28 MAYIS BÖLGE MİTİNGİNDE GENEL BAŞKANIN KONUŞMASI!

Değerli Kamu Emekçileri,

Değerli mücadele arkadaşlarım,

Sizleri Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası – Kültür Sanat Sen adına saygıyla selamlıyorum.

Toplumsal yaşamın bütün alanlarında eğitimden sağlığa, bilimden kültür ve sanata kadar geniş bir alanda yaşanan saldırılara, iş güvencemizi kaldırma girişimlerine, baskı ve sürgün ve soruşturmalara karşı yine alanlardayız.

Laik eğitim ve laik yaşam mücadelesi başta olmak üzere, iş güvencemize ve geleceğimize sahip çıkmak, tüm işkollarında yaşanan baskı, sürgün ve soruşturmalara boyun eğmeyeceğimizi göstermek için yine bir aradayız.

Bugün iktidarın baskıcı, otoriter, tekçi ve asimilasyoncu politikalarına karşı çıkan, çocuklarının ve ülkenin geleceğinden edişe eden milyonların gözü, kulağı ve kalbi bizlerledir.

Bugün çeşitli nedenlerle aramızda olamayan, yıllarca yok sayılan, en temel talepleri ve hakları görmezden gelinen, fabrikalarda, madenlerde, tarlalarda, okullarda, hastanelerde, kültür ve sanatta, kısacası yaşamın bütün alanlarında emek, hak ve onur mücadelesi veren ve kalpleri her zaman eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye için atan milyonlara hep birlikte selamlarımızı gönderiyoruz.

Yıllardır başta eğitim olmak üzere, toplumsal yaşam alanlarımızın aşağıdan yukarıya iktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda biçimlendirenler, kültür ve sanat alanlarını da kendi çıkarları doğrultusunda düzenlemeyi sürdürüyorlar.

Geçtiğimiz yıl içinde kültür ve sanat alanında ciddi bir özgürlük daralması yaşanmış, kültür, sanat ve turizm kurumlarına yönelik siyasal müdahaleler, kadrolaşma ve sürgün uygulamaları bütün alanları kuşatmıştır.

Türkiye’deki bütün kurumlar, iktidarın ırkçı, mezhepçi, ayrımcı ve otoriter uygulamaları nedeniyle gerçek işlevlerinden hızla uzaklaştırılmıştır. İktidarın toplumsal yaşamın bütün alanlarında uyguladığı baskı, şiddet ve dayatmacı uygulamalar, laik eğitime, eşit, özgür ve demokratik yaşama karşı açık bir meydan okumanın yaşandığını göstermektedir.

Türkiye’nin egemen güçleri, siyasi iktidar öncülüğünde işçilerin, emekçilerin kanı ve canı üzerinden, emek sömürüsü üzerinden işlettikleri acımasız zulüm çarkını, yıllardır inşa ettikleri sahte inanç sistemi ile güçlendirerek bizleri havasız ve sanatsız bırakmak istemektedir.

Değerli dostlar,

Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız olmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, işyerinde, üniversitede, sokakta, sahnede, nerede olursa olsun farklı inanç ve siyasal görüşleri arasında ayırım yapılmamasına bağlıdır.

Laiklik, bir ülkede din ve devlet alanlarının tümüyle birbirinden ayrılması, din ve vicdan özgürlüğünün inanan ve inanmayan herkes için eşit koşullarda geçerli olması demektir. Dolayısıyla laik eğitimi ve laik yaşamı savunan bizler devletin bütün dinler ve inançlar karşısında tarafsız olmasını, bütün yurttaşlara eşit mesafede durmasını istiyor ve savunuyoruz.

Laik yaşam mücadelesinde bilimsel, çağdaş eğitim, ifade özgürlüğü ve sanatı yayma hakkını koruyacak ve mücadele edeceğiz.

Baskıcı, totaliter rejimlerin en büyük silahıdır sansür…

Sansür; iktidarlarını devam ettirmenin halk kitlelerinin sürüleşmesinin beyin yıkama aracıdır.

Sansür; sadece sanat değil eğitim, basın, yayın, iletişim, alanlarını abluka altına alıp soyut demokrasi propagandası yapmaktır.

Toplumların belleğini silmek ve ergin istediği düşünceyi ve yaşam tarzını yerleştirme çabasıdır!

Bilgilendirmeme, gerçeği karartma, cahil bırakma aracıdır sansür.

