DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI GÖRÜŞME

07.01.2014 tarihinde Devlet Personel Başkanlığı ile bir görüşme yapılmıştır. Toplu sözleşme görüşmelerinde bağıtlanan hükümlerin, kurumlar bazında ve uygulamada aksaklıklar yaşandığı ve bu sorunların  çözümü konusunda fikir alışverişinde bulunulmuştur.

Sanat kurumlarımızda çalışan Süreli Sözleşmeli sanat emekçilerinin kadro sorunu görüşülmüş,Devlet Personel başkanlığı bu kapsamda çalışan personelin mağduriyetlerini bildiklerini ,önümüzdeki günlerde çıkması muhtemel Torba Yasa da yer almalarının sağlanması için çalıştıklarını tarafımıza bildirmiştir.

Yine Toplu sözleşme kazanımımız olan Turizm Araştırmacılarının unvan ve özel hizmet tazmınatı sorunu da görüşülmüş 2013  yılı toplu sözleşme hükümlerinin yasa hükmünde olduğu ve Devlet Personel Başkanlığının hükümlerin uygulanması doğrultusunda kurumlara yazı gönderdiği tarafımıza söylenmiştir.

TEŞVİK İKRAMİYELERİ

Bakanlığımız bünyesinde görev yapan Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nde görevli, aralarında sendikamız üyelerinin de bulunduğu personelin 2013 yılına ait henüz ödenmeyen teşvik ve ikramiyelerinin gecikme faiziyle birlikte kendilerine ödenmesi ile ilgili Kültür ve Turizm Bakanlığına yazmış olduğumuz yazı ektedir.

Ayrıca anılan personelin kurumlarına yazacakları ÖRNEK DİLEKÇE 

…………………………………………..MÜDÜRLÜĞÜ’NE

Konu      :Henüz ödenmeyen 2013 yılına ait teşvik ve ikramiyelerimin gecikme faiziyle tarafıma ödenmesi talebi

Genel Müdürlüğü’nüze bağlı ………………………………..Müdürlüğü’nde ……………. Görevi ile çalışmaktayım.

2013 yılına ait teşvik ve ikramiyerim henüz tarafıma ödenmemiştir. Bu nedenle, bahsi geçen teşvik ve ikramiyelerimin, bugüne kadar neden ödenmediği hususunda tarafıma bilgi verilmesi ve söz konusu alacaklarımın gecikme faiziyle birlikte ödenmesini arz ve talep ederim.

                                                                                                                                                    TARİH

                                                                                                                                                AD-SOYAD

                                                                                                                                                    İMZA

TEŞVİK İKRAMİYELERİ

Sanat kurumlarında çalışan sözleşmeli personelin (sanatçı-teknik) Aralık ayı teşvik ikramiyesi ödemeleri ile ilgili yazışmaların imza için Başbakanlıkta bulunması nedeniyle şu ana kadar ödenmediği, imza işleminin tamamlanmasından sonra en geç ocak ayı maaşı ile beraber ödemelerin yapılabileceği tarafımıza bildirilmiştir.   

ODTÜ, ÖZGÜR BİLİM, DEMOKRATİK ÜNİVERSİTE MÜCADELESİNDE YANLIZ DEĞİLDİR!

