2016 YILI 1. DÖNEM DEVLET OPERA ve BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KİK MUTABAKAT METNİ

4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu gereği Kurum İdari Kurul görüşmeleri için Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü toplantı salonunda 16.05.2016 tarihinde toplanılırmış.

Daha önce belirlenen gündem maddeleri doğrultusunda görüşülmeye geçilmiştir.

 A)    ÇALIŞANLARIN EKONOMİK VE SOSYAL HAKLARI:

1) 18.08.2015 tarihli ve 200 sayılı Genel Müdürlük Teknik Kurulunda alınan karar gereğince, Ankara DOB Müdürlüğünde Orkestra Şef Yardımcısı, Kordöbale Şef Yardımcısı, Dekoratör ve Kostüm Kreatörü, İstanbul DOB Müdürlüğünde Kostüm Kreatörü, İzmir DOB Müdürlüğünde Teknik Müdür, Dramaturg, Başışık Uzmanı ve Başperukacı, Mersin DOB Müdürlüğünde Solist Sanatçı, Koro Şef Yardımcısı, Dekoratör ve Başperukacı, Antalya DOB Müdürlüğünde Rejisör Yardımcısı, Orkestra Şef Yardımcısı, Koreograf, Kordöbale Şef Yardımcısı, Bale Öğretmeni, Kostüm Kreatörü ve Başperukacı, Samsun DOB Müdürlüğünde Solist Sanatçı, Kordöbale Şefi, Bale Öğretmeni, Dekoratör, Başperukacı ve Başrealizatör kadroları için kurum içi unvan ve pozisyon değişikliği sınavı açılmasına, sınav tarihinin Genel Müdürlükçe belirlenmesine karar verildiğinden sınavların gerçekleştirilmesi beklenmektedir.

-Yönetmelik değişikliğinden sonra sınav yapılacaktır.

 2) Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Sınavı ile (Görevde Yüksel Sınavı açılacak unvanlar: Şube Müdürü, Eğitim Uzmanı, Şef, Satın Alma Memuru, Ambar Memuru, Şoför, Sekreter, Gişe Memuru; Unvan Değişikliği Sınavı açılacak unvanlar: Tekniker, Grafiker, İstatistikçi, Teknisyen) Yönetmeliğinin Resmi Gazetede yayımlanmasından sonra Genel Müdürlük ve tüm İl Müdürlüklerinde uygun boş kadrolara geçiş için sınav açılması konusunda karar verilerek, sınavı yapacak kurum ve kuruluşlarla gerekli yazışmaların yapıldığı, sınavı yapacak kurumun programı doğrultusunda sınavların Kasım ayında yapılmasının planlandığı;

B)    HUKUKSAL KONULAR:

1)      Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü Yönetmeliğinin doğum iznine ilişkin 63. maddesinin, 657 sayılı yasada yapılan değişiklik de dikkate alınarak buna uygun şekilde değiştirilmesi için çalışma yapılması,

2)      Çalışma mekanlarına kurumun güvenliği için yerleştirilen kameraların konacağı yerlerin sendika tarafından verilen Danıştay Onuncu Dairesince verilen 8/6/2016 tarih ve E:2014/203, K:2015/2775 sayılı kararına uygun olarak yapılmasına, karar örneğinin İl Müdürlüklerine gönderilmesine,

C)    ÇALIŞMA ŞARTLARI VE ORTAMLARI:

         1)     Bir önceki toplantıda alınan karar gereğince Müdürlüklerce tüketilen içme suyunun Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan firmalardan alınmasına.

-Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanmış firmalardan alınmıştır.

2)     Ankara ve İzmir DOB Müdürlüklerinde 2016-2017 sanat sezonunda bir sonraki dönemde de diğer İl Müdürlüklerinde ışık-dekor sistemine geçileceğinden dekorlarda hafif malzeme kullanılması sorunu ortadan kalkacaktır.

-İzmir DOB Müdürlüğünde ışık-dekor sistemine geçilmiş olup diğer 5 Müdürlükte de 2016-2017 sanat sezonunda ışık-dekor sistemine geçilecektir.