Direnç gösterilememe, isyan etmeme kısacası uyuşturucudur!

Laik eğitim, Laik yaşam, özgür sanat, toplumun eğitimli ve okuyan kitleler olmasından geçer,

Değerli arkadaşlar;

Ülkemizde kütüphanelerin durumu içler acısıdır. Okuma alışkanlığı yerine tek tipçi, ezbere dayanan eğitim sayesinde Dünya’da 86. sıralara gerilemiştir. İnsanımız günde 1 dakikasını kitap okumaya ayıramamaktadır. Avrupa’da %21 olan kitap okuma oranı Türkiye’de sadece binde birdir nasıl demokratik çağdaş özgür bir toplum olunabilir.

Değerli dostlar,

Siyasi iktidar bir taraftan laik yaşam karşıtı uygulamalara imza atarken, diğer taraftan geçmişte kazanılmış olan haklarımızı gözünü dikmiş, zaten sınırlı olan iş güvencemizi tamamen ortadan kaldırmak için harekete geçmiştir.

Tasfiye edilmek istenen sadece kamu emekçileri değil, tüm topluma eşit ve nitelikli olarak sunulması gereken kamu hizmetlerinin bizzat kendisidir. Tüm kamu hizmetleri gibi kültür, sanat ve turizm kurumları da piyasalaştırılarak tasfiye edilmek istenmektedir. Sorun sadece bizlerin değil, tüm halkın sorunu olarak görülmek zorundadır.

Son yıllarda mücadeleci kimlikleriyle bilinen sendikalarımıza yönelik baskı ve yıldırma girişimlerinin son dönemde soruşturma ve sürgün kararlarıyla daha da artmış olması tesadüf değildir. İktidarın politikalarına itiraz eden herkesin hedef haline getirildiği bu dönemde ülke çapında başlatılan “cadı avı”na karşı ortak tutum alınması önemlidir.

Değerli arkadaşlar;

Ülkemizde kütüphanelerin durumu içler acısıdır. Okuma alışkanlığı yerine tek tipçi, ezbere dayanan eğitim sayesinde Dünya’da 86. sıralara gerilemiştir. İnsanımız günde 1 dakikasını kitap okumaya ayıramamaktadır. Avrupa’da %21 olan kitap okuma oranı Türkiye’de sadece binde birdir nasıl demokratik çağdaş özgür bir toplum olunabilir.

Bizler, ne iktidarın “muhafazakâr sanat” adı altında hayata geçirmeye çalıştığı ayrımcı politikalara, ne de oluşturmak istedikleri baskıcı-otoriter düzene teslim olacağız!

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in dediği gibi!

Ekilir ekin geliriz ezilir un geliriz.

Bir gider bin geliriz.

Beni vurmak kurtuluş mu?

İktidarın kendi çıkarları için sürdürdüğü inanç istismarına yönelik tüm girişimlerini boşa çıkarmak, gerçek anlamda laik ve demokratik bir ülkede barış içinde bir arada yaşamak için herkesi ortak taleplerimiz etrafında mücadeleyi yükselteceğimize olan inancımla hepinizi saygıyla selamlıyorum.

7 ŞUBAT-7 MAYIS KAMU DA HAK İHLALLERİ RAPORUNU AÇIKLADIK!

Bugün (25 Mayıs) saat 11.00’da Konfederasyonumuz Merkezinde, 7 Şubat – 7 Mayıs 2016 dönemi, 3 aylık Hak İhlalleri Raporumuzu konfederasyonumuz ve sendikalarımızın MYK üyelerinin katılımıyla kamuoyuyla paylaştık. Basın açıklamasını Hukuk, TİS ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Fatma Çetintaş okudu.

Hukuk, Tis ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimizin son yıllarda sendikal hak ve özgürlükler alanında yaşanan hak ihlallerindeki artışa dikkat çektiği konuşmasında Çetintaş, “7 Şubat – 7 Mayıs 2016 tarihleri arasında 16 bin 475’i 29 Aralık grevimize yönelik olmak üzere 16  bin 646 arkadaşımız hakkında adli-idari soruşturmalar açılmış, bazı arkadaşlarımıza uyarı ya da kınama cezaları verilmiştir. 82 KESK’li sürgün edilmiş, 50 arkadaşımız ise işten atılmıştır. Yasalara ve anayasaya aykırı olarak sendikalarımızın üyelerinin iş güvenceleri ortadan kaldırılmak istenmektedir.” ifadelerini kullanarak 17 Şubat 2016 tarihinde yayımlanan Başbakanlık genelgesi ile kamuda cadı avı başlatıldığına dikkat çekti.