Geçtiğimiz hafta bir bilim yuvası olan ODTÜ’ye 105 koruma aracı, 20 zırhlı araç, 8 TOMA 3660 polis korumasıyla ziyarete giden Başbakan, “parasız, bilimsel, demokratik eğitim, özerk üniversite” isteyen öğrencilere, ancak savaşlarda görülebilecek bir şiddetle saldırmış, öğrencilerin demokratik tepkisi karşısında iktidarın ne denli tahammülsüz olduğunu açıkça görülmüştür. Geçtiğimiz hafta ODTÜ’de başlayan ve hızla yayılan bu anlamlı tepki, siyasi iktidarın tıpkı kültüre ve sanata yönelik düşmanca tavırları gibi, bilimsel eğitim ve demokratik üniversite talep edenleri de düşman olarak gördüğünü ortaya çıkarmıştır. Öğrencilere ve üniversitelerine sahip çıkan onurlu öğretim elemanlarına karşı Başbakan ve yandaş rektörler üzerinden yürütülen karalama kampanyaları asla amacına ulaşamayacaktır. Yıllardır ülkede yaşanan anti demokratik uygulamalara en küçük bir tepki vermeyen bazı üniversite rektörlerinin polis şiddetini görmezden gelerek doğrudan ODTÜ öğrencilerini ve öğretim üyelerini suçlayıcı açıklamaları, bir süredir iktidar yanlıları için kullanılan “yandaşlık” kavramının sınırlarını zorlar hale gelmiştir. Başbakan ve destekçileri, siyasi iktidara karşı söylenen her sözü, her tepki ve protesto gösterisini şiddetle bastırma yoluna giderek, demokratik tepkileri bastıracağını sanarak büyük bir hata işlemektedir. Artık neredeyse şiddetle bastırılmayan, tehdit ve baskı ile anılmayan tek bir basın açıklaması, tek bir eylem olmaması dikkat çekicidir. AKP’nin ileri demokrasisinde protesto hakkı bile kullandırılmak istenmemekte, basın, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün kırıntıları bile AKP Hükümetince ayaklar altına alınmaktadır. Akademinin vazgeçilmez görevlerinden birisi de, hiçbir baskı altında kalmadan, toplum ve iktidarı sorgulamak, bunlar hakkında bilimsel ve eleştirel görüşlerini dile getirmektir. Bugün, baskıcı politikaların hedefi haline gelmiş olan ODTÜ’lü akademisyen ve öğrencilerin mücadelesinin yanında yer almak, akademi ve demokrasi tarihi açısından vazgeçilmez bir sorumluluktur. Kültür Sanat Sen olarak, iktidar kaynaklı baskı ve şiddetin hedefi haline getirilmeye çalışılan başta ODTÜ öğrencileri ve öğretim üyelerinin mücadelelerinde yalnız olmadıklarını belirtiyor, dayanışma duygularımızı ifade ediyoruz.

YOLSUZLUK, RÜŞVET, YAĞMA VE TALANA SEYİRCİ KALMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR!