       3)     İstanbul Üsküdar Tekel Binasında Bale Bölümünün havalandırma ve ısınma sorununun çözümlenmesi için teknik raporun Müdürlük tarafından İVEDİLİKLE hazırlanması.

       4)     Samsun DOB Müdürlüğünde görev yapan personelin yemek ihtiyacının karşılanması için kantinde düzenleme yapılmıştır.

        5)     Atölyeler de dahil olmak üzere tüm çalışma mekanlarında 01 Temmuz 2016 tarihinden itibaren iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında yasa gereği zorunlu olarak sürekli denetim ve eğitim uygulanacaktır.

        6)     2016 yılı 1. Dönem Kurum İdari Kurul tutanağının kurumun web sitesinde yayımlanarak ayrıca İl Müdürlüklerince panolarında ilan edilerek duyurulması.

7)     Müdürlükler bünyesinde çözümlenmesi mümkün olan konuların Genel Müdürlükte her yıl Kasım ve Nisan aylarında yapılan Kurum İdari Kurul toplantısından 1 ay önce Müdürlük Kurum İdari Kurullarında görüşülerek sonuçları ile birlikte Genel Müdürlüğe ve yetkili sendikaya bildirilmesi.

Mutabakat Metnini Ek Dosyalardan İndir

15-16 HAZİRAN 1970 OLAYLARI!

15-16 Haziran 1970 tarihlerinde Türkiye’de İstanbul merkezli olarak başlayan ve yayılan, Türkiye tarihindeki en büyük işçi eylemlerinden biri.

YASAL DÜZENLEME GİRİŞİMİ

1970’te, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası’nda değişiklik yapan tasarı, Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin işbirliğiyle önce Millet Meclisi ardından Senato’dan geçirildi. Yapılan değişiklik, işçilerin sendika seçme özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtlamakta, sendika değiştirmeyi güçleştirmekteydi. Yasa taslağı 11 Haziran 1970’te Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın onaylamasıyla yürürlüğe girdi.

Kanunlaşan tasarı esas olarak Türk-İş’ten DİSK’e işçi akışını önlemeyi amaçlamaktaydı. DİSK ve bağlı sendikalar yeni yasaya tepki gösterdiler. Türkiye İşçi Partisi ise söz konusu yasa değişikliklerini Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini açıkladı ve iptal davası açtı.

OLAYLARIN GELİŞİMİ

DİSK’li sendikacıların ve yöneticilerin tepkileri, 15 Haziran 1970 sabahı, İstanbul’un belli başlı merkezlerine doğru yürüyüşe geçmeleriyle yeni bir evreye girdi. Son 1,5 yıldır bazı büyük fabrikalarda çeşitli işçi hareketleri ve direnişleri sürmekte olduğundan birçok fabrikada ve işçi semtinde gerginlik artmıştı. 15 Haziran 1970’te patlak veren olaylar da bir nevi dışavurum oldu. Kentin Anadolu yakasında başlayan yürüyüş Kartal ilçesinden yürüyüşe katılan işçilerle Ankara Asfaltı (E-5 karayolu) boyunca ilerlerken, kendilerine başka fabrikalardan da katılanlar oldu. Göztepe dolaylarında, Otosan Fabrikası işçileri ile DMO işçileri de onlara katıldı ve yürüyüş saat 17:00’ye kadar sürdü. Bir başka yürüyüş kolu daBeykoz ve Paşabahçe’den Üsküdar’a doğru oluştu.16 Haziran’da ise Gebze’den başlayan işçi yürüyüşü, Kartal’dan katılan işçilerle birleşerek Bağdat Caddesi üzerinden Kadıköy İskele Meydanı’na kadar ulaştı.

Avrupa Yakası’nda ise 15 Haziran 1970’te, Bakırköy-Topkapı-Sağmalcılar güzergahında yürüyüş yapıldı. 16 Haziran’da da, kentin Topkapı dışındaki kesimlerinden gelen kollar birleşip, Aksaray üzerinden önce Sultanahmet’e, oradan Cağaloğlu ve vilayetten (valilik) geçip Eminönü’ne geldiler. Valilik Haliç üzerinde yer alan o zamanki iki köprüyü de açtırarak, eylemcilerin Beyoğlu tarafına geçmesini engelledi. Levent ve Beyoğlu’nda da küçük yürüyüş kolları oluşmuştu.