28-29 Mayıs tarihlerinde “Laik Eğitim ve Laik Yaşam! İş Güvencemizden Vazgeçmeyeceğiz! Baskı, Sürgün ve İşten Atmalara Karşı Alanlardayız!” şiarıyla9 bölgede gerçekleştireceğimiz mitinge tüm emekçileri ve vatandaşlarımızı davet ediyoruz” sözleriyle konuşmasını sonlandıran Hukuk TİS Sekreterimiz: “KESK, bağlı sendikaları ve yüzbinlerce üyesi olarak ne geçmişte ne de bugün karanlığa teslim olmadık, olmayacağız. Fiili, meşru ve hukuki mücadelemizi her ne pahasına olursa olsun yükseltecek,  tüm ezilenler ve ötekileştirilenlerle birlikte büyük bir dayanışma ağını kuracak, baskıları göğüsleyecek ve püskürteceğiz.” dedİ.

Hak ihlalleri raporu ve ilgili eki linktedir

7 ŞUBAT-7 MAYIS KAMU DA HAK İHLALLERİ RAPORUNU AÇIKLADIK!

Bugün (25 Mayıs) saat 11.00’da Konfederasyonumuz Merkezinde, 7 Şubat – 7 Mayıs 2016 dönemi, 3 aylık Hak İhlalleri Raporumuzu konfederasyonumuz ve sendikalarımızın MYK üyelerinin katılımıyla kamuoyuyla paylaştık. Basın açıklamasını Hukuk, TİS ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Fatma Çetintaş okudu.

Hukuk, Tis ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimizin son yıllarda sendikal hak ve özgürlükler alanında yaşanan hak ihlallerindeki artışa dikkat çektiği konuşmasında Çetintaş, “7 Şubat – 7 Mayıs 2016 tarihleri arasında 16 bin 475’i 29 Aralık grevimize yönelik olmak üzere 16  bin 646 arkadaşımız hakkında adli-idari soruşturmalar açılmış, bazı arkadaşlarımıza uyarı ya da kınama cezaları verilmiştir. 82 KESK’li sürgün edilmiş, 50 arkadaşımız ise işten atılmıştır. Yasalara ve anayasaya aykırı olarak sendikalarımızın üyelerinin iş güvenceleri ortadan kaldırılmak istenmektedir.” ifadelerini kullanarak 17 Şubat 2016 tarihinde yayımlanan Başbakanlık genelgesi ile kamuda cadı avı başlatıldığına dikkat çekti.

28-29 Mayıs tarihlerinde “Laik Eğitim ve Laik Yaşam! İş Güvencemizden Vazgeçmeyeceğiz! Baskı, Sürgün ve İşten Atmalara Karşı Alanlardayız!” şiarıyla9 bölgede gerçekleştireceğimiz mitinge tüm emekçileri ve vatandaşlarımızı davet ediyoruz” sözleriyle konuşmasını sonlandıran Hukuk TİS Sekreterimiz: “KESK, bağlı sendikaları ve yüzbinlerce üyesi olarak ne geçmişte ne de bugün karanlığa teslim olmadık, olmayacağız. Fiili, meşru ve hukuki mücadelemizi her ne pahasına olursa olsun yükseltecek,  tüm ezilenler ve ötekileştirilenlerle birlikte büyük bir dayanışma ağını kuracak, baskıları göğüsleyecek ve püskürteceğiz.” dedİ.

Hak ihlalleri raporu ve ilgili eki linktedir

http://www.kesk.org.tr/2016/05/25/7-subat-7-mayis-hak-ihlalleri-raporumuzu-acikladik/

28-29 MAYIS’TA, 81 İL 9 BÖLGEDEKİ MİTİNG PROGRAMI!

28-29 MAYIS'TA, 81İL 9 BÖLGEDEKİ MİTİNG PROGRAMI!

