KÜLTÜR SANAT SEN’DEN TEŞVİK ÖDEMELERİNDEKİ GECİKMEYE TEPKİ

www.evrensel.net

Kültür Sanat-Sen, Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne Bağlı Koro, Dans ve Müzik Topluluklarında çalışan idari sözleşmeli sanatkarların teşvikleri hesaplarına yatmadığını belirterek tepki gösterdi. Kültür ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat-Sen) Merkez Yürütme Kurulu tarafından yapılan yazılı açıklamada aralık ayında yatması gereken teşvik ödemelerinin zamanında yatırılmaması idari sözleşmeli çalışanlar açısından mağduriyet yarattığı ifade edildi. Açıklamada, “İlk olarak Haziran 2013 tarihinde de meydana gelen gecikme bu yılda da yaşanmaya devam ediyor” denildi.

GECİKME DEVLET CİDDİYETİNE YAKIŞMIYOR

Kültür Sanat-Sen olarak konu ile ilgili Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileriyle görüşmeler yaptıklarının ifade edildiği ifade edilen açıklamada, görüşmelerde Başbakanlık onayına bağlı olan ödemelerin Başbakanlık tarafından imzalanmadığı gerekçesiyle geciktirildiği bigisinin verildiği söylendi. Başbakanlık müsteşarının İçişleri Bakanlığına atanması kastedilerek Başbakanlıktaki bürokrat atamalarının buna sebep olduğunun öğrenildiği belirtilen açıklamada Kültür ve Turizm Bakanlığının teklifi Başbakanlığın onayına zamanında sunduğu bilgisine yer verildi. Buna rağmen Başbakanlıktan onay imzasının çıkmamasının nedeni hakkında tatmin edici bir açıklama yapılmamaktadır” denilen açıklamada gecikmenin devlet ciddiyetine yakışmadığı vurgulandı.

TÜSAK İLE İLGİSİ VAR MI?

Açıklamada “Ödemelerde yaşanan gecikmelerin gündemden düşmeyen ve sanatı ticarileştirmeyi öngören TÜSAK yasa tasarısı ile ilgisi var mıdır?” diye soruldu. “Varsa bu uygulamayla ne gibi bir sonuca ulaşılmak istenmektedir?” sorusuna da yer verilen açıklamada “AKP Hükümetinin bu keyfi uygulamasını kınıyor teşviklerin bir an önce yatırılmasını talep ediyoruz” denildi. (Evrensel/ANKARA)

TEŞVİK GECİKMELERİNE TEPKİ

Yerel Basın – (Başkent)

Teşvik gecikmelerine tepki Kültür Sanal Sen. Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne bağlı koro, dans ve müzik topluluklarında çalışan idari sözleşmeli sanatkarların teşviklerinin hesaplarına yatmadığını belirterek tepki gösterdi. Kültür ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat Sen) Merkez Yürütme Kurulu tarafından yapılan yazılı açıklamada. Aralık ayında yatması gereken teşvik ödemelerinin zamanında yatıramamasının idari sözleşmeli çalışanlar açısından mağduriyet yarattığı belirtildi. Açıklamada ilk olarak Haziran 2013 tarihinde meydana gelen gecikmenin bu yıl da yaşanmaya devam ettiği kaydedilirken, Kültür Sanat Sen olarak konu ile ilgili Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileriyle görüşmeler yapıldığı da bildirildi. Açıklamada, görüşmelerde Başbakanlık onayına bağlı olan ödemelerin. Başbakanlık tarafından imzalanmadığı gerekçesiyle geciktirildiği bilgisinin verildiği dile getirildi. Yetkililere, “Ödemelerde yaşanan gecikmelerin gündemden düşmeyen ve sanatı ticarileştirmeyi öngören TÜSAK yasa tasarısı ile ilgisi var mıdır? Varsa bu uygulamayla nc gibi bir sonuca ulaşılmak istenmektedir?” sorularının yöneltildiği açıklamada, uygulama kıntinarak. teşviklerin bir an önce yatırılması istendi. 

