
2015-16 SANAT SEZONUNA BAŞLARKEN BÜTÜN KURUM EMEKÇİLERİNE BAŞARILAR DİLERİZ.SEYİRCİNİZ BOL,ALKIŞINIZ BOL ,ÇALIŞANLARINIZ MUTLU OLSUN;EMEKLERİNİZ DEĞER BULSUN.
KÜLTÜR SANAT SEN YÖNETİM KURULU

Resmi Web Sitesi

2015-16 SANAT SEZONUNA BAŞLARKEN BÜTÜN KURUM EMEKÇİLERİNE BAŞARILAR DİLERİZ.SEYİRCİNİZ BOL,ALKIŞINIZ BOL ,ÇALIŞANLARINIZ MUTLU OLSUN;EMEKLERİNİZ DEĞER BULSUN.
KÜLTÜR SANAT SEN YÖNETİM KURULU

Konfederasyonumuz, DİSK, TMMOB ve TTB, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da gerçekleştireceğimiz “SAVAŞA İNAT, BARIŞ HEMEN ŞİMDİ!” EMEK, BARIŞ, DEMOKRASİ MİTİNGİ öncesi TMMOB Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenledi. Ortak açıklamayı TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı’nın okuduğu toplantıya; Konfederasyonumuz Eş Genel Başkanı Şaziye Köse, DİSK Genel Başkanı Kani Beko ve TTB Genel Sekreteri Özden Şener katıldı.
“Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi!” Demek İçin
10 Ekim’de Ankara’da Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ndeyiz!
Ülke olarak tehlikeli bir çatışma ve savaş ortamına doğru hızla sürüklendiğimiz bu süreçte DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak düzenlediğimiz ortak basın toplantısı ile karşınızdayız. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyoruz. Hoş geldiniz.
Bugüne kadar gerek tek tek gerekse ortak yaptığımız basın açıklamaları, basın toplantıları ile ülkemizi adım adım bir uçurumun kenarına iten gelişmelere dikkat çekmeye çalıştık. Nefret söylemlerini kapkara bir zift yağmuru gibi üzerimize boca ederek savaş çığlığı atanların her türlü baskı ve tehdidine rağmen barış ve kardeşlik çağrısından taviz vermedik.
Ülkenin yeniden kan gölüne döndürülmesinin sorumlularını hep beraber bulmak için yılmadan, usanmadan “bu savaş kimin savaşı?” diye sorduk.
Bu sorunun cevabını ararken öncellikle topraklarımızın her gün akan kan ve gözyaşı ile sulanmasından kimin-kimlerin beslendiğine, çatışma ve savaş ortamının kimin-kimlerin tercihi olduğuna ve bu tercihin bedelinin kimler tarafından ödendiğine bakılmasının elzem olduğunu vurguladık.
Bu kirli savaş ile hangi gerçeklerin üzerini örttüklerini çok iyi gördük. Emperyalizmin taşeronluğu ile Ortadoğu’yu ölüm bataklığına çevirenlerin, IŞID’e tırlar ile silah yollayanların, ülkemizi cihatçı örgütlerin yatağı haline getirenlerin, laikliğe savaş açarak toplumu kuşatan gericilerin, kadına yönelik şiddeti, tacizi ve cinayetleri savunanların, kentlerimizi ve doğamızı sermayenin dizginsiz rantı ile yağmalayanların, şantiyelerden madenlere kadar her yeri işçi mezarlığına çevirenlerin, emeğin sömürüsü üzerinden saltanat sürenlerin çökmek üzere olan baskı ve sömürü düzenlerini sürdürebilmeleri için savaş çıkarmak dışında başka bir yollarının kalmadığını birlikte anlamış olduk.
Ancak son dönemde halklar arasındaki bağları koparmayı, şiddet ve linç kültürünü güçlendirmeyi hedef alan gelişmeler, barış ve kardeşlikten yana olan tüm kesimlerin görev ve sorumluluğunu artırmıştır.
Bu topraklar kana ve gözyaşına fazlasıyla doymuştur. 35 yıldır yaşananlar ölüm, kan ve gözyaşı dışında bir sonuç üretmeyen savaş/şiddet odaklı politikalarda ısrarın Kürt sorununu çözemeyeceğini tüm açıklığı ile göstermiştir. Buna rağmen ülkemiz yine bedeli yoksul halk çocuklarına ödetilen bir çatışma ve savaş ortamına itilmekte, ülke adım adım bir iç savaşa sürüklenmektedir. Bir avuç silah tüccarının, savaş baronunun dışında kimsenin çıkarının olmadığı çatışma ve savaş ortamının bedelini Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni her milliyetten, her inançtan binlerce yoksul halk çocuğu hayatı ile ödemiştir.
