GÖREVDE YÜKSELME VE UNVAN DEĞİŞİKLİĞİ YÖNETMELİĞİNİN BAZI MADDELERİNİN İPTALİNE İLİŞKİN ‘YÜRÜTMEYİ DURDURMA’ TALEBİYLE DAVA AÇILMIŞTIR

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI PERSONELİ GÖREVDE YÜKSELME VE UNVAN DEĞİŞİKLİĞİ YÖNETMELİĞİNİN BAZI MADDELERİNİN İPTALİNE İLİŞKİN ‘YÜRÜTMEYİ DURDURMA’ TALEBİYLE DAVA AÇILMIŞTIR
03.06.2014 tarih ve 29019 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürüdüğe girmiş olan Kültür ve Turizm Bakanlığı Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin bazı maddelerinin iptaline ilişkin ‘YÜRÜTMEYİ DURDURMA’ talebiyle dava açılmıştır
Yönetmeliğin 5. Maddesinin C bendinde araştırma ve eğitim hizmetleri gurubunun düzenlemiştir. Bu grupta ‘TURİZM ARAŞTIRMACISI’ unvanının yer almamasalından kaynaklı ilgili maddenin iptali istenmiştir. 
Yönetmeliğin 6,13 ve 16. Maddelerinde ŞÜBE MÜDÜRÜ, MÜDÜR VE BUNLARLA AYNI DÜZEYDEKİ GÖREVLER için sözlü sınav uygulamasının iptaline istenmiştir.
Yönetmeliğin 7. Maddesinde görevde yükselme esaslarına tabi müdürlükler arasında KÜLTÜR VARLIKLARI KORUMA BÖLGE MÜDÜRLÜK’lerinin sayılmamasının iptali istenmiştir. İlgili madde ile belirtilen müdürlüklerde çalışan personelin görevde yükselmelerin keyfiyete bağlanmış. Ayrıca bu müdürlüklerde liyakatsiz atama yapılmasının önü açılmıştır.
Yönetmeliğin 7-1 maddesinde il halk kütüphanelerinin dışındaki kütüphane müdürlüklerine BBY, KÜTÜPHANECİLİK, DOKÜMANTASYON VE ENFORMASYON VEYA ARŞİVCİLİK bölümü mezunlarının dışında atama yapılmasını öngörmektedir. İlgili bölüm mezunlarının kütüphane müdürü olma olasılıkları kısıtlanmıştır.

MECİDİYEKÖY’DE YAŞANAN FACİA YENİ BİR SOMA’DIR!

KESK BASIN AÇIKLAMASI…

Hükümet Hesap Vermeli, Çalışma Bakanı Derhal İstifa Etmelidir!

6 Eylül gecesi İstanbul Mecidiyeköy’de rezidans inşaatındaki asansör kazasında 10 emekçinin yaşamını yitirmesinin sorumlusu AKP Hükümeti ve iktidarı döneminde her türlü destekle palazlanan Torunlar GYO adlı şirket yetkilileridir. Taşeronlaştırma, esnekleştirme ve güvencesizleştirme politikalarıdır. İçinde “insanca ve onurlu yaşam”ın olmadığı adına “büyüme” dedikleri ekonomik politikalardır…

62. hükümetin ilk icraatı Mecidiyeköy’de yaşanan iş cinayetidir! Mecidiyeköy’de olay yerine ambulanstan önce tomaların, çevik kuvvetin gitmesi hükümetin işçi sağlığı ve güvenliğini değil, patronların çıkarlarını ve güvenliğini önemsediğini ve koruduğunu göstermektedir.

Daha birkaç ay önce aynı rezidans yapımında bir iş kazası yaşanmış, bir işçi yaşamını yitirmişti. Ve bu olaydaki ihmali nedeniyle bir cana karşılık 5600 TL ceza ödeyen şirket inşaata kaldığı yerden devam etmiştir! Yine bu son cinayetten önce, iddialara göre, asansörün arıza çıkardığı ve güvenli olmadığı defalarca işçiler tarafından dile getirilmiş olmasına rağmen tıpkı soma’da olduğu gibi, “işler aksamasın, zaman kaybedilmesin” dürtüsüyle hareket edilmiştir. Nitekim Cumartesi geç saatlere kadar çalışılması da bu iddiaları doğrular niteliktedir. Diktikleri rezidansların, maden ocaklarının temelinde emekçilerin kemikleri, harcında kanı vardır.

