KESK BASIN DUYURUSU

Bilindiği üzere kamu emekçileri ile hükümet arasında 2014-2015 kapsayan toplu sözleşme sürecinde tam bir fiyasko yaşanmıştır.Toplu sözleşme takvimine göre Hakem Kurulu süreci hariç 21 Ağustos’a kadar sürmesi planlanan görüşmeler AKP Hükümeti ve Memur Sen’in kapalı kapılar ardında yaptığı pazarlıklar sonucu arife günü ‘tam mutabakatla’ sonuçlanmıştır.Kamu emekçilerinden, emeklilerden ve toplu sözleşmenin tarafı olan KESK ve Kamu Sen’den kaçırılarak kapalı kapılar ardında yapılan bu mutabakat neler getiriyor ya da götürüyor?AKP-Memur Sen ‘mutabakatına’ toplu sözleşme’ denilebilir mi? Bu mutabakat meşru mudur?Kamu emekçilerinin haklarını kendi pazarlıklarına alet edenlere karşı KESK önümüzdeki dönem nasıl bir yol haritası izlemeyi planlıyor?Tüm bu soruların ve sizlerin sorularının yanıtlarını vermek üzere; aşağıda belirtilen tarih, yer ve saate basın toplantısı yapacağız.Katılımınızı bekler, iyi çalışmalar dileriz. BASIN TOPLANTISI:Tarih: 14 Ağustos 2013 Çarşamba- (YARIN)Saat: 10.00Yer: Mülkiyeliler Birliği-  Konur Sokak No: 1 Kızılay 

HÜKÜMET TEKLİFİNDE BULUNDU

1-Mermur sendikaları ve hükümet arasındaki zam pazarlığı başlarken hükümet ilk teklifini yaptı. 2014 yılı için yüzde 3+3 ya da 100 TL seyyanen zam teklif eden hükümet, 2015 yılı için yüzde 3+3 zam teklif etti.
2-4/C’lere Aile Yardımı teklif etti.. 3-Öğretmenlere Eğitim Öğretim Tazminatı 2014 için 40+40 TL artış teklif etti. 

TOPLU İŞ SÖZLEŞME GÖRÜŞMELERİ

1 Ağustos 2013 saat 12.00’de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı binası toplantı salonunda başladı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK ve Konfederasyon Başkanlarının açılış konuşmaları sonrası TİS takvim belirlendi.

2 Ağustos 2013 saat 14.00’te hizmet kolu görüşmelerinin ilk bölümü olan sendikaların tekliflerini sunduğu görüşme yapıldı. Genel başkanımız Yavuz DEMİRKAYA görüşmede geçen sene yaşanan süreçle ilgili eleştiri ve önerilerini dile getirdi.

3 Ağustos 2013 saat 10.00’da sendikamız Kültür Sanat-Sen ile Maliye Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı, Kalkınma Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı bürokratları arasında hizmet kolu tekliflerimizin komisyon çalışması yapıldı; burada hükümetin teklifini oluşturmadan önceki ilk tasnif yapılarak komisyon raporu imza altına alındı.

Takvime göre, 3 Ağustos 2013 te belirlenen tekliflerimiz 4-5 Ağustos 2013 günlerinde hükümet ve bürokratlar tarafından değerlendirilerek 6 Ağustos 2013 tarihinde hükümet kendi teklifini sunacaktır.

2014-2015 yıllarına ilişkin 2. Dönem toplu sözleşme teklifine dair kültür ve sanat hizmet kolu komisyon raporu ektedir. 