Bu koşullarda kin ve nefretten beslenenlere karşı barış ve kardeşlik talebini daha ısrarlı bir şekilde sahiplenmek, tüm baskılara rağmen savaşa karşı barışı daha cesurca dile getirmekten başka çıkar yol yoktur.
Bizler DİSK, KESK, TMMOB, TTB olarak akıtılan kardeş kanının son bulması, daha büyük acılar yaşanmasının önüne geçilmesi için dün olduğu gibi bugün de görev ve sorumluluk almaya hazırız.
Bu görev ve sorumluluğun gereği olarak; akıl tutulmasına itilerek bir kişinin hırsı yüzünden Saray merkezli bir kuşatma ile ülkenin yeniden kan gölüne dönmesine seyirci kalması istenen halkların vicdanına seslenmek, kalıcı barış ve kardeşliğin tesisinin gerçek mimarı olabilecek bu vicdanı bir kez daha göreve çağırmak için 10 Ekim 2015 Cumartesi günü “Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi” şiarı ile Ankara’da bu ülkenin bütün demokrasi güçleri ile birlikte, yüreği barıştan yana atan herkesle birlikte merkezi Emek, Barış, Demokrasi Mitingi düzenleyeceğiz.
Kimliği, kültürü, dili, dini, mezhebi, görüşü ne olursa olsun, üzerinde eşit haklara sahip yurttaşlar olarak barış içinde yaşayacağımız, demokratikleşmeye yönelik çözümlerin benimsendiği, AKP diktatörlüğünden, tekçi, otoriter, faşizan uygulamalarından kurtulmuş bir Türkiye’nin sadece bizim değil milyonların özlemi olduğunu biliyoruz. Bunun için çağrısını biz yapsak da 10 Ekim’de hayata geçirilecek miting yüreği emekten, barıştan, kardeşlikten, demokrasiden yana atan herkesin mitingidir.
Çünkü 7 Haziran öncesi “400 vekil vermezseniz kaos olur” diyerek halkları tehdit edenler ne kadar gizlemeye, gerçekleri çarpıtmaya çalışsalar da bu savaş işçilerin, emekçilerin, ezilen, yoksullaştırılan on milyonların savaşı değildir.
Hangi tarafta olursa olsun yoksul halk çocuklarının hayatını hiçe sayanlar, doksanlı yılları artamayan OHAL ve sıkıyönetim düzeni ile çocuk, yaşlı demeden sivil yurttaş katliamlarının altına imza atanlar ne kadar uğraşılırsa da, bu savaş halkların savaşı değildir.
Bu savaş otoriter faşizan rejimini ilelebet sürdürmeyi planlayan AKP’nin ve 7 Haziran seçimlerinden umduğunu bulamayıp kaos için düğmeye basan Saray’ın savaşıdır. Bu savaş, yeni, tekçi, otoriter, faşist bir rejimi tesis etme savaşıdır.
Bir an önce engellenemez ise ülkemizi çıkmaz bir felakete sürükleyecek, halklarımızı hedef haline getirecek milliyetçi-ırkçı-şoven hezeyan karşısında toplumsal bir bariyer oluşturmak, barışın kapısını açmak, bu ülkenin ezici çoğunluğunu oluşturan işçilerin, emekçilerin, yoksullaştırılan-ezilen halklarının ellerini birbirine uzattığında ulaşabileceği kadar yakındır.
Yeter ki barış ve kardeşlik köprüsünü kurmak için doğusuyla, batısıyla kuzeyi ile güneyi ile ellerimizi birbirine uzatalım.
Yeter ki vicdanlarımızı, insanlığımızı aramıza kin ve nefret tohumları ekmeye çalışanlara esir etmeyelim.
Yeter ki siyaset sahnesini halka hesap vermek yerine, çocuklarımızın kanı üzerinden hesaplaşmaya çevirmek isteyenlerin kirli hesaplarına kurban edilecek bir tek canımızın bile olmadığını birlikte haykıralım.