KLASİK MÜZİK YENİ BİR RANT KAPISI YAPILMAK İSTENİYOR

ANKA/BİRGÜN/EVRENSEL

Sanat kurumlarına Türkiye Sanat Kurumu adı altında düzenleme yapılıyor. yapılan düzenleme ile sanat kurumlarında performansa dayalı bir sistem getiriliyor. Tasarıda “sivil toplum örgütlerine proje yapma yetkisi verilir” ibaresinin taşeron anlamına geldiği belirtilirken tasarının sanata devlet desteğinin kaldırılması anlamına geldiğinin altı çiziliyor.

Konu ile ilgili bir açıklama yapan İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası(İDSO) Müdürü Ertuğrul Köse, Türkiye Sanat Kurumu başlığı altında yapılması planlanan düzenleme ile İDSO’nun kapatılmasının amaçlandığını ve tasarıyla ilgili şu ana kadar kendilerinin görüşünün bile sorulmadığını söyledi.

Sanat kurumlarına yeni yasa tasarısıyla performansa dayalı bir sistem getirmenin amaçlandığını belirten Ertuğrul Köse şu değerlendirmede bulundu; “Rekabet denen şey bizi birbirimize kırdırmak olur. Rekabet iyi ödülle, başarıyı teşvikle anlam kazanır. Rekabet işi ucuzlatmak ve ayağa düşürmek değildir. Rekabet bizi yaptığımız müzikle, dünya festivallerine sürekli davet edilen bir seviyeye taşıyarak, kültürüyle kabul gören ve özlenen bir aşamaya getirmeli. Rekabet ayrıca kendi içinde değil, dünya ile olur. Devlet desteğini kaldıralım, işi piyasa rekabete bırakalım isteniyor. Devlet katkısı olmazsa sanat olmaz. Asgari ücretten daha hallice bir performansa dayalı bir sistem olabilir mi? Amacın İDSO’nun kapatılması olduğu açık. Bu bir paranoya değil. Kimse kapatmayacağız diyemiyor zaten, biz sistemi daha iyi hale getireceğiz diyorlar. Bu bir temenni sadece”

‘MEVCUT YASANIN HARFİNE DOKUNULMASIN’

İDSO Müdürü Ertuğrul Köse, mevcut yasada eksik hiç bir yan olmadığını ve Türkiye’de senfoni orkestrası kültürünün çok eskilere dayandığını ifade ederek, “Bizim bir yasamız var, CSO Yasası. Ve şimdi mevcut yasayı değiştirmek isteği var. Ancak mevcut yasada neyin eksik olduğunu kimse söylemiyor.Yürütmesinde ne gibi zorluklar olduğunu anlatmış da değiller. Sadece biz değiştirmek istiyoruz dediler. Muhakkak her yasanın zamanla tadil edilmesi gereken yanları olabilir. Çağa ayak uydurulması konusunda bazı revizyonlar gerekebilir. Burada amaç çok sesli müziğin geniş kitlelere sevdirilmesi ve bu sanatı icra edenlerin de daha iyi noktalara götürülmesi,tabanın genişletilmesi ve klasik müziğin icrasında evrensel normlara ulaşılması olmalı. Eğer projeye veya performansa dayalı bir sistem getirilirse kimse çocuğunu konservatuara vermez ve klasik müzik projeye dayalı bir sistemle yeni bir rant kapısı olur. Amaçlananın şeyin de rant olduğunu düşünüyorum. Biz mevcut yasamızın harfine bile dokunulmasını istemiyoruz” diye konuştu.