Türkiye birkaç gündür, siyasi iktidarın yolsuzluk ve rüşvet operasyonları ile boğazına kadar çamura battığı tarihi günlerinden birisini yaşamaktadır. Aralarında Bakan çocuklarının, banka genel müdürlerinin, AKP’li bir belediyenin ve iş adamlarının olduğu yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ayrıntıları sorunun basit bir yolsuzluk soruşturması olmadığını göstermektedir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaklaşık bir yıllık teknik takiple “rüşvet”, “ihaleye fesat karıştırmak”, “altın kaçakçılığı” ve “Kültür ve Tabiat Varlıkları’na zarar vermek” suçlamalarıyla üç ayrı soruşturma yürütüldüğünün bilgisi basına kamuoyuna yansımıştır.
Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları arasında yer alan usulsüzlüklerin içinde kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarını da içeriyor olması dikkat çekicidir. Basına yansıyan iddialara göre siyasi belediyeler tarafından onaylanmayan bazı plan tadilatları, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Özel ‘Proje Alanı’ veya ‘Kentsel Tasarım Projesi’ ilan edilerek usulsüzlükler yapılmış, bazı kişilerin imar planlarında değişiklik yaptıramadıkları arazileri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın görev alanına almak için usulsüz şekilde “Kentsel Dönüşüm Alanı” veya “Rezerv Yapı Alanı” ilan ettirilmiştir.
Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulları’na rüşvet verilerek tarihi yapıların bulunduğu arazilerin, doğal sit alanlarının ve yeşil alanları imara açtıkları, imar planlarında huzurevlerini otel, eğitim alanlarını konut ve ticaret alanı olarak değiştirdikleri, soruşturma dosyasındaki iddialar arasında yer almaktadır. Siyasi iktidarın yıllardır ülkenin bütün kaynaklarını nasıl kendi çıkarları için talan ettiğini, koruma altındaki sit alanlarını, ören yerlerini nasıl imara açtığı bilinmektedir. Son operasyon, yıllardır itiraz ettiğimiz kimi yasa dışı düzenlemelerin hangi mekanizmalar üzerinden hayata geçirildiğini bir kez daha göstermiştir.
Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmanın ilk saatlerinden itibaren, Başbakanın bu operasyonun karanlık güç odaklarının Hükümete ve kendisine karşı komplosu olduğunu söylemesi ve soruşturmayı yürüten emniyet müdürlerinin görevden alınması, yaşanan operasyonun ucunun hükümete dayandığının en somut kanıtı niteliğindedir.
11 yıllık iktidarında eğitim ve sağlıktan kültür ve sanat alanına kadar, bütün alanlarda yürütülen “piyasalaştırma” uygulamalarının, tarihi eserlerin, müzelerin, sanat kurumlarının nasıl bir yağma ve talan siyaseti ile denetim altına alındığını bütün boyutlarıyla göstermektedir.
Yolsuzluk, rüşvet ve yağma gibi sistemin çürümüşlüğünün ifadesi olan pisliklerin birer birer ortaya çıkması, siyasi iktidarın yürütülen soruşturmanın üzerinin örtülmesi için bütün imkanlarını seferber etmesini beraberinde getirmiştir. Ancak Hükümet “Soruşturmanın gizliliği ihlal ediliyor” bahanesine sığınarak yaşanan gerçeklerin üstünü daha fazla örtemeyecektir.
Bugün asıl olan yaşanan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda ortaya çıkan ve yüz milyarlarca dolara varan yolsuzluk ve rüşvetin büyük inşaat firmalarından bakanlara, belediye başkanlarına kadar uzanan zincirin bütün halkalarının halkın gözleri önüne serilmesini gerektirmektedir. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonun üzerinin örtülmesine izin verilmemeli, bütün sorumlular açığa çıkarılarak adalet önünde hesap vermelidir. KÜLTÜR SANAT-SEN GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU

KÜLTÜR VE SANATIN MALİYETİ OLMAZ!

Ankara Programı: 

Tarih: 19 Aralık 2013

Toplanma Yeri: Ankara Opera Müdürlüğü

Saat: 11:00

KÜLTÜR VE SANATIN MALİYETİ OLMAZ!

          AKP hükümeti, tüm kamu hizmetlerinde olduğu gibi, bir süredir siyasi ve ideolojik baskılarla yeniden biçimlendirmeye çalıştığı kültür ve sanatı ticarileştirmek, kültür ve sanat kurumlarının toplumsal özünü ortadan kaldırmak istemektedir.

         Halkımıza sesleniyoruz!  Artık bir dur demenin vakti …

         Siyasal iktidarın  demokrasi  adı altında  yargıda,sağlıkta,eğitimde,basında ve kültür ve sanatta,kısaca tüm kamu ve yaşam alanlarında yaptıkları yapacaklarının bir göstergesi haline geldi..Gün geçmiyor ki kamuyu,kamu yararı  adı altında özelleştiriyorum diyerek, ticarethane haline  getirerek,piyasa ekonomisi ve ranta,dönüştürdüğü haberleri manşetlerden eksik olmuyor!..

         Siyasal iktidarın “Devlet eli ile tiyatro olmaz, özelleştireceğiz” sözü ile özerk ve tüzel kişiliğe sahip yapıları olan  ödenekli sanat kurumları, adeta halkın gözünde itibarsızlaştırılmaya başlanmış,  önce binalar ya satılmış, ya satılığa çıkarılmış, ya da tadilat yapılacak diye boşaltılmıştır…Sonra  özel tiyatrolara yardım koşulunu ‘’genel ahlak kurallarına göre’’ belirlemiş, sahne sanatlarında yurdun her köşesine giden  özel tiyatroları, gezi ruhunu destekliyor diyerek, Anayasanın 64 .maddesine aykırı olarak adeta cezalandırmıştır.