ODTÜ SENATOSUNUN ANTİDEMOKRATİK UYGULAMALARA İLİŞKİN KAYGILARINI PAYLAŞIYORUZ

Türkiye’de son yıllarda giderek belirginleşen antidemokratik uygulamalar ve yarattığı olumsuz sonuçların, yurt içinde ve yurt dışında çeşitli kesimler tarafından eleştirildiği bilinmektedir. AKP’nin “ileri demokrasi” olarak adlandırdığı, ancak iktidar partisi gibi düşünmeyenlerin baskı, gözaltı ve tutuklamalarla sindirilmeye çalışıldığı bir dönemde ODTÜ Senatosundan yapılan tepki açıklaması, yaşanan süreçten rahatsızlık duyan herkese tercüman olmuştur. ODTÜ Senatosu, “Basın üzerindeki baskıları ve akademik özerkliği zedeleyen uygulamaları, ülkemizde düşünce, ifade ve bilim özgürlüğüne müdahale olarak” değerlendirmiş ve bir bilim yuvası olmanın verdiği birikim ve olgunlukla yaptığı açıklamada “Çağdaş demokrasilerde üniversitelerin ve basının ortak zemininin düşünce ve ifade özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğünün güvencesinin ise evrensel normlara uygun bir hukuk sistemi olduğunu” özellikle vurgulamıştır. “Ülkemizde, bu çizgiden uzaklaşan ve adalet hissini zedeleyen her türlü uygulamadan derin kaygı duyuyoruz” ifadesi, bugün eylem ve söylemleri ile iktidarın hedefinde olan kişi, kurum, dernek, sendika vb tüm kesimlerin yaşananlardan duyduğu endişeleri ifade etmektedir. Basın üzerindeki baskılar, KESK ve bağlı sendikalara yönelik baskı ve sindirme uygulamaları, öğrenciler, gazeteciler ve sendikacıların potansiyel suçlular olarak gösterilerek tutuklanması, ülkemizde düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne açık bir müdahaledir. Bu tür müdahalelerin sendikal alandaki karşılığı, idari ve siyasi baskılarla kamu emekçilerinin yandaş sendikalara üye olmaya zorlanmasıdır. Son yıllarda özellikle KESK’e bağlı sendikalara üye olan kamu emekçilerine yönelik baskı, sindirme ve yıldırma uygulamalarının artmış olması, Türkiye’nin eşine az rastlanır şekilde baskıcı ve otoriter bir yönetim anlayışıyla yönetilmek istendiğinin en somut göstergesidir. ODTÜ senatosunun üniversiteler üzerindeki baskıların bu kadar yoğun olduğu bir dönemde yapmış olduğu bu açıklama ile gösterdiği demokratik tepki, iktidarın baskıları karşısında sinen ve kendi kabuğuna çekilen tüm kişi ve kurumlara örnek olacak niteliktedir. Kültür Sanat Sen olarak, ODTÜ senatosunu bu cesur çıkışından dolayı kutluyor, üniversiteler, emek ve meslek örgütleri ve sendikalar olarak iktidarın anti demokratik uygulamaları karşısında tüm emek ve demokrasi güçlerini baskılara karşı dayanışma içinde olmaya birlikte hareket etmeye çağırıyoruz.

TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ TALEPLERİMİZ

MADDE 1- HUKUKSAL DAYANAK
Bu toplu iş sözleşmesinin hukuksal dayanağı 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununu, Anayasanın 90.maddesi, ILO nun 87, 98 ve 151 sayılı sözleşmeleri.

MADDE 2- TARAFLAR
Bu toplu iş sözleşmesinin İşveren tarafı, Kamu İşveren Heyeti kamu çalışanları tarafı ise Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat-Sen)’dır.

MADDE 3- TANIMLAR
Bu toplu iş sözleşmesinde geçen;

  • a. İşveren: Kamu İşveren Heyeti
  • b. Konfederasyon: Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu
  • (KESK)’nu
  • c. Sendika: Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat-Sen)’nı
  • d. İşyeri: Madde 6 (a) bendinde yer alan kurumları
  • e. Kamu görevlisi: Kamu kurum ve kuruluşları ile bağlı
  • ortaklıklarında işçi statüsü dışında bir kadro veya pozisyonda çalışan kamu çalışanını,
  • f. Sözleşme: Ekleri ile birlikte bu toplu iş sözleşmesini
  • g. Taraflar: Bu Toplu İş Sözleşmesine taraf olan işveren ve sendika
  • h. Mevzuat: Yasa, tüzük, yönetmelik, genelge, yönerge v.b.’ni ifade eder.