Gösterilere pek çok fabrikadan 75.000 dolaylarında işçi katıldı. Gösterilen tepki esas olarak DİSK üyesi işçilerden geldiği halde, yürüyüşlere çok sayıda Türk-İş işçisi de toplu halde katıldı. Olayların birinci günü akşamı Bakanlar Kurulu 60 günlük bir sıkıyönetim ilan etti. DİSK ve bağlı sendikaların yöneticilerinin pek çoğu sıkıyönetim mahkemelerince tutuklandılar ve yargılandılar. Kadıköy’de meydana gelen olaylarda 2 işçi, 1 polis ve 1 esnaf yaşamını yitirdi. 16 Haziran’da Ankara, Adana, Bursa ve İzmir’de de küçük çaplı olaylar yaşandı.

Olayların ardından CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit, Genel Başkan İsmet İnönü ile birlikte partisi adına, TİP’den ayrı olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi, yasa değişikliği konusunda açılmış olan davaları daha sonra karar bağlayarak, söz konusu yasa değişikliklerini iptal etti.

ORLANDO KATLİAMINI ve İŞİD VAHŞETİNİ KINIYORUZ!

ABD’nin Florida eyaletindeki Orlando şehrinde bir gay barda düzenlenen silahlı saldırıda 49 kişi hayatını kaybetti, en az 53 kişi de yaralandı. Tamamen sivillerin bulunduğu yerlere yönelik bu insanlık dışı ve nefret suçu saldırıyı kınıyor, yaşamlarını yitirenlere başsağlığı, yakınlarına sabır, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin tüm dünyada silahlı çeteler üzerinden oluşturulan zeminde, savaş politikalarıyla geldiği nokta tüm insanlığı tehdit etmekte, insanlık değerlerine yönelik suçlarının uluslararası boyutu ortaya çıkmakta, bu suça ortak olmayan toplumun bütün ötekilerini, muhaliflerini ve ezilenlerini hedef haline getirmekte, farklılıklarımızla bir arada yaşam umutlarımızı katliam boyutlarına varan saldırılarla giderek yok etmektedir.

Bu nedenle, bu tür saldırılarla, farklılıklarımızla bir arada yaşama umudumuzu hedef almaya zemin sunan her tür destek ve politikalar bir an önce terk edilmelidir. Açıktır ki, katillere bu zemini hazırlayan politikaları uygulayanlar tarih önünde hesap vermekten kurtulamayacaktır.

Kurulduğu günden bu yana ülkemizde ve dünyada farklılıkların barış içinde, bir arada, eşit ve kardeşçe yaşamını savunan Konfederasyonumuz yaşam hakkını tüm hakların ön koşulu olarak görmektedir.

Bir kez daha tamamı sivillerden oluşan, LGBTİ’lere yönelik saldırıyı kınıyoruz. Konfederasyonumuz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da savaştan medet umanların, nefretten ve ayrımcılıktan beslenenlerin karşısında mücadele etmeye kararlılıkla devam edecektir.

YÜRÜTME KURULU

HABER SEN:TRT,İŞİD’İN SESİ OLDU !

Dün gece TRT-1’de yayınlanan, Serdar Tuncer’in sunduğu “Ramazan Sevinci” programında Prof. Dr. Mustafa Aşkar bu ülkenin insanlarına hakaret etti.

Aşkar programda “Alnı secdeye gelen bir varlık var mı insanın dışında? Yok. Secde eden tek varlık insan. O zaman, ben düz söyleyeyim. Ayette de bunu söylüyor, ağır gelmesin. Namazı hayvanlar kılmaz, namaz kılmayan da hayvandır.” dedi.

Bu sözlerden sonra programın sunucusu sanki hiçbir şey olmamış gibi programa devam etti.  Programa reklam için verilen aradan sonra da bir açıklama yapılmadı.

TRT’de bu ilk kez yapılmıyor.