‘KLASİK MÜZİK DE RANT KAPISI OLACAK’

Projeye dayalı modeli değerlendiren Ertuğrul Köse, bu konuda şunları söyledi: “Projeye dayalı deniyor de projeyi kim yapacak bu bilinmiyor. Sivil toplum kuruluşlarına proje yapma yetkisi verilecek deniyor da bu sivil toplum kim olacak belli değil. Projeyi kim geliştirecek, bunların bu konudaki becerileri ve deneyimleri ne? İngiltere, Avustralya ve İtalya örneklerini baz alarak bir düzenleme yapılacağı söyleniyor ama, bu ülkelerin sistemlerinin hiç okunmadığı açık. Dünyanın en mutsuz müzisyenleri İngiltere’de. Çünkü oradaki sistem, bizde şimdi yapılmak istenen sistem. Taşerona bağlı bir sistem. Parayı taşeron mu yoksa sanatı icra eden mi kazanacak. Doğası gereği taşeron ucuzuna kaçacak daha çok rant elde etmek için. Bu tam anlamıyla klasik müziğin rantlaştırılmasıdır.”

‘HAYATINDA BİR KEZ KLASİK MÜZİK KONSERİNE GİTMEMİŞ KİŞİLERE BİZİ BAĞLAMAK İSTİYORLAR’

Ertuğrul Köse, yeni yasa çıkarsa İDSO olarak il kültür müdürlüğüne bağlanacaklarını belirterek, “Doğrudan bakanlığa bağlı prestijli bir kurumun İl kültür müdürlüğüne bağlanması ne kadar doğru? Benim 30 yılı aşkın İDSO hayatımda il kültür müdürü ile hiç temasım olmadı. Bu 30 yıllık süre içinde bir il kültür müdürünün İDSO konserlerine geldiğini de görmedim. Müze yönetmek, bir takım kültürel faaliyetler yapmak başka, senfonik müzikle ilgili sanat çok başka. Hayatında hiç sanat etkinliği yapmamış ve tecrübesi olmayan bir kurum ne yapabilir? Bizi de ürküten bu. Hayatında hiç klasik konsere gitmemiş insanlarla sanatı yönetmeye çalışıyorlar. Biz memur çocuklarıyız, başka bir ülkeden gelmedik. Çok seslilik Allah vergisi bir şey. Besteleriyle, icralarıyla Türkiye’nin dünya çağında üne sahip klasik müzik sanatçıları var. Ülkemizin bu zenginlikten faydalanması lazım.”

‘GÖÇEBE HAYATI GİBİ BİR ORTAMDA SANAT YAPIYORUZ’

Sanat kurumlarının herkesin rahatlıkla ulaşabileceği merkezi yerlerde bulunmasının önemine değinen Ertuğrul Köse, AKM’nin kapalı durumda olması nedeniyle her hafta ayrı bir mekanda konser vermek zorunda kaldıklarını söyleyerek şunları kaydetti; “Bir anlamda her hafta turnede gibiyiz. AKM’siz beşinci sanat yılımızı tamamladık. İstanbul sanat merkezi deniyor. İstanbul’da doğru dürüst bir konser veya opera salonu yok. Olanı da 5-6 yıldırkapalı tutuyoruz. Beğenelim ya da beğenmeyelim AKM bizim evimizdi. Yılda 8-9 bin oyun oynanıyordu. Şimdi bizi kutlayanlar müziğimizi değil, yıllardır sokaklarda gezerek kazasız belasız bir sanat yılını daha bitirdiniz diye tebrik ediyorlar.“

‘HALKIMIZ SENFONİYE SAHİP ÇIKARSA BU YASA ÇIKAMAZ’

Ertuğrul Köse zor koşullarda çalıştıklarını, İDSO’nun 130 kişi olması gereken kadrosunun 30 kişi eksikle performans ortaya koyduğunu belirterek şöyle devam etti: “Türkiye’de büyük gayretlerle oluşmuş 6 devlet senfoni orkestrası var. Her hafta konserlerimiz dolu olsun istiyoruz. Ancak salonlar ufaldıkça seyirci de kaybediyoruz. Her hafta başka bir salonda çalmak göçebe gibi dolaşmak ne kadar kötü bir durum. İnsanlar konsere gelecek ama o hafta nerede çaldığımızı bile bilmiyorlar. Sanatçı 20-25 yılda ancak gerçek bir olgunluk düzeyine gelebiliyor. Bir binayı 2 senede yapabilirsiniz. Böyle bir orkestra için her branşta adam yetiştirmek içinse enaz 20-25 yıl gerekir. Yapmak isterseniz bina bütçesi bulunur. Yapılacak bina da dünyaya yakışır bir miras niteliğinde kültür merkezi olmalı. Müteaahit binası olmamalı.”