Yeter ki barışa giden yolda sadece kendi evlatlarımıza değil, “benim evladım senin evladın, senin evladın benim evladım” diyerek tüm evlatlara sahip çıkalım.
Yeter ki, işçiler, emekçiler, yaşamını alın teri ile kazananlar olarak barışın ile emeğin-emekçinin haklarının ve demokrasinin arasında bir zincirin halkaları gibi kopmaz bağlar olduğunu görelim.
Bunun için, bugün yeniden hortlatılarak sokakları esir almaya çalışan ırkçı-şoven dalga karşısında bu kirli savaşa karşı barış ve kardeşlikten yana olan milyonlara sesleniyoruz.
AKP diktatörlüğüne, baskı ve zorbalığa, yolsuzluğa, hırsızlığa, iş cinayetlerine, kadın cinayetlerine, doğa ve kentlerimizin yağmalanmasına, emperyalizmin savaş ve sömürü politikalarına, gericiliğe karşı rahatsızlığı olan milyonlara sesleniyoruz.
Gelin;
Çocuklarımızın cenaze törenlerini dahi ‘başarılı organizasyon’ olarak nitelendirecek kadar insanlıktan nasibini almayanların,
Evladını kaybeden aileye basın ordusu ile gidip şov peşinde koşanların,
Sıvasız gecekondu çocuklarının tabutu başında hamaset nutukları atanların,
İktidarlarını korumak adına evlatlarımızı kurbanlık koyun olarak görenlerin,
Sadece barış ve kardeşliğimizi değil, keskin nişancıları ile ablukaya aldıkları bir kentte katlettikleri üç aylık bebeğin cansız bedenini de derin dondurucuya koyanların dayattığı savaşa karşı
BARIŞ VE KARDEŞLİK İÇİN KENETLENELİM!
Gelin savaşa karşı barışı; baskı, şiddet ve zora karşı özgürlükleri ve demokrasiyi; yolsuzluğa, hırsızlığa ve sömürüye karşı emeğin mücadelesini yaşamın her alanında birlikte yükseltelim.
Gelin her ölümün bizi birbirimizden daha uzağa savurmasına izin vermeyelim.
Gelin bir saniye bile ertelemeden
BARIŞA VE KARDEŞLİĞE BİRLİKTE SAHİP ÇIKALIM. YÜREĞİ BARIŞTAN YANA ATAN HERKESİ 10 EKİM’DE ANKARA’DA BARIŞA SES VERMEYE ÇAĞIRIYORUZ!
DİSK KESK TMMOB TTB

Sendika üyemiz Sayın Arda AKTAR’la ilgili olarak Facebook’taki bir paylaşımı nedeniyle Ankara Devlet Opera Ve Balesi Müdürlüğü tarafından başlatılan soruşturma kabul edilemez.
Sendikamız, kamu görevlilerinin her platformda siyaset yapma özgürlüğünü (hele ki günümüz Türkiye’sinde ) temel vatandaşlık hakkı olarak görmüş ve savunmuştur.
Opera ya da Tiyatro sanatçılarımızın nasıl ki, kurumlarının bekaası için dün TÜSAK(Türkiye Sanat Kurumu) yasa tasarısı taslağına karşı düşünce ce söylemlerini pratikle örtüştürmüşlerse, bugün de kurum idarelerinin yapmış oldukları uygulamalar ve sonuçları hakkında görüş ve eleştirilerini bildirebilir, paylaşabilirler.
Kaldı ki bu görüş ve eleştiriler Anayasanın 25 ve 26. Maddelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesi gereğince düşünceyi ifade özgürlüğü kapsamındadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Liegens/Avusturya kararında gazetecinin Başbakana yönettiği “En adi fırsatçılık”, “ahlakdışılık”, “şerefsizlik” ifadeleriyle ilgili başvuruda; “bir siyasetçi, özel şahıstan farklı olarak her sözünü ve eylemini bilerek ve kaçınılmaz bir biçimde, gazetecinin ve halkın yakın denetimine açar, bu nedenle daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadır” ;
Feldek/Slovakya kararında ise; “ Özgür siyasi tartışmanın teşvik edilmesinin demokratik toplumun niteliği olduğunu belirleyip kendisini gerek basının, gerek kamuoyunun yakın denetimine açmış olan politikacıların kendilerine karşı yapılan eleştirilerde diğer bireylere nazaran daha fazla hoşgörü göstermesi gerekiyor” gerekçesiyle, Sözleşme hükümlerinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
Ülkemizde de çeşitli mahkemelerin bu yönde vermiş olduğu kararlar dikkate alındığında Sayın Arda AKTAR ile ilgili soruşturmanın bir an önce kaldırılması hususunu kamuoyuyla paylaşır, sürecin takipçisi olacağımızı bildiririz.