Üç yıl önce TRT ekranlarında yine “Ramazan Sevinci” programında “Hamile kadınlar sokağa çıkmasın, bu terbiyesizliktir” diyen ve her ağzını açtığında kadınlara hakaret eden Tuğrul İnançer hâlâ TRT’de yayınlanan programların vazgeçilmez konuğu.

“Namaz kılmayan idam edilir” diyen Şemsettin Özaykan TRTKürdi kanalında yayınlanan “Bereketa Paşıve” programının sürekli konuklarındandı.

Daha birkaç ay önce TRT’de belgesel diye yayınlanan bir programda küçük bir kız üzerinden “canlı bomba” güzellemesi yapılmıştı.

IŞİD’in Suriye’de, Irak’ta yaptığı, Türkiye’de TRT’nin ekranlarından ve radyo kanallarından yapılıyor.

Bunlar münferit olaylar değildir.

Bu sözler, canlı yayın kazaları da değildir.

Bu konuklar, TRT yönetiminin bilinçli tercihleridir.

Eğer böyle olmasaydı, adı Ramazan Sevinci olan bir programda bu sözlerden sonra özür dilenirdi.

Eğer böyle olmasaydı, Tuğrul İnançer TRT ekranlarına bir daha çıkamazdı.

Yeri gelmişken hemen şunu da belirtelim; TRT devletin televizyonu değil, haklın televizyonudur.  Çünkü TRT’nin kasasına giren her kuruş halkın cebinden çıkmaktadır.

Dün TRT ekranlarındaki bu yayından sonra “Devletin televizyonu” diyerek tepki gösterenlere bir hatırlatma yapmak istiyoruz. Elektrik faturalarınıza bakarsanız TRT’yi kimin finanse ettiğini göreceksiniz.

Bu topraklar üzerinde yaşayan, her dinden, mezhepten ve hiçbir dini inanca sahip olmayanlardan elektrik faturaları aracılığı ile yayın bedeli alınıyor.

TRT yayınlarını sizin cebinizden çıkan para ile yapıyor.

Bu nedenle,  TRT’nin yönetimine hesap sormak her şeyden önce sizin hakkınız.

Siz tepkinizi ortaya koyarsanız, buna yargı da, siyaset de duyarsız kalamaz.

Çünkü TRT bu tür yayınlarını tepkisizlikten aldığı cesaretle sürdürüyor.

TRT yönetiminin yayın anlayışını bir kez daha protesto ediyoruz.

Biz TRT emekçileri olarak kamu hizmeti anlayışı ile yayın yapan özerk, demokratik, katılımcı ve laik bir TRT’yi savunmaya ve bunun mücadelesini sürdürmeye kararlıyız.13.06.2016

HABER-SEN MERKEZ YÖNETİM KURULU

AKP HÜKUMETİ FİİLİ ve HUKUKİ MÜCADELEMİZ KARŞISINDA GERİ ADIM ATMAK ZORUNDA KALDI

Son yıllarda, çalışan maaşı ile emekli maaşı arasındaki farkın çok artması dolayısıyla, pek çok kamu emekçisi zorunlu olarak 30 yılın üzerinde çalışmak durumunda kalmaktadır.

Bilindiği üzere şimdiye kadar kamu emekçileri kaç yıllık hizmetleri olursa olsun, en fazla 30 yıl hizmet üzerinden emekli ikramiyesi alabilmekte idi. 30 yılın üzeri için kendilerine herhangi bir ödeme yapılmaması gibi bir hukuksuzluk yıllarca kamu emekçilerine reva görüldü.

Konfederasyonumuz toplu sözleşme önerisi olarak yıllardır savunduğu bu konuyu AKP hükümetlerinin emek karşıtı politikada ısrar etmesi nedeniyle bağlı sendikamız Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) üzerinden yargıya taşımış, diğer yargı yollarının tükenmesi üzerine AYM’ye başvuru yapılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, 2013 yılı Ekim ayı itibariyle dosyanın esasına geçilmesine karar vermiş, 25 Aralık 2014 günü söz konusu düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. Böylelikle emekli ikramiyesinin ödenmesinde 30 yıl sınırı ortadan kalkmış ve kamu emekçileri çalıştıkları sürenin tamamı üzerinden emekli ikramiyesi almaya hak kazanmıştır.