İDSO Müdürü Köse,senfoni orkestraları için sahnenin önemine değinirken de “ Biz sesle uğraşıyoruz. Çıkardığınız ses her salonda değişiyor. Bu nedenle sesimiz kısılıyor bazı salonlarda. Her salonda yeni sürprizlerle,şoklarla karşılaşıyoruz. Her gidilen salonda ayrı bir akustik. Bir hafta taşlı tarlada oynuyorsunuz, sonraki hafta kumda ya da çim sahada oynuyorsunuz. Çalmakta inanılmaz zorlanıyoruz. Amaç sesimizi daha iyi duyurmak. Kendi sesinizden mutlu olmalısınız. Sesimiz iyi çıkarsa bizden çok sanatseverler mutlu olur. Bu nedenle halkımızın senfoniye sahip çıkmasını bekliyoruz.Halkımız sahip çıkarsa bu yasa TBMM’den de çıkmaz. Eğer yasa parlamentoya bu haliyle gelirse de iş işten geçmiş olur.”(İstanbul/ANKA)

HALK KÜTÜPHANELERİNİN SONUNU HAZIRLIYORLAR

Halk kütüphanelerinin sonunu hazırlıyorlar…

www.evrensel.net

Şeref Eker – Kültür Sanat-Sen – 
Şeref EKER*

Kültür ve Turizm Bakanlığında Devlet Tiyatrolarının “tüzel kimliğini” kaldıran yasa tasarısı taslağı çalışmaları sürerken, daha önce “kadük” olan ve bakanlığın taşra teşkilatında bulunan halk kütüphaneleri, müzeler ile güzel sanat galerilerinin de il özel idareleri ve belediyelere devredilmesini öngören tasarı yeniden gündeme geldi.
Halk kütüphaneleri; kadın, erkek, her yaştan, her düzeyde ve her meslekten okuyucunun, her konudaki düşün ve sanat ürünlerinden parasız ve özgürce yararlanmasını sağlayarak bulundukları bölgenin kültürel, toplumsal ve teknik kalkınmasına yardımcı olan kurumlardır.
En son Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre yerel yönetimlere devredilen 321 halk kütüphanesi ilgisizlik, personel yetersizliği ve ödenek yokluğu nedeniyle kapanmak zorunda kaldı. Türkiye’de bugünkü yerel yönetim yapısında ve mevcut halk kütüphanesi mevzuatı ve diğer bağlayıcı mevzuatla halk kütüphanelerinin belediyelere devredilmesinin çok ciddi ve onarılamaz bir yanlışlık olacağı açık. Böylesi bir değişim halk kütüphanelerinin büyük ölçüde sonu olacaktır. Çünkü; 
1. Halk Kütüphanesi hizmetlerinin yerel yönetimler tarafından hangi ilkeler çerçevesinde organize edileceğini açıklayan bir yasa ya da kapsayıcı bir mevzuat yoktur. Dolayısıyla TBMM’den geçirilecek bir/birkaç değişiklik maddesi ile halk kütüphanelerini devralacak yerel yönetimler buna hazır değildir. Yani bir halk kütüphanesi yasası olmadan, hukuksal altyapısı oluşturulmadan 1-2 madde ile gerçekleştirilecek devir geriye dönüşü olanaksız yanlışlıklara neden olacaktır.
2. Hele, il halk kütüphanelerini Bakanlıkta bırakıp ilçe halk kütüphanelerinin belediyelere devri gibi halk kütüphanesi sistem bütünlüğünü bozacak bir uygulama tümden yanlış ve son derece sakıncalı olacaktır. Dünyada böyle bir sistem yoktur. Gerek yönetimsel gerekse teknik olarak tam bir karmaşa anlamına gelen böylesi bir düzenleme düşüncesinden hemen vazgeçilmelidir.
3. Değişikliğin yaşama geçirilmesiyle, büyük ölçüde yerel yöneticilerin kişisel yönelim ve duyarlıklarıyla hareket edilecek, ilçelerin çok büyük bölümünde halk kütüphanesi hizmetleri bugünkü yapısının ve düzeyinin dahi gerisine düşecektir. Ayrıca, halk kütüphaneleri arasında büyük gelişmişlik farkları (standardizasyon) ortaya çıkacaktır.
4. Politik getirisi olmadığından hareketle kütüphane hizmetlerine yeterli finansal kaynak ayrılmayacaktır.
5. Kütüphaneler her konuda kısır politikaların etkisine girecektir.
6. Kütüphane binaları ve personeli başka amaçlar için kullanılabilecektir.
7. Derleme ve koleksiyon oluşturulması bu anlamda yetersiz yerel yöneticilerin kişisel politik yönelimleri doğrultusunda olacaktır.
8. Ayrıca bugün 321 halk kütüphanesi nasıl ilgisizlik, personel yetersizliği ve ödenek yokluğu nedeniyle kapatılmışsa diğerleri de kapanmak zorunda kalacaktır.
9. Halk kütüphanelerinde çalışan yetişmiş ihtisas elemanlarının özlük hakları zaten kötü durumda iken böylesi bir uygulama bu meslek grubunun önce itibarsızlaşmasına sonrasında yok olmasına neden olacaktır.
AKP Hükümeti önce bir kurumu ve personelini itibarsızlaştırıp, antidemokratik bir şekilde, hiçbir sendikanın, bilim adamının, sivil toplum örgütünün görüşünü almadan yasal düzenleme yapmayı alışkanlık haline getirdi. “Ben yaptım oldu” anlayışı ile hareket eden, kendi ideolojisi dışında hiç kimseyi dinlemeyen bu anti demokratik anlayış ne yazık ki şimdi de kültür alanına elini attı. 
(*) Kültür Sanat-Sen MYK Üyesi
www.evrensel.net
Eklenme tarihi: 2014-01-18 06:00:23