         Siyasal iktidarın kamu alanına hâkim olma isteği, kültür ve sanatta da kendini göstermiş, hükümet sanat ilişkisi fiili olarak uygulanmaya başlanmıştır. Özgür, özerk ve bağımsız sanat, baskıyla, sansürle, tehditle, yeniden düzenlenmeye başlanmıştır.

             Kültür ve Turizm Bakanı, Devlet ve sanat kurumlarının ilişkisini, varlığını ‘’ devlet sanat ilişkisi bakımından elimizdeki modelin maalesef Rusya’da bile 1995’te terkedilmiş bir sovyetik model olduğunun adı koyulmasıdır. Bu model, bizim elimizdeki devlet sanat üretimi ilişkisi modeli dünyada bir ülkede var bire bir o da Çin’de…” sözleri çoğulcu ve demokrasi adı altında, yıkıcı, gerici, denetleyici ve belirleyici düşünceleri ortaya koymaktadır.

         Özgür sanat ve sanat kurumlarının yaratıcı faaliyetlerini yeniden düzenleme ve kendine bağlama, tek tipleştirme anlayışında sıra kütüphane, müze, opera, bale, senfoni, halk dansları, koro ve müzik topluluklar ile tiyatroya gelmiştir.‘’ Daha özgür ve özerk yapıya büründürülecek’’ diye, yaratıcılığı ,farklılığı, yasalarla belirlenmiş misyon ve vizyonu, siyasallaştıran, tahammülsüz, çağdaş standartlara uygun hale getirme yalanlarıyla  bu yapıların içini boşaltan, önceleri inkar edip sonrasında ise basın yayın organlarına servis eden, artık kapalı kapılar ardında yapıldığını  inkar etmeyen yasa tasarısı ile karşı karşıyayız!

 Çok üzücü ve ilginç olanı da, sanat kurumlarının sanatçı yöneticileri ‘’ bu kapsamda bakanlığımızın yürüttüğü bir çalışma var mı, varsa içeriği nedir bilgimiz yok. Basından öğrenip çevreden duyduklarımız kapsamında bilgimiz var!’’ diyerek, ilgili genel müdürlükleri ve ilgili kurum ve kuruluşlar pay-pas edilmişlerdir.

         Tüzel kişiliğe haiz, ödenekli sanat kurum yöneticilerinin, basından okudukları doğruysa, şimdi yasaya göre gereğini yapması ya da çalışanlarıyla ve halkla bu süreci paylaşması zorunlu hale gelmiştir…

         Anayasa’nın 64 .maddesi ;Devlet sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı  korur!?…sanat eserlerinin ve sanatçının korunması,değerlendirilmesi,desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır,hükmü’’ ne hale getiriliyor!

         Devlet ödeneği ile sanat olmaz diye serzenişte bulunan hükümetler bilmelidirler ki, Bütçeler halktan toplanan vergiler ile oluşur ve hükümetler yürütme olarak bunun kamuda ki dağılımını sağlamakla mükellefler. Yapılan bütçeler hükümetlerin değil halkın parasıdır.

         Bir bütün olarak bakıldığında Halk kütüphaneleri yok edilmek isteniyor, Müze ve ören yerleri ticarileştirilerek yok edilmeye çalışıyor, Yandaş basın aracılığı ile kültür ve sanat kurumları itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor, Kültür Turizm ve Sanat kurumlarında alanları ile ilgili olmayan atamalar ve kadrolaşma gerçekleştiriliyor,

         Sonuç olarak; kapalı kapılar ardında oluşturdukları, kültür ve sanat emekçileri, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, sendikalar ve halkla paylaşılmayan yasa taslağı, sanat kurumlarını yok etmeyi amaçlamaktadır. Halkın nitelikli, yaratıcı ,farklılıkları içinde barındıran, çok sesli sanat hakkı gasp edilemez! KÜLTÜR VE SANATIN MALİYETİ OLMAZ!