Ancak SGK’ya yapılan başvurulara “AYM kararlarının geriye dönük işlemeyeceği” gerekçesiyle olumsuz yanıt verilmiştir. Bunun üzerineSendikamız ESM bu kez de “kararın yürürlüğe girmesinden önce emekli olan”lar için bir başka üyesi adına dava açmış ve Ankara 12. İdare Mahkemesinin 30.06.2015 tarihli, 2015/484 E. ve 2015/1025 K. sayılı kararı ile AYM kararından önce emekli olanlara da, 30 yılı aşan hizmetleri için emekli ikramiyesi ödenmesi gerektiğine karar verilmiştir.

Bu karar ile birlikte Sosyal Güvenlik Kurumu’nun, “Anayasa Mahkemesi Kararlarının geriye yürümeyeceği” gerekçesinin dayanaksız olduğu ortaya çıkmıştır.

Konfederasyonumuz 12.01.2015 tarih ve 2015–13/01–02 sayılı resmi bir yazı ile Başbakanlığa başvuru yaparak; “Konfederasyonumuz tüm kamu emekçileri adına, benzer bir kamu zararının ve yargılama külfetinin yeniden doğmaması ve emekli olmuş kamu emekçilerine yeni mağduriyetler yaşatılmaması bakımından;Anayasa Mahkemesi’nin 25.12.2014 tarih, 2013/111 E. ve 2014/195 K. sayılı kararının yürürlüğe girmesinden önce emekli olanlar yönünden,gerekli idari tedbirlerin alınmasını ve dava açmaya gerek kalmaksızın bu kişilere de 30 yılı aşan hizmetleri için ikramiye ödenmesi konusunda gerekli idari ve yasal düzenlemenin yapılmasını…” talep etmiştir.

Ancak Hükümetten herhangi bir yanıt alınamamıştır.

Yerel Mahkemelerden üst üste lehimize kararlar çıkması ve sendikalarımızın konuyu kamuoyunun gündeminde tutarak hukuki sürecin takipçisi olması üzerine AKP hükümeti nihayet adım atmak zorunda kalmıştır.

Siyasi iktidar; 06.06.2016 tarihinde Başbakan Binali Yıldırım adı ile bir kanun tasarısını TBMM Başkanlığına sunmuştur. Tasarının birinci maddesi ile “Anayasa Mahkemesinin 7/1/2015 tarihli ve 29229 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 25/12/2014 tarihli ve E.: 2013/111, K.: 2014/195 sayılı Kararı öncesinde emekli olanlara otuz yıl üstündeki hizmet sürelerinin her tam yılma karşılık ödenecek ikramiyenin bütçe imkânları çerçevesinde ödenmesine yönelik usul ve esaslar…” düzenlenmektedir.

Tasarıda ilgili madde gerekçesinin Konfederasyonumuzun yıllardır dile getirdiği hususlar üzerine kurulması dikkat çekmektedir. Oysa aynı siyasi iktidar yıllardır konuyu savsaklamış, kamudan emekli olan vatandaşlarımızı mağdur etmiş, mahkeme önlerinde beklemek zorunda bırakmış, AYM kararı sonrasında da ayak diremeye devam etmiştir.

Gecikmiş bir tasarı olmakla beraber sorunun çözüme kavuşturulması açısından önemlidir. Ancak ödemelerin iki yıla yayılması doğru değildir. Sermayeye kaynak bulmakta zorlanmayan AKP’nin emeklilere sıra gelince bütçe olanaklarını gerekçe göstererek iki yıla yayması ikiyüzlülüktür.

Emekliler daha fazla mağdur edilmeden başvuru tarihi esas alınarak, yasal faiziyle birlikte ödemeler derhal yapılmalıdır. Aksi halde açılan davalara bu şekilde müdahale edilerek hak arama mücadelesi de engellenmiş olacaktır. Tasarının görüşmeleri esnasında bu husus mutlaka düzeltilmelidir.