HUKUK SANAT BULUŞMASINA KATILDIK

Genel Başkanımız Yavuz Demirkaya: ‘Güvenceli çalışma kırmızı çizgimiz’
Barolar ile sanat alanında faaliyet gösteren sendika dernek vb kuruluş ve meslek örgütlerinin bir araya geldiği Hukuk Sanat Buluşmasında gündemdeki TÜSAK tasarısı eleştirisi damga vurdu. Türkiye Barolar Birliği(TBB)’nin ev sahipliğinde gerçekleşen buluşmada sanat örgütleriyle TBB arasında işbirliği protokolü de imzalandı. Buluşmada söz alan sanatçılar ve kurum temsilcileri sanat kurumlarının kapatılarak tüm sanat faaliyetlerinin 11 kişilik bir kurula devredilmesinin öngörüldüğü TÜSAK tasarısına Tepki gösterdiler. Genel Başkanımız Yavuz Demirkaya’da bir konuşma yaptı.
Genel Başkanımız Yavuz Demirkaya’nın da hedefinde TÜSAK tasarısı vardı. TÜSAK ile esnek, Güvencesiz, Sigortasız ve Sendikasız çalışma öngörüldüğünün altını çizen Demirkaya, “Şu an TÜSAK’ın pratik anlamında uygulaması sanat kurumlarında var. Sanat kurumları yarı yarıya taşeronlaştırılmış durumda” dedi. Güvenceli istihdamın giderek sanat kurumlarından kaldırıldığını ifade eden Demirkaya, güvenceli kadroların giderek boşaldığını ancak yerine aynı haklara sahip yeni istihdam yapılmadığını söyledi. 
‘FRANSA SANAT SENDİKASI TÜSAK KONUSUNDA BİZİ UYARDI’
Bu kadroların yerine süreli sözleşmeli personel ve misafir sanatçı kadrolarına istihdam edildiğini ifade eden Demirkaya, Fransa’da sanat alanında faaliyet gösteren SÜT adlı sendikanın kendilerini TÜSAK konusunda uyardığını belirtti. Fransa’da Provaya 5 dakika bile geç kalsanız performans düşüklüğü nedeniyle iş akdinin feshedilebildiğini anlatan Demirkaya, “böyle bir sebeple işten atılan sanatçı, bırakın Paris’i tüm Fransa’da bile iş bulamıyor” dedi. Tüm kültür ve sanat emekçilerine seslenerek mücadele çağrısı yapan Demirkaya, güvencemize sahip çıkalım. Asla taşeronlaştırmaya, güvencesizleştirmeye izin vermeyelim” dedi. Demirkaya, “Aynı zamanda konfederasyonumuz KESK’in bu yasaya karşı bizimle birlikte mücadele edeceğini buradan bir kez daha deklare ediyorum. Bu yasaya çok geniş kitlesellikte bir tepki var. Bu kitleselliği ve tepkiyi birleştirerek dayanışma içerisinde mücadele edelim” dedi. “Gücümüzün farkında olalım” diyerek sözlerine devam eden Demirkaya, “TÜSAK’ı AKP’nin istediği şekilde değil kendi taleplerimiz üzerinden tartışmayı öneriyorum” dedi.

