizde sen ben noktasına düşmekteyiz. Bunu yapmamak adına Sanatçılar hareketi, sanatçılar girişimi Özerk sanat konseyi (ki ÖSK onlarca demokratik örgüt ve sanat örgütlerinden oluşan bir yapı) birçok kez kurultay yapmış TÜSAK’tan önce “Özerk sanat yasası nasıl olmalı?” diye bir taslak hazırlamış bir yapıdan bahsediyoruz. Bütün bunların bir araya gelmesi çok önemli ve aynı zamanda. Konfederasyonumuz KESK, 230 bin üyesiyle bu yasaya karşı bizimle birliktedir. Bunu buradan deklare ediyorum. Çok ciddi bir kitlesellik var ve KESK bu konuda sizin yanınızda olacağını geçtiğimiz hafta yineledi. Biz alternatiflerimizi söyledik önümüzdeki süreçlerde TÜSAK ‘ı tartışmaya değil bizim söylediklerimizi tartışmayı öneriyoruz. O yüzden bu oluşumu destekliyor ve tekrar şükranlarımı sunuyorum yolunuz açık olsun arkadaşlar sağ olun. 

HALK KÜTÜPHANELERİ KAPANIYOR

www.evrensel.net

TÜİK – Halk kütüphanesi – Kültür Sanat-Sen – AKP – Kültür Sanat-Sen Genel Hukuk ve TİS Sekreteri Şeref Eker –
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinde halk kütüphaneleri sayısındaki azalma dikkat çekiyor. Halk kütüphanelerinde örgütlü Kültür Sanat-Sen, verileri “AKP’nin yazılı kültürü küçümsemesinin bir göstergesi” diye değerlendirdi.
2004 yılında halk kütüphaneleri sayısı 1367 iken 2012 yılında bu sayı 1112’ye düşüyor. Nüfus artış hızı ile birlikte ele alındığında halk kütüphanelerinin sayısındaki bu azalma bu alanda uygulanan politikaların gözden geçirilmesi gerektiğine işaret ediyor. TÜİK verilerine göre halk kütüphanelerinin kullanıcı sayısı 2005 yılında en yüksek seviyesine ulaşarak yaklaşık 20 milyon 706 bin olurken, 2012 yılında bu sayı yaklaşık 19 milyon 545 bine düştü.
TİRAJ ARTIŞI ORANTISIZ

Son on yılda gazete ve dergi sayıları ile tirajlarında artış yaşanmasına rağmen bu artış nüfus artışının altında kalıyor. 2005’ten bugüne gazete ve dergi sayısında yaklaşık 3 bin adet bir artış görülüyor.

Tirajlar ise yaklaşık 700 bin adet artarak 2 milyon 300 bine ulaşıyor. En dikkat çeken artış ise sinema alanında görülüyor. Hem sinema salonu sayısı hem de sinema seyirci sayısı son on yılda iki kattan daha fazla artıyor.

‘AKP YAZILI KÜLTÜRÜ ÖNEMSEMİYOR’

Kültür Sanat-Sen Genel Hukuk ve TİS Sekreteri Şeref Eker, AKP iktidarının halk kütüphanelerini kâr getirmeyen birer kambur olarak gördüğünü söyledi. Kütüphaneciliğin kültürel mirasımızı gelecek kuşaklara aktaran en önemli kurumlardan biri olduğunun altını çizen Eker, AKP iktidarının sözel ve görsel kültür dışında yazılı kültüre önem vermediğini söyledi. 
Kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasında İskenderiye ve Bergama Kütüphanelerini örnek gösteren Eker, yazılı kültürün bu derece küçümsenmesine tepki gösterdi. Türkiye’deki kütüphanecilik anlayışını gelişmiş bazı ülkelerdeki örnekleriyle kıyaslayan Eker, Türkiye’nin bu ülkelerin gerisinde kaldığına dikkat çekti. (Ankara/EVRENSEL)

HUKUK SANAT BULUŞMASI

Türkiye Barolar Birliği ve içinde sendikamız Kültür Sanat Sen’in de yer aldığı kültür sanat alanında faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlar 20 Ocak Pazartesi günü “Hukuk Sanat Buluşması’nda” bir araya geliyor. “Sanatın hukuku sahipsiz değildir” ve “Sanatı savunuyoruz” sloganları ile düzenlenen buluşma TBB binasında gerçekleşecek. Buluşmada “Sansürlenen ve sürgün edilen sanat” başlıklı oturumda Genel Başkanımız Yavuz Demirkaya konuşacak. Buluşmanın arkasından saat 20.45’te sanatçı Timur Selçuk konser verecek. Buluşma saat 11.00’de başlayacak.

DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI GÖRÜŞME

07.01.2014 tarihinde Devlet Personel Başkanlığı ile bir görüşme yapılmıştır. Toplu sözleşme görüşmelerinde bağıtlanan hükümlerin, kurumlar bazında ve uygulamada aksaklıklar yaşandığı ve bu sorunların  çözümü konusunda fikir alışverişinde bulunulmuştur.

Sanat kurumlarımızda çalışan Süreli Sözleşmeli sanat emekçilerinin kadro sorunu görüşülmüş,Devlet Personel başkanlığı bu kapsamda çalışan personelin mağduriyetlerini bildiklerini ,önümüzdeki günlerde çıkması muhtemel Torba Yasa da yer almalarının sağlanması için çalıştıklarını tarafımıza bildirmiştir.

Yine Toplu sözleşme kazanımımız olan Turizm Araştırmacılarının unvan ve özel hizmet tazmınatı sorunu da görüşülmüş 2013  yılı toplu sözleşme hükümlerinin yasa hükmünde olduğu ve Devlet Personel Başkanlığının hükümlerin uygulanması doğrultusunda kurumlara yazı gönderdiği tarafımıza söylenmiştir.

TEŞVİK İKRAMİYELERİ

Bakanlığımız bünyesinde görev yapan Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nde görevli, aralarında sendikamız üyelerinin de bulunduğu personelin 2013 yılına ait henüz ödenmeyen teşvik ve ikramiyelerinin gecikme faiziyle birlikte kendilerine ödenmesi ile ilgili Kültür ve Turizm Bakanlığına yazmış olduğumuz yazı ektedir.

Ayrıca anılan personelin kurumlarına yazacakları ÖRNEK DİLEKÇE 

…………………………………………..MÜDÜRLÜĞÜ’NE

Konu      :Henüz ödenmeyen 2013 yılına ait teşvik ve ikramiyelerimin gecikme faiziyle tarafıma ödenmesi talebi

Genel Müdürlüğü’nüze bağlı ………………………………..Müdürlüğü’nde ……………. Görevi ile çalışmaktayım.

2013 yılına ait teşvik ve ikramiyerim henüz tarafıma ödenmemiştir. Bu nedenle, bahsi geçen teşvik ve ikramiyelerimin, bugüne kadar neden ödenmediği hususunda tarafıma bilgi verilmesi ve söz konusu alacaklarımın gecikme faiziyle birlikte ödenmesini arz ve talep ederim.

                                                                                                                                                    TARİH

                                                                                                                                                AD-SOYAD

                                                                                                                                                    İMZA

ODTÜ, ÖZGÜR BİLİM, DEMOKRATİK ÜNİVERSİTE MÜCADELESİNDE YANLIZ DEĞİLDİR!