İş kazalarında özellikle son bir yıldır yaşanan ölümler adeta bir savaşta görülebilecek oranlara ulaşmıştır. Afrika’da Ebola salgınında ölenlerin sayısı ülkemizde iş cinayetlerinde yaşananlardan daha azdır. Doğal afetlerde bu kadar ölüm yaşanmamaktadır.

Yıllardır ısrarla işçi sağlığı ve güvenliğinin bir kamu hizmeti olmaktan çıkarılmasının ölümlere davetiye çıkaracağını söylememize rağmen bu alanı da sermayenin insafına terk etmekten geri adım atmadılar. Taşeron çalışma yasaklanmadığı sürece yeni ölümlerin ve sakatlanmaların kaçınılmaz olduğunu söylememize rağmen şu günlerde Meclis’te görüşülmekte olan torba yasayla taşeronlaşmayı daha da yaygınlaştırdılar. Sendikal örgütlenme önündeki engelleri kaldırmak bir yana var olan kırıntıları bile ortadan kaldırdılar. Sendikalardan kimisini de kendilerinin yan kolu haline getirerek gelişecek tepkileri onlar eliyle minimize etmeyi hedeflediler. Her iş katliamından sonra ölen emekçilerin yakınlarını para ile susturmak istediler! AKP Hükümeti işçi sağlığı ve güvenliği için tedbirler almayı, denetimleri artırmayı, katliamların sorumlularını en ağır şekilde cezalandırmayı değil unutturmayı, kanıksatmayı ve sömürü çarkının devamını sağlamayı ilke edinmiştir.

İş cinayetlerinde sadece Ağustos ayında 158 işçi hayatını yitirdi. Yılın ilk 8 ayında ise 1270 işçi ve emekçi iş cinayetlerinde katledildi. Rakamlardan da anlaşılacağı üzere işçi sağlığı ve güvenliği alanında sistematik bir ihlal söz konusudur. Taşeronlaştırma, güvencesizlik ve esnek çalışma sistemi bu döngünün devamını sağlamaktadır.

İşçi ölümleri ve aşırı kar hırsı üzerine kurulu taşeron sistemini ve emekçilere kölece çalışma koşullarını dayatan, işyerlerinde işçi sağlığı ve güvenliği konularında yasal düzenlemeleri yapmayan, yeterli önlemleri almayan, işyerlerini düzgün denetlemeyen hükümet ve onun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ölümlerin siyasal sorumlusudur.

Dolaysıyla Hükümet bunun hesabını vermeli, sadece 2014 yılında yüzlerce emekçinin işçi sağlığı ve güvenliğinde bakanlığının sorumluluğu altında yaşanan ihmaller ve denetimsizlikler sonucu yaşamını yitirmesine neden olan başta Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanı (ÇSGB) olmak üzere hükümet istifa etmeli, bu cinayetin sorumluları hesap vermelidir. Soma katliamından sonra ortalıklarda görünmeyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in bu saatten sonra istifa etme dışında söylediği, söyleyeceği her söz pişkinliğin yanısıra emekçilere hakarettir, ölenlere saygısızlıktır. Her gerekçe emekçilerin bir kez daha katledilmesidir.

Başta Torunlar GYO’nun sahibi ve yöneticileri olmak üzere bütün sorumlular ve bunların arkasındaki güç olan AKP hükümetinin ilgili bakanı ve bürokratları gecikmeksizin yargı önüne çıkarılmalıdır.

Yaşamını yitiren emekçilerin ailelerine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyoruz.

Konfederasyonumuz olayın takipçisi olacak, AKP ve sermayenin emekçilerin kanı ve canı üzerinden kendi saltanatlarını sürdürmelerine karşı mücadelesini yükseltecektir. KESK Taşeron cumhuriyetine dönüştürülen bu ülkeyi emeğin, özgürlüğün ülkesine dönüştürmek için mücadelesini azim ve kararlılıkla sürdürecektir!