Genel Başkanımız Yavuz Demirkaya’nın konuşmasının tam metni şöyle :

Öncelikle bu güzel topluluğu, değerli katılımcıları, sahne ve sanat emekçilerini saygıyla selamlıyorum. Sendikam adına bu güzel buluşmayı gerçekleştiren başta Türkiye Barolar Birliği olmak üzere emeği geçen herkesi saygıyla selamlıyorum. 
Değerli arkadaşlar. 
Kültür, sanat emekçilerini temsil eden aynı zamanda kamuda Toplu İş Sözleşmesi yapan yetkili sendika olarak geçtiğimiz beş yıl boyunca biz bu tehlikeyi gören yerden ısrarla hükümeti masaya getirmeye çalıştık. Bu mevcut yasalardaki sıkıntıları aşmak için mücadeleyi örmeye çalıştık. Bunun için yüzlerce dava açtık. Mevcut yasaları, sahne emekçilerine tek tek görüşerek anlattık. Değişikliğin ve alternatifin ne olduğunu kendilerine bilgi olarak sunmaya çalıştık. Geldiğimiz noktada işe yeni başlamıyoruz. Nerdeyse bitirmek üzereyiz. Kısacası 5441 sayılı kanun, bizim kamudaki sanat kurumlarını ilgilendiren ve cumhuriyet tarihinin şu ana kadar çıkmış en önemli temel yasa Devlet Tiyatrolarının Kuruluşu Hakkındaki Kanunu’na 1970 yılında opera yasaları da eklendi. Bu yasalar iki darbe onlarca kriz atlattı. Ne siyasal anlamda değiştirilme gereği duyuldu. Ne de para yok denilip kriz aşamasında biz bunları piyasaya sürelim dendi. Ta ki AKP hükümeti gelene kadar. Peki “ neden TÜSAK gibi bir yapı düşünüldü?” sorusu akla geliyor. Burada TÜSAK’ı hiç bir şekilde tartışmayacağım. Çünkü 5441,1309 ve 1310 üzerinde sendikamızın ve çeşitli sanat örgütlerinin alternatifi var. İlgili yasalarda “özel yasası çıkıncaya kadar” diyor. Ama çıkarılmadı. İstenilseydi TRT yasası gibi özel yasa çıkarılabilirdi. Güzel sanatların yasası dahi yok. Bu yasanın olmadığı yerde teamüllerle yönetilen sanat kurumları vardır. Dolayısıyla biz bu yasaları özel yasa çıkana kadar 657’ye atıf yaparak güvenceyi kaldırın diyebilir miyiz? Bir kere ne istediğimizi çok iyi bilmeliyiz. Buradan AKP’ye mesajı doğru göndermek zorundayız. Bu açıdan bir özel yasa elimizde var hazırladık buyurun tartışalım. İki bu kurumların tüzüklerinin çıkması gerekiyor. Tüzüklerle ilgili biz beş yıldır hazırladığımız tüzüğü sanat kurumlarıyla birlikte tiyatrolara gönderiyoruz. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü “Tüzüğün çalışılması ve çıkarılması” diye imza atmıştır. Buradan da söylüyorum göreve davet ediyorum. Attığın imzanın arkasında dur. Bu kadar sanat örgütüne saygısızlık yapma. Gel Kültür Bakanı’nı da bu konuya ortak et. Alternatif özel yasa ve tüzüğü çıkarmalıyız. Güzel sanatların yasasını çıkarmalıyız. Aynı düşünceler üzerinden sendikamızın mücadele edeceğini söylemek üzere buraya geldim. Bir diğer noktada TÜSAK la ilgili olarak