Geçtiğimiz hafta bir bilim yuvası olan ODTÜ’ye 105 koruma aracı, 20 zırhlı araç, 8 TOMA 3660 polis korumasıyla ziyarete giden Başbakan, “parasız, bilimsel, demokratik eğitim, özerk üniversite” isteyen öğrencilere, ancak savaşlarda görülebilecek bir şiddetle saldırmış, öğrencilerin demokratik tepkisi karşısında iktidarın ne denli tahammülsüz olduğunu açıkça görülmüştür. Geçtiğimiz hafta ODTÜ’de başlayan ve hızla yayılan bu anlamlı tepki, siyasi iktidarın tıpkı kültüre ve sanata yönelik düşmanca tavırları gibi, bilimsel eğitim ve demokratik üniversite talep edenleri de düşman olarak gördüğünü ortaya çıkarmıştır. Öğrencilere ve üniversitelerine sahip çıkan onurlu öğretim elemanlarına karşı Başbakan ve yandaş rektörler üzerinden yürütülen karalama kampanyaları asla amacına ulaşamayacaktır. Yıllardır ülkede yaşanan anti demokratik uygulamalara en küçük bir tepki vermeyen bazı üniversite rektörlerinin polis şiddetini görmezden gelerek doğrudan ODTÜ öğrencilerini ve öğretim üyelerini suçlayıcı açıklamaları, bir süredir iktidar yanlıları için kullanılan “yandaşlık” kavramının sınırlarını zorlar hale gelmiştir. Başbakan ve destekçileri, siyasi iktidara karşı söylenen her sözü, her tepki ve protesto gösterisini şiddetle bastırma yoluna giderek, demokratik tepkileri bastıracağını sanarak büyük bir hata işlemektedir. Artık neredeyse şiddetle bastırılmayan, tehdit ve baskı ile anılmayan tek bir basın açıklaması, tek bir eylem olmaması dikkat çekicidir. AKP’nin ileri demokrasisinde protesto hakkı bile kullandırılmak istenmemekte, basın, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün kırıntıları bile AKP Hükümetince ayaklar altına alınmaktadır. Akademinin vazgeçilmez görevlerinden birisi de, hiçbir baskı altında kalmadan, toplum ve iktidarı sorgulamak, bunlar hakkında bilimsel ve eleştirel görüşlerini dile getirmektir. Bugün, baskıcı politikaların hedefi haline gelmiş olan ODTÜ’lü akademisyen ve öğrencilerin mücadelesinin yanında yer almak, akademi ve demokrasi tarihi açısından vazgeçilmez bir sorumluluktur. Kültür Sanat Sen olarak, iktidar kaynaklı baskı ve şiddetin hedefi haline getirilmeye çalışılan başta ODTÜ öğrencileri ve öğretim üyelerinin mücadelelerinde yalnız olmadıklarını belirtiyor, dayanışma duygularımızı ifade ediyoruz.

YOLSUZLUK, RÜŞVET, YAĞMA VE TALANA SEYİRCİ KALMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR!