AKÜN VE ŞİNASİ SAHNELERİNİN İHALEYE ÇIKARILMASINA KARŞI…

Akün ve Şinasi sahneleri, 21 Temmuz’da yeniden ihaleye çıkarılacak. Buna karşı Ankaralılar harekete geçti. Konur Sokak’ta toplanan Başkent Dayanışması üyeleri, Akün ve Şinasi sahnelerine yürüdü. Sahnelerin önünde ortak açıklamayı okuyan devlet tiyatroları sanatçısı ve Kültür Sanat Sen Genel Basın Halkla İlişkiler Koordinatörü Alper Tazebaş, ihalenin yapılacağı 21 Temmuz günü de eylemde olacaklarını duyurdu. Tüm Ankaralaları da saat 11:00 da AKÜN sahnesi önünde “İHALEYE HAYIR, SANATA EVET” demek için eyleme davet etti.

MAAŞ ÖDEME PROTOKOLÜ

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün Türkiye genelinde Bölge Müdürlüklerinin de dahil edildiği banka promosyon ihalesi 3 kişiden oluşturulan komisyon tarafından 05.05.2014 / 07.05.2014 tarihlerinde yapılan toplantılar neticesinde sendikamızın “verilen promosyon bedelinin düşük olması ve bölge müdürlüklerinde banka promosyonu yapılması” gerekçeli şerhi ile birlikte sonlanmıştır. 
Oy çokluğu ile sonuçlanan ihale sonucunda 3058 kişiye 3.050.000 TL ödeme; 2 eşit taksitte Temmuz 2014 – Temmuz 2015 tarihlerinde 498.69 TL’ er lira olarak sanat emekçilerinin hesabına yatacaktır. Banka Promosyonuna ilişkin belgeler ilişiktedir. Üyelerimizin banka ile Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü arasında imzalanan protokol çerçevesinde yaşayacakları her türlü sorun için sendikamızla iletişime geçmeleri önemle duyurulur.

Banka promosyon protokolü ve sendikamız Şerhi ekte: 

ÖZERKLİK, TUTSAKLIK VE GELECEK

Gamze ERENTÜRK
İstanbul

Türkiye’deki çeşitli sanat alanlarını temsil eden, 80 kuruluşun dahil olduğu Özerk Sanat Konseyi, TÜSAK’a karşı 6. Sanatçılar Kurultayı önceki gün TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesinde gerçekleştirildi. 
Kurultaya değişik sanat dallarını temsilen katılan sanatçılar ve öğretim elemanları, hükümetin yeniden gündeme getirdiği Türkiye Sanat Kurumu (TÜSAK) tasarısı üzerinden,Türkiye’de sanatın içinde bulunduğu sansür, baslı, piyasalaşma, güvencesizleştirme gibi konular tartışıldı. Konseyin bileşeni olan pek çok sanat kurumu kendi tecrübeleri üzerinden bu sorunların çözümlerine yönelik öneri ve eleştirilerini katılımcılarla paylaştılar. 
Kurultayda söz alan katılımcılar, geleceğe yönelik somut adımlar atılması gerekliliği konusunda fikir birliğine vardılar. Kurultayda belirlenen somut adımlardan ilki söz konusu bu tasarının ve sonuçlarının topluma sade ve net bir şekilde anlatılması gerekliliğiydi.Tasarının hayata geçirilmesi halinde halkın sanatla (zaten oldukça ince olan) bağının tamamen kopacağını belirten sanatçılar, toplumun bu konuda aktif olarak bilinçlendirilmesi gerektiğini söylediler. 
Sanatın politikalar üstü uzun dönem bir eylem politikasının olmasının gerektiğini belirten konuşmacılar, Bunun da toplumun desteği ile olabileceğini, sanatın bir toplumun mutlu olmasına yardımcı olan en önemli etmenlerden birisi olduğu belirtildi. Üzerinde durulan ikinci önemli nokta ise sosyal medyanın aktif bir şekilde kullanılması ve toplumun bu yolla da bilgilendirilmesiydi. Facebook, Twitter gibi haberlerin hızlıca yayıldığı ve ses getirdiği sosyal haberleşme alanlarının kullanılması önerildi. Üzerinde önemle durulan bir diğer konu yurt dışından da bu konuda destek almak ve yankı uyandırmak oldu. Genel olarak yasa tasarısına karşı aktif bir tutum sergilenmesi gerektiği konuşuldu.
________________________________________
HER ŞEYİN ÖZELLEŞTİRİLDİĞİ BİR ÜLKEDE DEVLETİN NEDEN TİYATROSU OLSUN?
Eyüp Muhcu: Toplumsal değerlerimiz tehdit altında. AKM, Emek Sineması, Muhsin Ertuğrul’un yıkılması iktidarı yıkıcılığını temsil etmektedir. Sanat ve sanatçıya baskılar yürürlüğe sokulmakta. TÜSAK Yasa Taslağı ile kültür sanata, sanatçıya son bir darbe indirme girişimi. TÜSAK, sanat ve sanatçıya kurulmuş bir tuzaktır. AKP’nin kamusal hak ve özgürlüklere saldırmasına karşı Gezi direnişi toplumsal bir karşı koyuş olarak ortaya çıkmıştır. Gezi direnişinden Lice’ye uzanan ve toplumsal duyarlığa bağlı olarak ülkemizde hüküm süren karanlığın aydınlatılması için ümit vericidir.