TALEPLERİMİZ BROŞÜRÜNÜ İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

AfisSanat
Afis Tasra

TOPLU SÖZLEŞME GÖRÜŞME (TİS) TAKVİMİ

Buna göre:

2 Ağustos 2013, Cuma, saat 14.00 : Hizmet kollarının taleplerine ilişkin sunumların yapılması ve ardından teknik komisyonların kurulması

3-4-5 Ağustos 2013 Cumartesi, Pazar, P.tesi: Bu üç günde hizmet kollarının talepleri komisyon tarafından değerlendirilmesi ve üç günün sonunda komisyon raporunun yazılması

6 Ağustos2013, Salı: Hizmet kollarına ilişkin Teknik komisyon raporlarının görüşülmesi, Hükümetin genele ilişkin kendi teklifini sunması ve genel taleplere ilişkin komisyon kurulması 

13-14 Ağustos 2013,  Salı-Çarşamba: Hizmet kollarına ilişkin görüşmelerin tamamlanması ve Genel Komisyon raporunun hazırlanması

15-20 Ağustos 2013,: Bu tarihler arasında genel taleplere ilişkin komisyon raporunun değerlendirilmesi ve 21 Ağustos tarihine kadar çalışmaların sonlandırılması               

21 Ağustos 2013, Çarşamba: Yasa gereği TİS’in bitirilmesi  gereken tarih, ancak daha erken de bitebilir.

KÜLTÜR VARLIKLARIMIZA VE ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİNE SAHİP ÇIKIYORUZ!