Türkiye birkaç gündür, siyasi iktidarın yolsuzluk ve rüşvet operasyonları ile boğazına kadar çamura battığı tarihi günlerinden birisini yaşamaktadır. Aralarında Bakan çocuklarının, banka genel müdürlerinin, AKP’li bir belediyenin ve iş adamlarının olduğu yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ayrıntıları sorunun basit bir yolsuzluk soruşturması olmadığını göstermektedir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaklaşık bir yıllık teknik takiple “rüşvet”, “ihaleye fesat karıştırmak”, “altın kaçakçılığı” ve “Kültür ve Tabiat Varlıkları’na zarar vermek” suçlamalarıyla üç ayrı soruşturma yürütüldüğünün bilgisi basına kamuoyuna yansımıştır.
Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları arasında yer alan usulsüzlüklerin içinde kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarını da içeriyor olması dikkat çekicidir. Basına yansıyan iddialara göre siyasi belediyeler tarafından onaylanmayan bazı plan tadilatları, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Özel ‘Proje Alanı’ veya ‘Kentsel Tasarım Projesi’ ilan edilerek usulsüzlükler yapılmış, bazı kişilerin imar planlarında değişiklik yaptıramadıkları arazileri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın görev alanına almak için usulsüz şekilde “Kentsel Dönüşüm Alanı” veya “Rezerv Yapı Alanı” ilan ettirilmiştir.
Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulları’na rüşvet verilerek tarihi yapıların bulunduğu arazilerin, doğal sit alanlarının ve yeşil alanları imara açtıkları, imar planlarında huzurevlerini otel, eğitim alanlarını konut ve ticaret alanı olarak değiştirdikleri, soruşturma dosyasındaki iddialar arasında yer almaktadır. Siyasi iktidarın yıllardır ülkenin bütün kaynaklarını nasıl kendi çıkarları için talan ettiğini, koruma altındaki sit alanlarını, ören yerlerini nasıl imara açtığı bilinmektedir. Son operasyon, yıllardır itiraz ettiğimiz kimi yasa dışı düzenlemelerin hangi mekanizmalar üzerinden hayata geçirildiğini bir kez daha göstermiştir.
Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmanın ilk saatlerinden itibaren, Başbakanın bu operasyonun karanlık güç odaklarının Hükümete ve kendisine karşı komplosu olduğunu söylemesi ve soruşturmayı yürüten emniyet müdürlerinin görevden alınması, yaşanan operasyonun ucunun hükümete dayandığının en somut kanıtı niteliğindedir.
11 yıllık iktidarında eğitim ve sağlıktan kültür ve sanat alanına kadar, bütün alanlarda yürütülen “piyasalaştırma” uygulamalarının, tarihi eserlerin, müzelerin, sanat kurumlarının nasıl bir yağma ve talan siyaseti ile denetim altına alındığını bütün boyutlarıyla göstermektedir.
Yolsuzluk, rüşvet ve yağma gibi sistemin çürümüşlüğünün ifadesi olan pisliklerin birer birer ortaya çıkması, siyasi iktidarın yürütülen soruşturmanın üzerinin örtülmesi için bütün imkanlarını seferber etmesini beraberinde getirmiştir. Ancak Hükümet “Soruşturmanın gizliliği ihlal ediliyor” bahanesine sığınarak yaşanan gerçeklerin üstünü daha fazla örtemeyecektir.
Bugün asıl olan yaşanan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda ortaya çıkan ve yüz milyarlarca dolara varan yolsuzluk ve rüşvetin büyük inşaat firmalarından bakanlara, belediye başkanlarına kadar uzanan zincirin bütün halkalarının halkın gözleri önüne serilmesini gerektirmektedir. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonun üzerinin örtülmesine izin verilmemeli, bütün sorumlular açığa çıkarılarak adalet önünde hesap vermelidir. KÜLTÜR SANAT-SEN GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU

KÜLTÜR VE SANATIN MALİYETİ OLMAZ!

Ankara Programı: 

Tarih: 19 Aralık 2013

Toplanma Yeri: Ankara Opera Müdürlüğü

Saat: 11:00

KÜLTÜR VE SANATIN MALİYETİ OLMAZ!

          AKP hükümeti, tüm kamu hizmetlerinde olduğu gibi, bir süredir siyasi ve ideolojik baskılarla yeniden biçimlendirmeye çalıştığı kültür ve sanatı ticarileştirmek, kültür ve sanat kurumlarının toplumsal özünü ortadan kaldırmak istemektedir.

         Halkımıza sesleniyoruz!  Artık bir dur demenin vakti …

         Siyasal iktidarın  demokrasi  adı altında  yargıda,sağlıkta,eğitimde,basında ve kültür ve sanatta,kısaca tüm kamu ve yaşam alanlarında yaptıkları yapacaklarının bir göstergesi haline geldi..Gün geçmiyor ki kamuyu,kamu yararı  adı altında özelleştiriyorum diyerek, ticarethane haline  getirerek,piyasa ekonomisi ve ranta,dönüştürdüğü haberleri manşetlerden eksik olmuyor!..

         Siyasal iktidarın “Devlet eli ile tiyatro olmaz, özelleştireceğiz” sözü ile özerk ve tüzel kişiliğe sahip yapıları olan  ödenekli sanat kurumları, adeta halkın gözünde itibarsızlaştırılmaya başlanmış,  önce binalar ya satılmış, ya satılığa çıkarılmış, ya da tadilat yapılacak diye boşaltılmıştır…Sonra  özel tiyatrolara yardım koşulunu ‘’genel ahlak kurallarına göre’’ belirlemiş, sahne sanatlarında yurdun her köşesine giden  özel tiyatroları, gezi ruhunu destekliyor diyerek, Anayasanın 64 .maddesine aykırı olarak adeta cezalandırmıştır.

         Siyasal iktidarın kamu alanına hâkim olma isteği, kültür ve sanatta da kendini göstermiş, hükümet sanat ilişkisi fiili olarak uygulanmaya başlanmıştır. Özgür, özerk ve bağımsız sanat, baskıyla, sansürle, tehditle, yeniden düzenlenmeye başlanmıştır.