28 MAYIS 2016, CUMARTESİ
1- ANKARA
Toplanma: 12.00 Kurtuluş Parkı, Miting: 13.00 “Kolej Meydanı”
2- İSTANBUL
Toplanma: 14.00 Bakırköy Hava İş Binası önü, Miting: 15.00 “Bakırköy Özgürlük Meydanı”
3- ADANA
Toplanma: 16.00’da Mimar Sinan Kültür Merkezi, Miting: “Uğur Mumcu Meydanı”
4- SAMSUN
Miting: 12.30 “Cumhuriyet Meydanı”
5- İZMİR
Toplanma: 15.00’da Cumhuriyet Meydanı, Miting: “Gündoğdu Meydanı”

29 MAYIS 2016, PAZAR
1- ANTALYA
Toplanma: 13.00’da Aydın Kanza Parkı, Miting: “Cumhuriyet Meydanı”
2- TRABZON
Toplanma: 13.00’da Eski Tedaş önü, Miting: “Atatürk Alanı Meydan”
3- VAN
Miting: 13.00’da “Kültür Kavşağı”
4- DİYARBAKIR
Miting: 15.00 “İstasyon Meydanı”

İSTİSMARI EVLİLİK KURUMU ALTINDA AKLADIĞINIZ RAPORU KABUL ETMİYORUZ!

14 Ocak’ta kurulan ’’Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi İçin Meclis Araştırması Komisyonu’’nun kuruluş amacından kullandığı usullere göre kadınları ve çocukları yok saydığını, haklarını gasp ettiğini bir kez daha görmekteyiz.

Komisyon’un hazırladığı rapora göre, çocukların cinsel istismarının “rızaya” dayalı olabileceğini ama yine de suç olarak kalması gerektiğini söyledikten sonra çocuk istismarcısının tecavüz ettiği çocukla 5 yıl boyunca “sorunsuz” ve “başarılı” bir evlilik sürdürmesi halinde denetimli serbestlikten yararlanmasını öneriyor. İstismarı gerçekleştiren de 15 yaşın altında olursa istismar suç olmaktan çıkarılıyor. Bu, ailelerin 15 yaş altı çocuklarını fiilen evlendirmelerinin yolunu açıyor.

Yine raporda; çocuk evliliğinin teşviki, hadım uygulaması, hem şiddet başvurularında hem de boşanma davalarında arabuluculuk ve uzlaşma uygulanması, şiddete maruz kalan kadınların mesai saatlerinde karakollara başvurmasının önünün kesilmesi, şiddete karşı koruma kararları için delil veya belge aranması, tedbir süresinin kısaltılması, aile hukukuyla ilgili tüm duruşmaların gizli yapılması, boşanmanın zorlaştırılması, kadının nafaka hakkının süreye bağlanması, mal paylaşımında dava açma süresinin kısaltılması, eşin ölümünde kadının mal rejiminden kaynaklı %50 payının verilmek istenmemesi, aileye yönelik psikolojik rehberlik ve danışmanlık hizmetinin dini temele oturtulmak istenmesi yer alıyor.

AKP iktidarı boyunca kadın yaşam alanları her geçen gün daralmaya devam etmiş, güvenli yaşam hakkı elinden alınmıştır. Kadın cinayetlerinin normalleştirilmeye çalışıldığı süreçlerden geçiyoruz. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın  bir kereden bir şey olmaz söylemi,  Diyanet’in ensestin ve cinsel istismar vakalarının üstünü örtmek için verdiği vaazları unutmamışken, şimdi de kurulan bu komisyon ve istismarda bulundukları çocukla evlendikleri takdirde ceza almamalarını sağlayacak rapor tam da bu zihniyetin göstergesidir. 479 sayfalık rapor, kadınların ve çocukların haklarını koruyan az sayıdaki kanunu da kadınların ve çocukların aleyhine sonuçlar yaratacak biçimde değiştirmeyi öneriyor.

Kadın cinayetleri ve çocuk istismarı ile her geçen gün artan taciz ve tecavüzü görmezden gelen bu zihniyet şimdi de çocukların tecavüzcüleriyle evlendirilmesi halinde suçu ve suçluyu görmezden gelmemizi bekliyor.

2016 yılının ilk dört ayında 115 kadın cinayeti yaşanmış, 2002 yılından bugüne kadar çocuk istismarında %434’lük artış yaşanmış, cinsel tacizde ise %439’luk bir artış yaşanmıştır. Tüm bu gerçekler, mücadelenin nasıl hayati bir önemi olduğunu bir kez daha biz kadınlara gösteriyor.