11 yıla yakın bir süredir uyguladığı politikalar ile kamu hizmetlerini adım adım özelleştiren, çalışma yaşamını kuralsızlaştıran, kentlerimizi, doğayı ve doğal yaşam alanlarımızı her fırsatta talan eden AKP hükümeti, son olarak Gezi parkına yapılmak istenen “topçu kışlası” ve “AVM” yapma girişimi sonucunda beklemediği kitlesellik ve yaygınlıkta tepkilerle karşılaşmıştır. Halkın yaşam alanlarının ranta açılması için bugüne kadar sayısız adım atan hükümet, bu kez sert kayaya çarpmıştır. 
Başbakan’ın gezi parkına sahip çıkan sanatçılar başta olmak üzere herkesi hedef göstermesi yetmiyormuş gibi, hükümet temsilcilerinin, gezi direnişi ile giderek artan tepkileri göz ardı ederek Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) yıkılabileceğinin açıklanması, AKP’nin insanlığın tüm değerlerine olduğu gibi, kültür ve sanat kurumlarına karşı da büyük bir sorumsuzlukla hareket ettiğini göstermektedir. Anlaşılan odur ki, hükümet temsilcileri Atatürk Kültür Merkezi ile ilgili koruma kurulu kararlarından haberdar değildir. 
Atatürk Kültür Merkezi İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 06.01.1999 gün ve 10521 sayılı kararıyla tescil edilmiş, 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 30.07.2007 gün ve 1344 sayılı kararıyla da “Korunması Gerekli 1. Grup Yapı” olarak belirlenmiştir. Atatürk Kültür Merkezi, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından tarihsel ve kültürel önemi göz ardı edilerek ranta açmak amacıyla 2006-2007 yıllarında yıkılmak istenmiştir. Yıkımının durdurulması için, kalemiyle, sanatıyla, inadıyla, yüreğiyle ve mücadelesiyle bizlere destek veren sanatçılarımızla duyarlı İstanbul halkıyla birlikte direndik ve yıkımı engelledik. 
Kültür ve sanatı sadece “elit” bir uğraş olarak görüp küçümseyen mevcut çağdışı zihniyet, toplum ve ülkemizin tarihsel, kültürel, sanatsal değerlerini gerçek dışı bilgilerle yozlaştırıp, halkı manipüle ederek, toplumun derin bir karanlığın içine çekilmesine neden olmaktadır.
Atatürk Kültür Merkezi 2008 yılının Mayıs ayında perdelerini kapatmıştır. O dönem kamuoyunda yıkılacak, yenilenecek tartışmaları ve çeşitli projeler dolaştığı hatırlanacaktır. Atatürk Kültür Merkezi’nin geleceğine, belleğimize, sanatımıza, hakkımıza sahip çıkmak için Kültür Sanat Sen olarak demokratik kitle örgütleriyle onlarca eylem gerçekleştirdik. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa uygun onarım yapılmasını istedik. 
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 14.01.2010 tarih ve 3155 sayılı kararıyla Atatürk Kültür Merkezinin, rölöve, güçlendirme projesi ve güçlendirme raporu doğrultusunda uygulama yapılmasında sakınca olmadığına dair karar alınmış olmasına rağmen, yaklaşık 2,5 yıllık süre içerisinde onarıma ilişkin bir çivi dahi çakılmamış olması düşündürücüdür. Atatürk Kültür Merkezi ’nin rölöve, güçlendirme projesi ve güçlendirme raporu, İstanbul II Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 06.06.2012 tarih ve 498 sayılı kararıyla güncel hale getirilmiştir. Bu kararın alınmasından yaklaşık bir yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen onarıma başlanmamış, Atatürk Kültür Merkezi kendi kaderine terk edilmiştir.06.06.2013 tarihinde Başbakan “Atatürk Kültür Merkezi yerine opera binası yapacağız” demiştir. AKP hükümetinin Atatürk Kültür Merkezi’ni çürümeye terk etmesi ve depreme dayanıklı olmadığını iddia ederek yıkılabilir açıklaması yapılması, yeni bir provokasyondan başka bir anlama gelmemektedir. Binanın depreme dayanıklılık konusunda bilimsel araştırma ve raporları ile yeterli dayanıklılığa sahip olduğu kamuoyunca bilinmektedir.
Başbakan ve hükümet temsilcileri, Atatürk Kültür Merkezi’nin depreme dayanaksız olduğunu iddia ederek (depreme dayanıklı olup olmadığına dair Hükümet tarafında yapılmış bilimsel, teknik bir değerlendirme olmamasına rağmen) yıkılacağını ve yerine daha modern bir yapı inşa edeceklerini söyleyerek kamuoyunu ve halkı yanıltmaya çalışmaktadır. 
Yıkılacağı iddia edilen Atatürk Kültür Merkezi hakkında sendikamızın açmış olduğu davada bilirkişi raporuna dayanarak verilen 16.12.2009 tarihli korunması ve aslına uygun restore edilmesi için kesinleşmiş İstanbul 9.idare mahkemesi kararı vardır. Bu mahkeme kararında Atatürk Kültür Merkezi’nin tarihi eser niteliğinde olduğu ve İstanbul Koruma Kurulu tarafından da koruma altına alındığı, bu tarihi eserde bırakın yıkımı aslına uygun olmayan tadilat dahi yapılmasını yasakladığı halde, yıkacağız dayatması yapılması; bilimin, hukukun, yargı kararlarının yok sayılması, kabul edilemez. 
20.12.2009 tarihinde Mimarlar Odası, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında yapılan protokolle Atatürk Kültür Merkezi’ nin aslına uygun onarılması karar altına alınmıştır.
Atatürk Kültür Merkezinin 1.grup tescilli kültür varlığı olduğu için yıkılamaz. Yıkılmasına ilişkin çabalar AB Müktesebatına, ulusal ve uluslararası kültür varlıklarının korunması hukukuna ,UNESCO kararlarına aykırıdır. 
Kültür Sanat Sen, mekansal olarak tarihi, sosyolojik değerleri olan sanat ortamlarına ve kültür merkezlerine, Emek Sineması, Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Şinasi ve Akün Sahnelerine Atatürk Kültür Merkezi gibi önemli yapılara yönelik hükümetin ranta açma çabalarına karşı kültürel ve tarihsel değeri tartışmasız olan sanat kurumlarına sahip çıkmaya devam edecektir. Atatürk Kültür Merkezi ile diğer kültür ve sanat değerlerimizi, AKP hükümetinin yapmak istediği gibi sermaye ve rantiyecilere teslim etmeyeceğiz. Toplumun yararına ve toplum hizmetinde olması için bütün gücümüzle direneceğimizin, Atatürk Kültür Merkezi’nin onarılmasına devam edilmesini istediğimizin ve yıkılmasına ise asla izin vermeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz. 20.06.2013