İhanet sözleşmeleri yapanlara ve kazanılmış hakları iktidara peşkeş çekenlere inat KESK tüm kamu emekçilerinin hak ve çıkarlarını korumaya, mücadele etmeye devam edecektir.

YAZIMIZ VE YASA TASARISI LİNKTEDİR.

EK – 1: BAŞBAKANLIĞA GÖNDERDİĞİMİZ YAZI

EK – 2: İLGİLİ TASARI

http://www.kesk.org.tr/2016/06/08/akp-konfederasyonumuzun-hukuki-ve-fiili-mucadelesi-karsisinda-adim-atmak-zorunda-kaldi/

KINIYORUZ!

Bir kez daha bombalar patladı, bir kez daha canlar yitirildi…

Bu sabah İstanbul Beyazıt Vezneciler’de gerçekleşen saldırıda aralarında sivil vatandaşların da olduğu yaşamlarını yitirenlerin ailelerine başsağlığı, içinde üyelerimizin de olduğu yaralılara acil şifalar diliyoruz. Şiddet sarmalını büyütecek, yeni kan ve gözyaşı dışında bir amaca hizmet etmeyecek saldırıyı kınıyoruz…

AKP Hükümeti topluma kanıksatmaya çalıştığı üzere “kararlılık” mesajları verdi, “endişe etmememiz gerektiğini” söyledi, güvenlik zirvesini topladı, dosyalara gizlilik kararı aldı, basın yayın ve sosyal medyaya erişim yasakları getirdi.

Yüzlerce insanımız benzer saldırılarda yaşamını yitirdikten sonraki tavırlarından biliyoruz ki, bir tek yetkili bile istifa etmeyecek, aksine mağduru oynayacaklar!

Yine biliyoruz ki, içte ve dışta savaş konseptinde ısrar eden, toplumsal kaygı ve güvensizlik ortamını kendi hedefleri için desteğe dönüştürmeye çalışan AKP Hükümeti bu şekilde yeni katliamlara davetiye çıkarmaktadır.

Savaş konseptinde ısrar, ölümdür, gözyaşıdır, kutuplaşmadır, acıdır…

İhtiyacımız olan hamasi nutuklar, yayın yasakları, toplumsal öfke ve tepkiyi dindirme amaçlı güvenlik zirveleri değil toplumsal barışı sağlayacak ve ülkemizi uçurumun kenarından çekip alacak demokratik adımların hızla hayata geçirilmesidir.

Bir kez daha yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı ve sabır, yaralılara acil şifalar diliyoruz…

YÜRÜTME KURULU

”YARIM AKLINIZA” BİAT ETMEYECEĞİZ!

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini meşrulaştırma aracı olarak bizzat  AKP tarafından kurulan  KADEM’in (Kadın ve Demokrasi Derneği) yeni hizmet binası açılışında konuşan Cumhurbaşkanı ”Çalışıyorum diye annelikten imtina eden bir kadın, aslında kadınlığını inkâr ediyor demektir. Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun, özgünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır, eksiktir, yarımdır. Anneliği reddetmek insanın yarısından vazgeçmektir. İnsanlığın yarısını oluşturan kadın, anneliğiyle, evinin ve çocuklarının üzerindeki etkinliğiyle, zarafetiyle, estetiğiyle, içgüdüleriyle, sahip olduğu farklılıklarla kadındır. Bu gerçeği bir kenara bırakıp erkekle kadını birbirlerine hasım olarak gören anlayışı kesinlikle reddediyoruz. Velhasıl, iş hayatının anneliğin alternatifi haline getirilmesini kesinlikle kabul etmiyorum. Daha geniş tutuyorum. İnsanlıktan vazgeçmektir.” diyerek cinsiyetçilikte sınır tanımadığını bir kez daha gösterdi.

Hiç şaşırmadık…! Erdoğan’ın bu sözleri, erkek egemen ataerkil sistemin AKP iktidarının ayrımcı politikalarıyla güçlendiği son yıllarda sık sık karşılaştığımız cinsiyetçi  söylemin bir  üst boyuta taşınmış halidir. Yıllardır her fırsatta kadın-erkek eşitliğini  fıtrata ters olarak niteleyen, doğum kontrolünü ihanetle açıklayan ve en az üç çocuk  doğurun buyruklarıyla , kadınların  yaşamına dair  söz söylemekte beis görmeyen Cumhurbaşkanı, cinsiyetçi dilin sınırlarını dahi zorlayarak   anne olmayı tercih etmeyen kadınları ” insanlıktan vazgeçen” olarak  niteleyebilmektedir.