Bizler KESK olarak, yürüttüğümüz kadın özgürlük mücadelesi ile kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve çocuk istismarı vakalarının üstünün kapatılmasına ve normalleştirilmesine karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. İktidar tarafından yaşam hakkı elinden alınan kadınlar ve çocuklar için mücadelemizi yükselteceğiz.

KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy

GENÇLERİMİZİ SADECE 19 MAYIS’DA HATIRLAMAK İSTEMİYORUZ

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlarız

İşgal altındaki yurdumuzda, emperyalizme karşı kurtuluş savaşımızın başlangıcının yıl dönümündeyiz.

Bugün ülkemiz yine emperyalist saldırı altında. Adeta bir kaos ortamı var. Bir parmak hareketiyle hükümetler devriliyor. Parlamenter sistem ağır bir darbe tehdidini yaşıyor. Tek bir kişinin talebiyle Türkiye’de rejim değiştirilmek isteniyor.

Her gün ölüm haberleriyle sarsılıyoruz. Her gün ocaklara ateş düşüyor. Canımız çok yanıyor.

Yoksulluk, eşitsizlik alabildiğine. Çocukları yurt dışında okuyanlar bizim gençlerimizi imam hatip okullarına, çocukları gemi sahibi olanlar bizim gençlerimizi işsizliğe, yoksulluğa, iş cinayetlerinde ölüme mahkûm ediyorlar. Kendileri alabildiğine ve özgürlük sınırlarını da aşarak konuşanlar gençlerimizi en barışçıl sözlerinden suçluyor, yargılıyor, mahkûm ediyorlar.

Gençlerimizin fiziksel, ruhsal, sosyal sağlığını koruyabilmesi, geliştirebilmesi için gerekli ifade özgürlüğü ortamı, hukuk düzeni, sağlıklı çevre, toplumcu belediyecilik, nitelikli sağlık hizmeti bize çok uzak.

19 Mayıs, aynı zamanda gençlik ve spor bayramı olarak kutlanıyor olsa da yıllardır gençlerimiz evde, okulda, üniversitede, iş yerlerinde her türlü baskıcı uygulamalarla karşı karşıya kalmakta, iktidarın milliyetçi-şoven politikalarına yedeklenmeye çalışılmaktadır.

Gençlik, okuldan çalışma yaşamına kadar bugün birçok sorunla karşı karşıyadır. Kültür ve Sanatta yaşanan ticarileşme ve özelleştirme politikaları nedeniyle milyonlarca çocuk ve gencimiz hızla eğitim sisteminin dışına doğru itilirken, her yıl yüz binlerce gencimiz çalışma yaşamında işsizlik, güvencesizlik, taşeron çalışma gibi ağır sömürü koşullarıyla karşı karşıya bırakılmakta, iş cinayetlerine kurban gitmektedir.

 Arzumuz, gençlerimizin laik, eşit, özgür, demokratik, barış içinde bir Türkiye’de geleceklerini diledikleri gibi kurmaları ve sağlıkla güzel, uzun bir yaşam sürdürmeleridir.

Başta gençlerimiz olmak üzere, tüm yurttaşlarımızın 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlarız.

SOMADA KAYBETTİĞİMİZ MADENCİLERİ SAYGI İLE ANIYORUZ

Konfederasyonumuz, DİSK, TMMOB ve TTB öncülüğünde Soma katliamının yıl dönümünde yaşamını yitiren 301 madenci birçok ilde yürüyüşler ve basın açıklamalarıyla anıldı. On binler: “Ne unuturuz ne de affederiz” dedi.  İllerdeki açıklama ve yürüyüşlere birçok siyasi parti ve demokratik kitle örgütü de destek verdi, yürüyüşlerde madenci baretleri takıldı.

Ankara’da Yüksel Caddesi’nden Madenci Anıtı’na yürüyüş gerçekleştirdi. “Somayı unutmadık unutturmayacağız” pankartının açıldığı yürüyüşte, “İşçilerin katili taşeron sistemi”, “Kaza değil cinayet”,  “Kader değil katliam” dövizleri taşınarak, “Katliamların hesabını emekçiler soracak”, “Katiller susacak halk konuşacak” sloganları atıldı.  Ankara’daki yürüyüşün sonunda madenci heykelinin önüne karanfil bırakıldı. Saygı duruşu ardından basın açıklaması yapılarak AKP iktidarının Soma katliamına rağmen inatla yeni facialara zemin hazırladığı, sermayenin ihtiyaçlarına göre davrandığı belirtildi. AKP tarafından TBMM’den geçirilen, kölelik yasası olarak adlandırdığımız Özel İstihdam Yasası ile emekçilere bir darbe daha vurulduğu belirtilen konuşmalarda kuralsız ve esnek çalışmanın yaygınlaştırılarak, iş güvencesinin tamamen ortadan kalkacağı, sömürünün derinleşeceği ifade edildi.