SANAT KURUMLARI SAHİPSİZ DEĞİLDİR!

AKP hükümetinin aylardır üzerinde çalıştığı sanat kurumlarını yok etme projesi basına sızdırılmıştır. Yıllardır devam eden kamu hizmetlerinin tasfiyesi sürecinde, toplumsal belleğin en önemli kurumları olan kültür ve sanat kurumlarına sıra gelmiştir. AKP hükümeti, tüm kamu hizmetlerinde olduğu gibi, bir süredir siyasi ve ideolojik baskılarla yeniden biçimlendirmeye çalıştığı kültür ve sanatı ticarileştirmek, kültür ve sanat kurumlarının toplumsal özünü ortadan kaldırmak istemektedir.

Toplumsal yaşamın bütün alanlarını “daha fazla kar” uğruna ticarileştiren, hızla piyasa ilişkileri içine çeken AKP iktidarı, sağlık ve eğitimden sonra sanat kurumlarını da hedefine koymuştur. Dünyanın hiçbir yerinde sanat üzerinden kar elde etmeye çalışan bir iktidar yoktur. Kütüphaneler, müzeler, sanat kurumları piyasaya açılacak, üzerinden kazanç hesapları yapılan rant alanları değildir, olmamalıdır.

Mevcut durumda tüzel kişiliği olan ve yasaları ile korunan sanat kurumlarının en alt birimlere kadar seçilmişlerden oluşan kurulları olmasına rağmen, getirilmek istenen sistem, bizzat iktidar partisi tarafından atanan kişilerden oluşturulmaktadır. Siyasi iktidarın atamaları ile oluşacak bir kurulun batısından doğusuna farklı sanatlar icra eden kişileri temsil edecek bir yapı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bütün bu girişimleri, günlük hayatı her yönüyle biçimlendirmeye çalışan muhafazakâr zihniyetin, aynı şeyi sanat kurumları üzerinden gerçekleştirmek istemesi şeklinde yorumlamak da mümkündür. Başka bir deyişle; bu girişim, sanat kurumları üzerinde “sanat kurulları” adı altında RTÜK benzeri bir sansür ve baskı kurumunun oluşturulması anlamına gelmektedir.

657’de yapılması düşünülen değişikliklerden biri olan kamu kuruluşlarında yöneticilik görevlerine atanma kriterlerini belirleyen maddeyle, kamuya özel sektörden CEO tarzı yönetici atanabilmesinin sağlanması, üst düzey devlet memurlarının iktidarlarla gelip gitmesi için düzenlemeler yapılması hedeflenmektedir. AKP’nin yapmak istediği hükümetin sözünden çıkmayan, halka değil iktidara hizmet eden “hükümet memurları” yaratmaktır. Benzer bir mantık bugün “hükümet sanatçısı” yaratmak gibi, dünyada eşi benzeri olmayan, son derece trajik bir hal almıştır.