’’SIRA KİME GELECEK’’ diye  seyretmeden, sanat kurumlarını kaybetmeden ,daha özgür ve bağımsız, özerk, yaratıcı perdelerin kapanmaması için, ’’SİYASETİN SANAT KURUMLARINA HAKİM OLMASINI ENGELLEMEK İÇİN’’ ele ele, hep birlikte İŞ BIRAKIYORUZ…

70 MİLYON TL’YE NE OLDU?

Gezi eylemleri sırasında Başbakan Tayyip Erdoğan ’ın “İnşallah yıkılacak” yönündeki açıklamalarının ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca, eski Bakan Ertuğrul Günay döneminde restorasyon işleri durdurulan İstanbul Atatürk Kültür Merkezi (AKM) için ayrılan 70 milyon TL’lik ödeneğe ne olduğu merak konusu. Bakanlık ödeneğe ilişkin bugüne değin herhangi bir açıklama yapmazken, Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat Sen) Genel Başkanı Yavuz Demirkaya, “Kerelerce 70 milyon TL’lik ödeneğe ne olduğunu sorduk, yanıt alamadık. Bu konunun üstü kapatıldı. Yasal olarak AKM’nin restorasyonu için ayrılmış bir paraydı bu. Nereye ödendi, meçhul” dedi.

2008’den bu yana kapalı olan AKM’nin restorasyon çalışmaları için en son Ertuğrul Günay’ın bakanlığı döneminde, 2012 yılında, mutabakat imzalandı. Mutabakata göre Sabancı Holding restorasyon çalışması için 30 milyon TL’lik katkı sağlamayı vaat etti. Bakanlık da söz konusu restorasyon için bütçeden 40 milyon TL ayırdı. Binanın restorasyonunun 29 Ekim 2013’te son bulacağı ve Cumhuriyet Bayramı’nda yeniden binada sanatsal faaliyetlerin gerçekleştirileceği bizzat eski Bakan Günay tarafından dile getirilmişti. Ancak, binanın restorasyonu Gezi eylemleri sırasında Başbakan Erdoğan ’ın “AKM inşallah yıkılacak. Muhteşem bir opera olarak kültür merkezi yapacağız. Evet cami de yapacağız. Ben bunun iznini gidip de birkaç çapulcudan alacak değilim” sözlerinin ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca durdurulmuştu.

‘AKM’yi hukuk koruyor’

Kültür Sanat Sen Genel Başkanı Yavuz Demirkaya, AKM’yle ilgili en son Bakan Ömer Çelik’in bütçe görüşmeleri sırasında “AKM’yi yıkacağız, yerine opera binası yapacağız” açıklaması yaptığını anımsattı. Binanın 2012 yılında restorasyon işleri için Sabancı Holding’in verdiği 30 milyon TL’lik maddi desteğin yanında 40 milyon TL’lik bakanlık bütçesinden pay alındığını ve bu bütçenin yasal olarak AKM’nin restorasyonu için harcanması gerektiğini vurgulayan Demirkaya, şunları söyledi:

“Kerelerce sendika olarak 70 milyon TL’lik bu ödeneğe ne olduğunu sorduk, yanıt alamadık. Bu paranın nereye harcandığı hâlâ meçhul. Üstelik bu para kamuoyunun da bildiği bir para. Bakanlık desin ki, ‘Biz bu parayı turizm için harcadık, tanıtma için harcadık.’ Ama bu da söylenmiyor. Paraya ne olduğu belli değil. Sabancı Holding bina için ne kadar para harcadı bugüne değin? Harcanan para iade edildi mi, belli değil. Ayrıca 2006 yılından bu yana binanın ‘depreme dayanıksız’ olduğu dile getiriliyor. Binanın depreme dayanaklı olduğuna ilişkin bilirkişi raporları var. Hatta bu bilirkişi raporlarında, ‘Binanın eski sisteminde kullanılan malzemeleri hâlâ nitelikli ve dayanıklı’ deniyor. Buna karşın orada bir restorasyon işleri başlatıldı. Sonra bu restorasyon işleri de Bakan’ın bir sözüyle durduruldu. Şimdi sormak gerekmez mi, madem bu bina depreme dayanıksız. Neden o zaman özellikle Gezi eylemlerinden sonra polisler o binada mesket tuttu? Neden orayı bir tür karargâha çevirdiler? O bina yıkılamaz, her şeyden önce orayı hukuk koruyor.”

‘UNESCO listesinden çıkaracaklar’

“AKM için bir acil durum daha var. İstanbul UNESCO listesinden çıkarılacak. Çünkü hükümet İstanbul ve İstanbul’daki tarihi yapılar için gerekeni yapmıyor” diyen Demirkaya, İstanbul’un UNESCO listesinden çıkarılacak olmasının hükümeti çok zor duruma düşüreceğini de kaydetti. Taksim Meydanı’nın baştan aşağı SİT alanlarıyla dolu olduğuna işaret eden Demirkaya, daha önce sendikanın açtığı davada mahkemenin ret kararlarından birisinin de AKM’nin bulunduğu yerin “kimin olduğuna dair kesin bir bilginin de saptanamamasına bağladığı” olduğunu kaydetti. Demirkaya, “Binanın bulunduğu yerin tamamı kamuya ait değil, belediyeye ait olan alan da var, şahsa ait olan alanlar da” dedi. Bu nedenle de binanın yıkımının “vahim sonuçlar doğrucağını” vurgulayan Demirkaya, kendilerine gelen bilgiye göre bina eğer yıkılırsa, yerine bir AVM yapılacağı ve opera binasının da bu AVM içinde faaliyet göstereceğine dikkat çekti. Demirkaya, “Böylece artık orada büyük prodüksiyonları izlemek hayal olur. Orada cümbür cemaat içinde sanat üretilir” diye konuştu.   (Cumhuriyet) SELDA GÜNEYSU

HALK KÜTÜPHANELERİNİN DEVRİ VE MÜZELER KONUSUNDA SENDİKAMIZIN BASIN AÇIKLAMASI

AKP hükümeti döneminde pek çok alanda yaşanan gerilemeler halk kütüphaneleri açısından da yaşanmaktadır. Kütüphanelerin, hiçbir alt yapısı olmayan ve kütüphaneciliğin ne anlama geldiğini bile bilmeyen yerel yönetimlere devredilmesi, mevcut kütüphanelerin bile işlevsiz hale gelmesine yol açacaktır. Bunun örneği; Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre; yerel yönetimlere devredilen 321 halk kütüphanesinin ilgisizlik, personel yetersizliği ve ödenek yokluğu nedeniyle kapatılmak zorunda bırakılmasıdır. Son dönemde basında yer alan Milli kütüphane ile ilgili ‘kimsenin uğramadığı için kapıları örümcek ağları bağlayan depo’ haberleri kütüphaneciler camiası içinde şaşkınlıkla karşılanmıştır. Millî kütüphanede görevli kütüphanecilik lisanlı bürokrat ve yöneticilerin yerine sayın bakanın tasarrufuyla meslekle ilgisi olmayan kişilerin atanmasının hemen akabinde basında bu tür haberlerin yer alması son derece manidardır. Kütüphanelerin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de belirli bir siyasal görüş ya da düşünce doğrultusunda değil, sürekliliği olan devlet politikaları ile desteklenmeleri gerekirken, kütüphaneci lisanslı ihtisas personeli genel müdür yardımcının görevden alınarak yerine kültür memur sen ‘in eski genel başkanının atanması nasıl bir anlayışa sahip olduklarının açık bir göstergesidir?