AKP ve Saray işbirliğiyle oluşturulmak istenen yeni toplumsal yapıya  uygun bir cinsiyet rejiminin yansıması olarak değerlendirebileceğimiz bu sözler salt bir kişinin tasarrufundan  ibaret değildir.Nitekim iktidarda olduğu 14 yıl boyunca AKP hükümetleri çalışma yaşamı başta olmak üzere kadının toplumsal yaşamın dışında bırakmak için pek çok yasal düzenlemeye imza  atmıştır.Kadınların annelik kimliği gerekçe gösterilerek esnek ve güvencesiz çalışma biçimi  yaygınlaştırılmış, evliliği ve çocuk doğurmayı teşvik eden destek paketleri çıkarılmış, yasal olarak olmasa da  kürtajın önüne  fiili engeller çıkarılmıştır. Sürekli olarak ”Türkiye yaşlanıyor” söylemiyle güçlü ülke olma koşulunun  kadınların daha çok sayıda çocuk doğurmasından geçtiği algısı  militarist dille desteklenerek kadın bedeni denetim altında tutulmak istenmiştir.

Otoriter  ve totaliter bir yeni rejimin inşa edildiği, yasama , yürütme ve yargı erklerinin tek bir kişide toplandığı ve fiili başkanlık sistemine geçişin sağlanmaya  çalışıldığı son süreçte ise tek adam  rejimine uygun olarak kadın kimliği tanımı da bizzat  Erdoğan  tarafından belirlenmek istenmektedir. Bize bahşedilen toplumsal normlara  uygun olarak bir yandan ev işlerini aksatmadan çalışma hayatında esnek ve kuralsız olarak sermayeye hizmet etmemiz beklenirken, diğer yandan da “kutsal annelik” rolünün gereği olarak sermayeyi ve devleti büyüten aile kurumunun güçlenmesi için en az üç çocuk doğurmamız buyur ediliyor.

Bizleri tekçi anlayışla  ”Saf Türk, müslüman ve  anne” olarak tek bir kimliğe sıkıştırmak isteyenlere itiraz ediyoruz. Biat etmeyi kabul etmiyoruz. Kadınlar üzerinde kurulmak istenen eril tahakküme, eril dile, eril siyasete  ve eril yasalara karşı KESK’li kadınlar olarak mücadele etmeye devam edeceğiz.Emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz bizimdir.

KESK Kadın Sekreterliği

TMMOB’A YÖNELİK İNTİKAMCI SALDIRIYI KINIYORUZ!

AKP iktidarının baskıcı otoriter bir yönetim anlayışı ile emek örgütleri üzerinde sürdürdüğü operasyonlar sürüyor. Son olarak bugün Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı Mimarlar Odası’nın Yıldız Sarayı’nda bulunan binası için hukuksuz bir şekilde boşaltma kararı alınmıştır. Karara karşı çıkan aralarında Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu, Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Sami Yılmaztürk, İstanbul şube yöneticisi Mimar Mücella Yapıcı ile Avukat Can Atalay’ın da bulunduğu 15 kişi gözaltına alınmıştır.

Derelerimize, ormanlarımıza, kentlerimize, köylerimize sahip çıkarak, doğanın ve insanın sömürülmesine karşı mücadele eden TMMOB ve Mimarlar Odası, kirli rant politikalarından beslenenlerin her zaman hedefinde olmuştur. Bugün yaşanan saldırı ise TMMOB’u, karalama kampanyalarıyla, torba yasalarla teslim alamayanların yeni arayışlar içine girdiğini göstermektedir.

Tam da Gezi Direnişinin 3. Yıldönümünde gerçekleştirilen bu saldırı elbette ki tesadüf değildir. Üç yıl önce Gezi Parkı’nın talan edilmesine karşı çıkanlar şahsında eşitliğe, özgürlüğe, demokrasiye ısrarla sahip çıkanlara göz dağı verilmek istenmektedir.