Mevcut uygulamada seçilmişlerin ve kendi yasalarıyla yönetilen sanat kurumlarının, iktidarın atamış olduğu bürokratik bir yapıya dönüştürülmek istenmesi, sanatın hükümetin dünya görüşüne paralel olarak biçimlendirilmesi anlamına gelmektedir. Sanatsal uzmanlık bakımından yetersiz olacağı açık olan böylesi bir kurul ile mevcut repartuvarlara sadece iktidarın desteklediği ve onayladığı projelerin dayatılması kaçınılmazdır. Bu durumun bir benzeri, Taksim Projesi’ne ilişkin İstanbul 2 numaralı koruma kurulunun teknik ve akademik değerlendirmesi sonucu onaylamadığı projede yaşanmıştır. Atanmış kişilerden ve bürokratlardan oluşan koruma yüksek kurulu tarafından iktidarın siyasi kararı doğrultusunda koruma kararı iptal edilmiştir. Böylesi örneklerin önümüzdeki dönemde daha da artması kaçınılmazdır.

Hatırlanacağı gibi, Başbakan Erdoğan’ın “Devlet eli ile tiyatro olmaz, özelleştireceğiz” demesinin hemen ardından, Şehir Tiyatroları yönetmeliğinde yapılan “Şehir Tiyatroları dışarıdan prodüksiyon alır” şeklindeki değişiklikle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2 milyon 750 bin TL bedelle 3 oyun satın alınmıştı. Gösterimi yapılacak 3 oyun için 2 milyon 750 bin lira ödemekte mahsur görmeyen bu anlayış, sanat kurumlarının kaynaklarının “pahalı” ve “verimsiz” kullanıldığını iddia etmektedir. Hâlbuki Devlet Tiyatrolarının 2012 yılı bütçesi yaklaşık 147 milyon liradır. Bunun içerisinde; personel harcamaları 90 milyon lira, cari harcama yani kira, elektrik, su, araç, yol vb. giderleri 41 milyon liradır. Toplamda 2012 yılında 152 oyun oynanmış olup, oyunlara yani projeye harcanan gider 15 milyon liradır.

AKP’nin kültür ve sanat kurumlarına yönelik dönüşüm uygulamaları ile sanatın değil ihale bedellerinin tartışılacağı, iktidarın sadece kendi ideolojisine yakın oyunlara ya da sanat uygulamalarına izin vereceği anlaşılmaktadır. Kültür ve sanatı kendi açıklamalarıyla itibarsızlaştırmaktan çekinmeyen AKP iktidarı, bu söylemleriyle halk için kurulmuş devlet sanat kurumlarını en azından anlayış olarak desteklemeyeceğini açıkça belirtmektedir.

Taslakta, örnek gösterilen İngiltere, Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde ise personelle sanat kuruluşları arasında imzalanan sözleşmelerin içeriğinin ilgili sendika ve sanat kuruluşları arasında yapılan görüşmeler sonucunda belirlendiği ve projeleri belirleyen sanat konseylerinin sanat kuruluşlarıyla finansman garantisi için uzun dönemli anlaşmalar yaptığı bilinmektedir. Bu ülkelerde, bahsi geçen sanat konseylerinin üyeleri seçimle göreve gelen, bağımsız üyelerden oluşmaktadır. AKP’nin taslağındaki gibi bürokratlar ise böylesi bir yapı içinde asla yer almamaktadır.

2008’de sanat kurumlarında da yaş haddinin 65’e çıkması ve fiili hizmet tazminatının kaldırılmasıyla özellikle mesleki yaş sınırı olan kolektif sanatlarda AKP hükümeti tarafından ortaya çıkarılmış olan problem, emekliliğe teşvik yoluyla çözülmeye çalışıyor görülse de, taslağın bütününe bakıldığında asıl niyetin kadroları boşaltıp iptal etmek olduğu, sanat kurumlarında esnek ve güvencesiz istihdama geçileceği anlaşılmaktadır.

Kültür ve sanat alanındaki çeşitli yasaların (5441-1309, 1310 sayılı yasalar) mevcut problemleri, özel yasa ve tüzüklerle çözülebilecekken, tiyatro ve operaların yetki ve sorumluluğu tartışılan Kültür ve Turizm Bakanlığının taşra teşkilatında sanatsal yetkinliği olmayan İl Kültür Turizm Müdürlüklerine devredilmesi, fiilen bu kurumları yok etmek anlamına gelmektedir. Bakanlık, İl Kültür ve Turizm Müdürlüklerinin yardımcılarını hülle yoluyla atama makamı saymakta ve bu kadrolar sınava tabi tutulmamaktadır. Genellikle iktidara yakın, iktidarla uyumlu çalışacak kişilerin bu makamlara getirildiği dikkate alındığında böylesi bir girişimin “kuzuyu kurda teslim etmekten” başka bir anlamı yoktur.