getirilmesi istenen şudur: Esnek, güvencesiz sigortasız ve de sendikasız istihdam yaratmak. Bunu neden söylüyorum. Şuan TÜSAK’ın pratik anlamında uygulaması sanat kurumlarında var. Sanat kurumları yarı yarıya taşeronlaştırılmıştır. Buradan herkesin bilgisinin olmasını istiyorum güvenceli istihdam yoktur. Kadro alınmıyor ki güvenceli istihdam olsun. Emekliye gideceklere neden teşvik veriyorlar çünkü ‘siz gidin zaten sayı olarak da çok değilsiniz yerinize prova temsil başına personel alınacak’ diyor yasa. Fransa sanat kurumlarında örgütlü sendika SÜT sendikası TÜSAK konusunda bizi uyardı. “Provaya 5 dakika geç kaldınız, Sizin performansınızı beğenmiyorum” diyerek iş akdinize son verilebiliniyor. Böylelikle sanatçılar bırakın Paris operasında, tüm Fransa’da iş bulamıyor. Dolayısıyla bu tehlikeyi görerek güvencemize sahip çıkalım. Asla taşeronlaştırmaya, güvencesizleştirmeye izin vermeyelim. Avrupa Birliğinden örnekler böyle burada siyasi müdahale doğrudan hükümetlerin ideolojilerinin sanatını yaratma çabasıdır. Ticarileştirme toplumu siyasal anlamda değiştirmede sanatın gücünü kullanmak ve istihdamı güvencesizleştirmek istiyorlar. Misafir sanatçı ve süreli sözleşmeli istihdam yapısını tamamen yerleştirmek istiyorlar. Ki bu arkadaşlarımız şuan bile sendikal haklara sahip değiller. Sendikadan bahsediliyoruz. Peki nasıl sendika? Şu an bu yasa tasarısını destekleyen Memur-Sen gibi sendika değil. Sendika, emeğin haklarını güvenceli istihdamı savunursa sendika olur. Emekçilerden aldığı talepleri hayata geçirme mücadelesi verebilirse sendika sendika olur. Burada Sayın Orhan Alkaya’nın bıraktığı yerden devam etmek istiyorum. Hep beraber dayanışmayı örelim. Ki en zor yaptığımız işlerden bir tanesi bu. Evet. Çok iyi tespitler yapıyoruz, çok iyi eleştiriler yapıyoruz. Alternatiflerimizde var. Ama yan yana geldiğimizde sen ben noktasına düşmekteyiz. Bunu yapmamak adına Sanatçılar hareketi, sanatçılar girişimi Özerk sanat konseyi (ki ÖSK onlarca demokratik örgüt ve sanat örgütlerinden oluşan bir yapı) birçok kez kurultay yapmış TÜSAK’tan önce “Özerk sanat yasası nasıl olmalı?” diye bir taslak hazırlamış bir yapıdan bahsediyoruz. Bütün bunların bir araya gelmesi çok önemli ve aynı zamanda. Konfederasyonumuz KESK, 230 bin üyesiyle bu yasaya karşı bizimle birliktedir. Bunu buradan deklare ediyorum. Çok ciddi bir kitlesellik var ve KESK bu konuda sizin yanınızda olacağını geçtiğimiz hafta yineledi. Biz alternatiflerimizi söyledik önümüzdeki süreçlerde TÜSAK ‘ı tartışmaya değil bizim söylediklerimizi tartışmayı öneriyoruz. O yüzden bu oluşumu destekliyor ve tekrar şükranlarımı sunuyorum yolunuz açık olsun arkadaşlar sağ olun. 