İllerde okunan ortak basın açıklaması metni için aşağıdadır:

SOMA’YI UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ

Bugün, Soma’da 13 Mayıs 2014’te meydana gelen ve 301’i canımızı yitirdiğimiz yüzyılın en büyük iş faciasının ikinci yıldönümü. 301 canımızın acısı hala yüreğimizde.

13 Mayıs’ta Soma’da yaşamını yitiren tüm maden emekçilerini saygıyla anıyor, yakınlarına ve tüm maden emekçilerine bir kez daha başsağlığı diliyoruz.

Bugün, bu acıyı unutturmamak için, böyle acıların bir kez daha yaşanmaması için alanlardayız.

Ülkemizde Soma gibi bir facia yaşandıktan sonra dahi her ay onlarca emekçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmeye devam etmektedir. Hükumet ve ilgili kamu kurumları tarafından faciadan sonra alınan ders nedir diye bakıldığında, sermayenin ihtiyaçlarını karşılamak ve yeni katliamlara zemin hazırlamak dışında bir şey görülmemektedir. Bu acı gerçek, ülkemizde emeği ile geçinen milyonlarca işçiye ölümden, sakatlanmaktan ve sömürülmekten başka bir şeyin reva görülmediğini ortaya koymaktadır.

İş cinayetlerinin başlıca nedeni; ülkemizde uygulanmakta olan neo-liberal ekonomi politikaları sonucunda iş güvencesinin azalması, esnek çalışma biçimlerinin artması, çalışma koşullarının ağırlaşması; özelleştirme, sendikasızlaştırma ve taşeronlaşmanın yaygınlaşmasıdır.

Son olarak AKP tarafından TBMM’den geçirilen, Kölelik Yasası olarak adlandırdığımız Özel İstihdam Büroları Yasası ile emekçilere bir darbe daha vurulmuştur. Bu düzenleme ile; güvencesiz, kuralsız ve esnek çalışma yaygınlaşacak, iş güvencesi tamamen ortadan kalkacak, emekçiler açlık sınırının altında ücretlerle çalışmaya mahkum edilecek, örgütsüz çalışma yaygınlaşacaktır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği açısından en riskli işçiler yine kiralık işçi statüsünde çalışan emekçiler olacaktır. Ayrıca bu yasadan en olumsuz etkilenecek olanlar kadın işçiler olacak ve kadın işçiler üzerindeki sömürü derinleşecektir.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında, işçiyi her türlü korumadan uzak bırakan, mühendis ve hekimi iş kazaları tazminatlarından sorumlu tutan, işvereni ve iş yaşamını denetlemekten sorumlu olan devleti ise her türlü sorumluluktan arındıran bir politika ile karşı karşıyayız. En son Cumhurbaşkanının 8. İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı’nda “İşçilerin ‘bana bir şey olmaz’ anlayışıyla hareket ettikleri için iş güvenliği ihlalleri yaptığı ve canından olduğu” söylemi bunun en net yansımasıdır.

Türkiye’de özellikle AKP iktidarı döneminde üretim; teknik bilgi ve alt yapı olarak yetersiz, deneyimi ve deneyimli uzmanı bulunmayan kişi ve şirketlere bırakılmıştır. Kamusal denetimin de yeterli ve etkin bir biçimde yapılamaması iş cinayetlerinin Soma’da olduğu gibi katliama dönüşmesine neden olmuştur. AKP’nin iktidara geldiği Kasım 2002’den beri iş cinayetlerinde 17 binin üzerinde emekçi yaşamını yitirmiştir.

Ne yazık ki Soma gibi büyük bir facianın ardından yürütülen, gerçek sorumluların yargılanmadığı, sorumluların görünen bir kısmının yargı önüne çıkartıldığı dava da kamuoyunu tatmin etmekten uzaktır.