Ayrıca; sanatkâr memur unvanlı (iş tanımları özel olarak belirlenmiş) idari sözleşmeli personelin yetki ve sorumluluğu tartışılan İl Kültür Müdürlüklerine aktarılması, sanatın ve sanatçının bağımsız yapısına büyük bir darbe vuracak, sanatçıyı memurlaştırarak gelişiminin ve özgürleşmesinin önüne yeni engeller koyacaktır. Öyle ki, dünyaca tanınmış bir opera solistinin sahneden alınarak masa başına oturtulmasının ne kadar saçma ve akıldışı olduğu ortadadır. Aynı zamanda, taslakta sanatçı sayısı kadar kadrosu bulunan vasıflı teknik personelden bahsedilmemesi de taslağı hazırlayanların sanat kurumlarının yapısından bihaber olduklarını açıkça göstermektedir. Personele aylık sözleşme ücretlerinin dört ikramiye ve iki teşvik ikramiyesi “hariç” kısmının aylık olarak ödenmeye devam edecek olması ise, sanat emekçilerinin “kazanılmış” haklarının gaspı anlamına gelmektedir. Her fırsatta emekçilerin haklarını gasp etmekten çekinmeyen AKP hükümeti, sanat emekçilerinin haklarına da gözünü dikmiştir.

Aslında, Bakanlığın sanat kurumlarının problemleri derken de ne demek istediği muğlaktır; çünkü “pahalı ve verimsiz” diye nitelendirilen oysa sınırlı bütçesi ve kadrosuna rağmen olanaklarının üstünde prodüksiyon üreten bu kurumların iç mevzuatlarını tamamlama dışında yapısal bir sorunu bulunmamaktadır. Örneğin; İtalya’da devletin kişi başı kültür ve sanat harcamaları 112 Euro, Almanya’da 101 Euro, İngiltere’de ise 143 Euro civarındadır. Hal böyleyken, Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında Türkiye’de kişi başına düşen kültür ve sanat harcamasının 10 Euro civarında olduğunu düşünürsek, bu rakamın ne kadar düşük seviyelerde olduğu ve kültür harcamalarına ne derecede önem verildiği de son derece açıktır.

Ayrıca; kolektif sanatların özü ve yapısı hakkında bir fikri olmadığı anlaşılan taslakta, bundan sonra kadrolu istihdam yapılmayacağı belirtilmektedir. Birlikte çalışma geleneği ve kültürü olması gereken orkestra, koro ve kordo balelerin kısa süreli sözleşme ile çalıştırılması bu bölümlerde sanatsal disiplini ve çalışma prensiplerini derinden ve olumsuz yönde etkileyecek bir düzenleme olacaktır.

Sendikamız geçen yıl sanat kurumlarının ve sahne emekçilerinin sorunları konusunda hem toplu sözleşme masasında hem de kamu personel danışma kurullarında kapsamlı önerilerde bulunmuştur ve Bakanlık yetkililerine raporlar sunmuştur. Ancak taslakta bütün vurgularımıza rağmen ortaya çıkacak sorunlar göz ardı edilmiştir.

Sonuç olarak; 1980 askeri faşist darbe sonrasında ve dönemsel ekonomik krizlerde bile sanat kurumlarının mevcut yasalarına ve çalışma yöntemlerine dokunulmamışken, kültür ve sanat kurumlarının AKP’nin “ileri demokrasisine” kurban edilmesi kabul edilemezdir. Kültür Sanat-Sen olarak bu girişime asla izin vermeyeceğimizi kamuoyuna duyururuz.