Yavuz Demirkaya: TÜSAK Yasa Tasarısı ile sanatçılar da taşeronlaştırma yaşanacağına kuşkunuz olmasın. Ne acıdır ki bir yandan kamulaştırmak için Soma adına sesimizi yükseltirken, Yatağan işçileri kamu madeninin özelleştirilmemesi için Ankara’da polisten dayak yiyor. TÜSAK tam da bunun ortasında duruyor. TÜSAK bu olanlardan bağımsız olamaz. Nükleer santralleri, HES’ler, Atatürk Orman Çiftliği gibi kamu alanları yağmalanırken de karşı koymanın itiraz etmenin yanındayız. Sanatı kontrol altına alıp taşeronlaştırarak baskı kuracak olan iktidar nitelikli ve profesyonel sanat üretiminden halk mahrum kalacak. Gelecek kuşakların sanata ulaşması güçleşecek. 
Türkiye’nin kültür sanat hayatını yönlendiren ÖSK bileşenleri iktidardan daha güçlü ses çıkarabilecek durumdadır. Kültür Bakanlığı’nın teşhiri hukuksal ve akademik olarak deşifre edilmeli bu halka anlatılmalı. Bizim alternatifimiz ne olacak? Ödenekli sanat kurumları ne olacak? ÖSK bu sorulara yanıt verdi. Eksik olabilir ama burada birlikte doğruya ulaşabiliriz.

Mücella Yapıcı: Mekansal dönüşüm yapısal olarak da dönüştü. Kamu mekanları kültür vaatleriyle dönüşüme sokuluyor. Haydarpaşa ve Galataport bunların tipik örnekleridir. Kamu binaları kültür sanat merkezlerine dönüştürülmek istekleri, kültür sanat kılıfıyla kamu yararı olan binalar rant fırsatına açılmak isteniyor. AKM polis karakolu ve mühimmat deposu olarak kullanılıyor. Galataport ciddi bir özelleştirme ve rant projesi yine kültür sanat kisvesi altında meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Emek sineması bir başka tüketim amacı kurgusunun ürünüdür.
Nurhan Tekerek: Anayasa’nın 27. maddesinde “Devletin şeklini belirleyen ilk üç maddeyi ihlal etmemek koşuluyla herkes bilim ve sanatı öğrenme, öğretme, yayma vb. hakkına sahiptir. 50’li yıllardan itibaren devletin kültür ve sanatı uygarlaşmanın temelli ve partiler üstü gördüğünü sanmıyorum. Güzel sanatlar galerisi ya da devlet tiyatrosu olması sanatı desteklediği anlamına gelmiyor. Her şeyin özelleştirildiği bir ülkede devletin neden tiyatrosu olsun? Biz talep etmediğimiz, söke söke almadığımız sürece bizim için hiçbir şey yapmadılar, yapmayacaklar.