KÜLTÜR SANAT-SEN olarak, her tür zorbalığa karşı emeğin, özgürlüğün, kardeşliğin hakim olduğu yeni bir Türkiye mücadelesinde yan yana olmaktan onur duyduğumuz TMMOB’a karşı izlenen intikamcı politikaları kınıyor, göz altına alınanların derhal serbest bırakılmasını istiyoruz.

YÖNETİM KURULU

DEVLET TİYATROLARI BÜROKRATLARI MECLİS GÜNDEMİNDE

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, Devlet Tiyatroları Genel Müdür Vekili Necat Birecik ve İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdür Vekili Zafer Kayaokay’ın UNESCO Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) Hırvatistan Merkezi’nin Hırvat Tiyatro Festivali’ne (Croatian Showcase) tüm masrafları ITI Hırvatistan Merkezi tarafından karşılanmak üzere davet edildikleri, festivale katılmak üzere Hırvatistan’a gittikleri fakat dil bilmedikleri gerekçesiyle herhangi bir seminer ve oyun izlemedikleri, Türkiye Büyükelçiliği’ne başvurup turist rehberi talep ettikleri, bu rehber eşliğinde Zagreb gezisi gerçekleştirdikleri, bu duruma tüm Festival Yönetim Kurulu üyeleri ve uluslararası seçkin davetlilerin tanıklık ettikleri, 26/05/2016 tarihli bir mektupla ITI Hırvatistan Başkanı Željka Turčinović imzasıyla ülkemize bildirildiğine ilişkin yazılı soru önergesi verdi.

Altıok’un soru önergesi şu şekilde;

Devlet Tiyatroları Genel Müdür Vekili Necat Birecik ve İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdür Vekili Zafer Kayaokay’ın UNESCO Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) Hırvatistan Merkezi’nin Hırvat Tiyatro Festivali’ne (Croatian Showcase) tüm masrafları ITI Hırvatistan Merkezi tarafından karşılanmak üzere davet edildikleri, festivale katılmak üzere Hırvatistan’a gittikleri fakat dil bilmedikleri gerekçesiyle herhangi bir seminer ve oyun izlemedikleri, Türkiye Büyükelçiliği’ne başvurup turist rehberi talep ettikleri, bu rehber eşliğinde Zagreb gezisi gerçekleştirdikleri, bu duruma tüm Festival Yönetim Kurulu üyeleri ve uluslararası seçkin davetlilerin tanıklık ettiği, 26/05/2016 tarihli üzücü bir mektupla ITI Hırvatistan Başkanı Željka Turčinović imzasıyla ülkemize bildirildiği sosyal medyada ve çeşitli basın yayın organlarından öğrenmiş bulunmaktayız. 

Bu kapsamda; 

Bahse konu mektup hangi kuruma ulaştırılmıştır?

Hangi tarihler arasında gitmişlerdir? 

Hırvatistan’da bulundukları süre zarfında resmi izinleri var mıdır? Bu izin hangi tarihte, kim tarafından verilmiştir? 

Türkiye Cumhuriyeti’nin, yabancı dil dahi bilmeyen üst düzey bürokratları tarafından Hırvatistan’da rezil edildiğini, devletin itibarının zedelendiğini, görev gerekçesiyle gittikleri Hırvatistan’dan turistik geziye katılarak görevi kötüye kullandıkları konu sunda her iki isim için idari ve hukuki işlemler başlatılmış mıdır?

Bu kişiler hala görevlerinin başında mıdır?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve İstanbul Devlet Tiyatroları Müdürlüğü gibi kritik öneme sahip görevlerine, bu denli iş bilmez, dil bilmez, devlet geleneği ve devlet ciddiyeti bilmez şahısların görevlendirilmesinde hangi liyakat ilkeleri esas alınmıştır?

Türkiye’nin itibarını ayaklar altına alan bu şahıslar neye göre, hangi gerekçeyle bu denli kritik pozisyonlarda görevlendirilmiştir?