Sayın bakan ülkemizin dünya turizminde şampiyonlar liginde olduğunu söylemiştir. Turizmden elde edilen gelirler emekçilere yansımıyorsa, turizm altyapısı yetersiz ise, turistler trafik kazasına kurban oluyorsa olsa olsa üçüncü dünya ülkelerinin şampiyonlar ligindedir.

Sayın Bakan ‘kültür politikalarının değişmeyen önceliği Anadolu coğrafyasında bulunan medeniyet eserlerinin ve kültür varlıklarının korunması ve geleceğe aktarılması’ derken Hasankeyf ve Alliona’nın sular altında kalması, HES’ler ile doğal ve arkeolojik alanların sulara gömülmesi, yok edilmesi ve doğanın tahrip edilmesi nasıl açıklana bilir.

Yine Sayın bakan ‘müze ve ören yerlerinin gişe ve işletmelerinin modernizasyonuyla hem ziyaretçi sayısında hem de gelirde yüksek artışlar sağlandığını’ söylemektedir. Bunu söylerken müze ve ören yerleri gişelerinin nasıl ve kimler tarafından modernizasyonunun yapıldığını açıklamamaktadır. Oysa Kültür ve Turizm Bakanlığı 2010 yılında 48 müze ve ören yeri gişelerini kamu menfaati ile bağdaşmayan 4734 sayılı ‘kamu İhale Kanunu’na göre yapılması gerekirken,2886 sayılı ‘Devlet İhale Kanunu’nun 51. Maddesinin 9. Bendi uyarınca pazarlık usulü ile ihale ederek kamu büyük bir zarara uğratılmıştır. 2012 yılı müze gişe modernizasyon ihalesi kapsamında ki; 48 müze ve ören yerinden 247.000.099.651TL’lik gelir elde edilmiştir. Bu rakama ülke genelindeki müze ve ören yerleri gelirlerinin %88 ini kapsamaktadır. Kapsam dışı müze ve ören yerlerinin geliri ise 33.000.107.304 TL’dir. Bu girdi ülke genelindeki müze ve ören yerlerinin %12 sini teşkil etmektedir. Şimdi sayın bakana soruyor ve bir açıklama bekliyoruz’ Gişe modernizasyonu ihalesi kapsamı adı altındaki müze ve ören yerlerinden elde edilen 247.000.099.651 TL’lik girdinin ne kadarı devlet kasasından alınarak TÜRSAB’ın kasasına aktarılmıştır?

‘Marmaray projesi hakkında ülkemizin ve tarihimizin en görkemli projelerinden birinin gerçekleşmesi sürecinde tarihe saygı duyulduğunu ve dünyanın en verimli ve büyük arkeolojik çalışması olarak tarihe geçtiğini belirten’ Bakan; Marmaray kazılarının Marmaray projesini 5 yıl geciktirdiğini belirten Ulaştırma Bakanlığı tarafında çıkarttırılan afiş karşısından saygı gereği olmalı ki! suskunluğunu korumuştur.

Kütüphane, Müze ve diğer birimlerde kendileri gibi düşünmeyen emekçiler üzerinde baskı kurdukları, mobbing uyguladıkları, soruşturma açarak hukuka aykırı cezaların verildiği, uzman ihtisas personelin tasfiye edildiği. Müzelerin ve kütüphanelerin idari açıdan zayıflatıldığı, ileride yapılacak özelleştirmelere zemin hazırlandığı, Koruma bölge kurulu müdürlüklerinin görevde yükselme sınavına tabi olmadığından hukuka aykırı olarak hülle yolu ile müdür atandığı ve koruma bölge kurulu müdürlüklerinin bu konuda basamak olarak kullanıldığı, açıkça ortadayken; bakanın ‘kültür politikalarımızın değişmeyen önceliği Anadolu coğrafyasında bulunan medeniyet eserlerinin ve kültür varlılarının korunması ve geleceğe aktarılmasıdır ’söyleminin ne kadar geçerli olduğunu kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.