Aydın Çubukçu: Kültür sanat bir politikayı bir görüşü aktarmak için yapılır. Tüm dönemlerde hükümetler, bu anlayışla halkı eğitmek için kurulmuş bunlara uygun mekanlar oluşturulmuştur. Şimdiki iktidar da kendi tabiatına uygun bir düşünceyle teslim alma biçimine uygun yapılar yapıyor. Mücadele aslında bunun için olmalıdır. İktidarın tabiatına uygun düşünce tarzı, ideoloji ve politikanın hakim kılınması örgütlenmesi, mekanlara yapılan saldırının özüdür. Esas bunu doğru okumak ve buna karşı bir söylem oluşturmalıyız.
________________________________________
ÖZERK SANAT ANAYASAL GÜVENCEYE ALINMALI
Özerk Sanat Konseyinin tüm gün süren “TÜSAK’a karşı 6. Sanatçılar Kurultayı”nın sonuç bildirgesi şöyle: 
Her iktidar tabiatına uygun düşünce tarzını, ideolojiyi, yaşam biçimini hakim kılacak politikalar üretir. Bu politikanın sanat alanına yansıması, siyasi erk için kaçınılmaz, hatta zorunluluktur. 
TÜSAK Yasa Tasarısı, onlarca yıllık sanat birikimini dönüştürerek ya da yok ederek iktidarın yaşam felsefesini desteklemek üzere üretilmiş bir tuzaktır. TÜSAK Yasa Tasarısı’yla mücadele sanatın tüm alanlarında örgütlenip insanları bilinçlendirerek yaygınlaştırılmaktadır.
Sanat eğitimi veren kurumlar TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı mücadelenin ayrılmaz parçaları ve Kültür sanat politikalarının sürdürülebilirliğinin garantisidir.
Duygusal talepleri ve “Benim olsun” ayrışmalarını bir yana bırakarak bir arada olmaya özen göstermeli, aramızdaki bağları güçlendirmeliyiz. ÖSK, örgütlenmek ve örgütlü mücadeleyi sürekli kılmak için olanaktır. TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı kimliğimiz, kişiliğimiz ve haklarımız için ÖSK ile birlikte mücadeleyi hayatın her alanına yaymalıyız.

SONUÇ OLARAK
Siyasi iktidarın kültür sanatı doğrudan yöneteceği, ticarileştirip kişiliksiz kılacağı hiçbir yasa tasarısını kabul etmeyeceğiz.
Sanat mekanlarının kapatılmasına, onarım bahanesiyle karakol yapılmasına ve peşkeş çekilmesine karşı mücadeleyi yükseltmeliyiz.
Ödenekli sanat kurumlarının varlığı ve yasalarının korunduğu, yaşatıldığı, sanatta özerkliğin esas alındığı yasaları çıkarılmalıdır. Bunun için ÖSK bileşenlerinin üretimleri vardır.
ÖSK bileşenleriyle birlikte sendika, konfederasyon ve meslek birliği örgütleriyle TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı eylem takvimi belirleyerek karşı duruşu sürekli kılmalıdır. 
Sermayenin 1980 sonrası özelleştirme projeleri sonucu şirketlerin hizmetine sunulan müze ve galeriler işletme kültürüyle yönetilmeye başlandı ve sanat üretimi şirketlerin tercihine bağımlı hale geldi. Buna karşı mücadele kararı alındı. 
Sadece mevcut iktidara karşı değil, insan ve onun yarattığı değerleri savunmak için TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı çıkmamız gerektiği basın ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Yandaşını her alanda ihya eden iktidar, kültür ve sanatı kullanarak ihale ve rant uğruna üretimimizi hiçleştirilmemeli. Sanat kurumlarının belirleyeceği gerçekçi nedenlerle destek oranları oluşturulmalıdır. Tüm sanat kurumlarının özerklik prensibi yerel ve evrensel ölçekte fikir ve sanat özgürlükleri anayasada açık biçimde güvence altına alınmalıdır.
Ödenekli sanat kurumlarında iş güvencesi, iş güvenliği, ilgili sanat örgütlerinin görüşleriyle birlikte güvence altına alınmalıdır.
Yasaklamalar, sansür, hedef gösterme, linç girişimleri asla kabul edilemez. Sansürle, oto-sansürle mücadele sanat emekçilerinin en temel görevlerinden birisidir. Sanatçılar ve sanat örgütleri politik farklılıklarını aşarak TÜSAK Yasa Tasarısı’na birlikte mücadele etmelidir. Örgütsel sorunlarımızı aşıp sanat örgütlenmelerinin birlikteliği sağlanmalıdır. Özerk Sanat Konseyi’nin hazırladığı yasa tasarısı taslağı, bileşenleriyle birlikte gözden geçirilerek değerlendirilmelidir.
www.evrensel.net 09.06.2014