HALK KÜTÜPHANELERİ KAPANIYOR

www.evrensel.net

TÜİK – Halk kütüphanesi – Kültür Sanat-Sen – AKP – Kültür Sanat-Sen Genel Hukuk ve TİS Sekreteri Şeref Eker –
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinde halk kütüphaneleri sayısındaki azalma dikkat çekiyor. Halk kütüphanelerinde örgütlü Kültür Sanat-Sen, verileri “AKP’nin yazılı kültürü küçümsemesinin bir göstergesi” diye değerlendirdi.
2004 yılında halk kütüphaneleri sayısı 1367 iken 2012 yılında bu sayı 1112’ye düşüyor. Nüfus artış hızı ile birlikte ele alındığında halk kütüphanelerinin sayısındaki bu azalma bu alanda uygulanan politikaların gözden geçirilmesi gerektiğine işaret ediyor. TÜİK verilerine göre halk kütüphanelerinin kullanıcı sayısı 2005 yılında en yüksek seviyesine ulaşarak yaklaşık 20 milyon 706 bin olurken, 2012 yılında bu sayı yaklaşık 19 milyon 545 bine düştü.
TİRAJ ARTIŞI ORANTISIZ

Son on yılda gazete ve dergi sayıları ile tirajlarında artış yaşanmasına rağmen bu artış nüfus artışının altında kalıyor. 2005’ten bugüne gazete ve dergi sayısında yaklaşık 3 bin adet bir artış görülüyor.

Tirajlar ise yaklaşık 700 bin adet artarak 2 milyon 300 bine ulaşıyor. En dikkat çeken artış ise sinema alanında görülüyor. Hem sinema salonu sayısı hem de sinema seyirci sayısı son on yılda iki kattan daha fazla artıyor.

‘AKP YAZILI KÜLTÜRÜ ÖNEMSEMİYOR’

Kültür Sanat-Sen Genel Hukuk ve TİS Sekreteri Şeref Eker, AKP iktidarının halk kütüphanelerini kâr getirmeyen birer kambur olarak gördüğünü söyledi. Kütüphaneciliğin kültürel mirasımızı gelecek kuşaklara aktaran en önemli kurumlardan biri olduğunun altını çizen Eker, AKP iktidarının sözel ve görsel kültür dışında yazılı kültüre önem vermediğini söyledi. 
Kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasında İskenderiye ve Bergama Kütüphanelerini örnek gösteren Eker, yazılı kültürün bu derece küçümsenmesine tepki gösterdi. Türkiye’deki kütüphanecilik anlayışını gelişmiş bazı ülkelerdeki örnekleriyle kıyaslayan Eker, Türkiye’nin bu ülkelerin gerisinde kaldığına dikkat çekti. (Ankara/EVRENSEL)

HUKUK SANAT BULUŞMASI

Türkiye Barolar Birliği ve içinde sendikamız Kültür Sanat Sen’in de yer aldığı kültür sanat alanında faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlar 20 Ocak Pazartesi günü “Hukuk Sanat Buluşması’nda” bir araya geliyor. “Sanatın hukuku sahipsiz değildir” ve “Sanatı savunuyoruz” sloganları ile düzenlenen buluşma TBB binasında gerçekleşecek. Buluşmada “Sansürlenen ve sürgün edilen sanat” başlıklı oturumda Genel Başkanımız Yavuz Demirkaya konuşacak. Buluşmanın arkasından saat 20.45’te sanatçı Timur Selçuk konser verecek. Buluşma saat 11.00’de başlayacak.