             Kültür ve Turizm Bakanı, Devlet ve sanat kurumlarının ilişkisini, varlığını ‘’ devlet sanat ilişkisi bakımından elimizdeki modelin maalesef Rusya’da bile 1995’te terkedilmiş bir sovyetik model olduğunun adı koyulmasıdır. Bu model, bizim elimizdeki devlet sanat üretimi ilişkisi modeli dünyada bir ülkede var bire bir o da Çin’de…” sözleri çoğulcu ve demokrasi adı altında, yıkıcı, gerici, denetleyici ve belirleyici düşünceleri ortaya koymaktadır.

         Özgür sanat ve sanat kurumlarının yaratıcı faaliyetlerini yeniden düzenleme ve kendine bağlama, tek tipleştirme anlayışında sıra kütüphane, müze, opera, bale, senfoni, halk dansları, koro ve müzik topluluklar ile tiyatroya gelmiştir.‘’ Daha özgür ve özerk yapıya büründürülecek’’ diye, yaratıcılığı ,farklılığı, yasalarla belirlenmiş misyon ve vizyonu, siyasallaştıran, tahammülsüz, çağdaş standartlara uygun hale getirme yalanlarıyla  bu yapıların içini boşaltan, önceleri inkar edip sonrasında ise basın yayın organlarına servis eden, artık kapalı kapılar ardında yapıldığını  inkar etmeyen yasa tasarısı ile karşı karşıyayız!

 Çok üzücü ve ilginç olanı da, sanat kurumlarının sanatçı yöneticileri ‘’ bu kapsamda bakanlığımızın yürüttüğü bir çalışma var mı, varsa içeriği nedir bilgimiz yok. Basından öğrenip çevreden duyduklarımız kapsamında bilgimiz var!’’ diyerek, ilgili genel müdürlükleri ve ilgili kurum ve kuruluşlar pay-pas edilmişlerdir.

         Tüzel kişiliğe haiz, ödenekli sanat kurum yöneticilerinin, basından okudukları doğruysa, şimdi yasaya göre gereğini yapması ya da çalışanlarıyla ve halkla bu süreci paylaşması zorunlu hale gelmiştir…

         Anayasa’nın 64 .maddesi ;Devlet sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı  korur!?…sanat eserlerinin ve sanatçının korunması,değerlendirilmesi,desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır,hükmü’’ ne hale getiriliyor!

         Devlet ödeneği ile sanat olmaz diye serzenişte bulunan hükümetler bilmelidirler ki, Bütçeler halktan toplanan vergiler ile oluşur ve hükümetler yürütme olarak bunun kamuda ki dağılımını sağlamakla mükellefler. Yapılan bütçeler hükümetlerin değil halkın parasıdır.

         Bir bütün olarak bakıldığında Halk kütüphaneleri yok edilmek isteniyor, Müze ve ören yerleri ticarileştirilerek yok edilmeye çalışıyor, Yandaş basın aracılığı ile kültür ve sanat kurumları itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor, Kültür Turizm ve Sanat kurumlarında alanları ile ilgili olmayan atamalar ve kadrolaşma gerçekleştiriliyor,

         Sonuç olarak; kapalı kapılar ardında oluşturdukları, kültür ve sanat emekçileri, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, sendikalar ve halkla paylaşılmayan yasa taslağı, sanat kurumlarını yok etmeyi amaçlamaktadır. Halkın nitelikli, yaratıcı ,farklılıkları içinde barındıran, çok sesli sanat hakkı gasp edilemez! KÜLTÜR VE SANATIN MALİYETİ OLMAZ!

’’SIRA KİME GELECEK’’ diye  seyretmeden, sanat kurumlarını kaybetmeden ,daha özgür ve bağımsız, özerk, yaratıcı perdelerin kapanmaması için, ’’SİYASETİN SANAT KURUMLARINA HAKİM OLMASINI ENGELLEMEK İÇİN’’ ele ele, hep birlikte İŞ BIRAKIYORUZ…