Soma’da yaşanan acı gerçeğin nedenleri ortadadır. Bu nedenler ile hesaplaşılmadığı sürece fabrikalarda, madenlerde, inşaatlarda ve tüm çalışma alanlarında bizleri bekleyen yeni Soma’ların yaşanması kaçınılmazdır.

Bizler,

Göz göre göre ölümle karşılaşmanın ne kader ne de fıtrat olmadığını çok iyi biliyoruz.

Her anı ölüm, sakatlanma ve meslek hastalıklarına yakalanma riski taşıyan çalışma koşullarının ortadan kaldırılmasının zor olmadığını çok iyi biliyoruz.

Dünya, bunun bilimsel, teknolojik, yasal, demokratik koşullarını çoktan sağlamışken, tüm dünyadan ileri olduğunu iddia eden AKP’nin bizi ölüme mahkum etmesini kabul etmiyoruz.

Biz yaşamını alın teriyle kuran emekçiler, güvenceli koşullarda çalışmak ve emeğimizin karşılığını almak istiyoruz.

Güvencesiz, sendikasız ve kayıt dışı çalıştırılmak istemiyoruz.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği kavramlarıyla temelden çelişen ve özellikle kamuya ekonomik anlamda da yük olan, işçileri köleleştiren taşeron ve rödovans sistemlerine son verilmesini istiyoruz.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği sorunları piyasacı yaklaşımlarla çözülemez. Sendikaların, meslek odalarının, üniversitelerin karar süreçlerinde ve yönetiminde yer aldığı, idari ve mali yönden bağımsız, demokratik bir işleyişe sahip Ulusal İşçi Sağlığı Güvenliği Kurumu bir önce oluşturulması gerektiğini bir kez daha yineliyoruz.

Soma’da yaşanan iş cinayetini doğuran nedenler ve bu cinayetin sorumluları ile hesaplaşmadan sağlıklı ve güvenli çalışmanın mümkün olmadığının altını bir kez daha çiziyoruz.

SOMA’YI UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ…

DİSK-KESK-TMMOB-TTB

MEMUR SEN TİS KARARLARINA BİLE SAHİP ÇIKAMADI!

2016-2017 yıllarını kapsayan 3. Dönem Toplu Sözleşme Genel Hükümler bölümünün ‘Bazı işçilerin kamu görevlisi ve geçici personelin sözleşmeli personel statüsüne geçirilmesi’ başlıklı 36 ıncı maddesinde yer alan 4/C’li ve Üniversiteli işçilerin sözleşmeli olarak kadroya alınması ile ilgili çalışma yürütülmesi hükmü gereğince Devlet Personel Başkanlığında yetkili sendikalar ve ilgili kuruluşlarla ile toplantı gerçekleştirildi. Yapılan toplantı neticesinde, kadro bekleyen 4/C’li ve üniversiteli işçilerin durumu yetkili sendikaların kendi eliyle hükumetin inisiyatifine devretti.

Toplu sözleşmede alınan bir kararın maliye yetkilisi tarafından şerh konulmasına seyirci kalanlar, gerçek sendika olmadıklarını göstermektedirler.

          “Devlet Personel Başkanlığında, yetkili sendika ve ilgili kuruluşlarla yapılan toplantıda,27 madde ile ilgili yapılan çalışmalar konusunda sendikamıza bilgi verildi.

Sonuç olarak 4/C, üniversiteli işçilerin memur kadrosuna alınmasında gelişme yok.4/C ile ilgili konu kendilerini bu ucube 4/C statüye mahkum eden Hükumetin insafına terk edildi.

Bu konularda en büyük hata, toplu sözleşme kararını imzalayanlara aittir.

Toplantıda 4/C konusuna Maliye Yetkilisi şerh koymuştur. Toplu Sözleşme kararına bir maliye yetkilisi hangi yetki ile şerh koyabilmektedir?

Toplu sözleşme kararları kesindir, Toplu Sözleşme kararları sonradan tartışılacak karar değildir. Kamu kurum temsilcileri Toplu İş Sözleşme kararları hakkında şerh düşme hakkını hangi kanundan almaktadırlar. Yetkili sendika ne yapmaktadır?

Hükumetin ayrımcı uygulamaları ve destekleri ile yetkili sendika seçilenler, yetkimizi gasp etmek anlamına gelen bu tutanağa imza koyarak teslimiyetlerini bir kez daha tescillemiştir.