Saygılarımızla.
KÜLTÜR SANAT-SEN GENEL MERKEZİ

Sınava başvurusu kabul edilen üyelerimizi Devlet Personel Tarafından bastırılan ‘Görevde Yükselme Der Notları’ kitabı kurum adreslerine kargo işlemi başlamıştır.Kargo üyelerimizin kurum adreslerine yapılmaktadır.Yollanan tüm kitapların emekçilere ulaşması önem arz etmektedir.Bu anlamda kargoları takibi gerekmektedir.Kitap ulaşmayan üyelerimizin sendika genel merkezi (0312 232 12 51) numara ile iletişime geçmeleri gerekmektedir.
Ayrıca bazı sınav materyallerinin elektronik ortamda üyelerimize ulaşması gerekmektedir.Bu amaçla tüm üyelerimizin e-mail adreslerine ihtiyaç duyulmaktadır.Sınav materyali ulaşmayan üyelerimizin ‘kultursanatsengebyhis@gmail.com’ e-mail adresine bir e-mail atmaları gerekmektedir.
Sınava giren tüm kamu emekçilerine başarılar dileriz.
KÜLTÜR SANAT SEN
Acı haber bu kez Dağlıca’dan geldi; “çok sayıda” evladımızın yaşamını yitirdiği açıklandı. Hakkari/Dağlıca’da yaşanan saldırıda yaşamını yitirenlerin ailelerinin acısını paylaşıyor, sabır ve başsağlığı diliyoruz.
İlk kez Genelkurmay Başkanlığı çatışmanın ne zamanını ne de yaşamını yitirenlerin sayısını açıklıyor! Her gün durum daha da kötüye doğru gidiyor! Her gün ocaklara ateş düşüyor! Savaş çığırtkanlığının yapıldığı her saat, her gün yaşamını yitirenlere yenileri ekleniyor.
Ortalık kan gölüne dönmüşken Başbakan maç izliyor, Cumhurbaşkanı ise savaşın nedenini sorgulayan yüreği yanık asker yakınlarını “karaktersiz” olmakla itham ediyor. Cumhurbaşkanının 400 vekil açıklamasını yayınladığı için AKP danışmanı gazeteciler, bir başka basın kuruluşuna saldırılması için çağrılar yapıyorlar ve çağrıları anında karşılık buluyor! Anlaşılan artık “%50’yi zor tutuyoruz” gibi bir dertleri yok, aksine “ne duruyorsunuz, haydi sokağa” diyorlar…
İktidar borazanı, savaş çığırtkanı medya, insan ölümleri üzerinden yeni algı operasyonları yapıyor. Yaşamın değil ölümün dili hâkim kılınmaya çalışılıyor. İktidar uğruna başlatılan savaşın gerçek nedenini gizlemek için barış yanlısı tüm kesimler “vatan haini” ilan ediliyor! Muhalifler “ölüm” mektuplarıyla, tutuklanmayla, tehdit ediliyor. 24 Temmuz’dan bu yana onlarca sivil insan polis kurşunuyla yaşamını yitirmesine rağmen, Emniyet Genel Müdürü hala “tereddüt edilmeden silah kullanılmasını” istiyor. Ne Hükümetten ne de medyasından tek bir satırlık açıklama yapılmıyor!
Yüreğimize her gün bir kor düşerken, ülkemiz hızla bir iç savaş eşiğine doğru giderken vicdansızlar anket sonuçlarını bekliyorlar…
Susmamızı istiyorlar, susmayacağız! Savaşa devam dememizi istiyorlar, demeyeceğiz! İtaat etmemizi, boyun eğmemizi istiyorlar, eğmeyeceğiz! Vicdanlarımız kurusun, gözlerimiz görmesin, kulaklarımız duymasın, insanlıktan çıkalım istiyorlar, bedeli ne olursa olsun insanlıktan çıkmayacağız, insanlık onuruna sahip çıkmaya devam edeceğiz…
Artık Yeter! Daha fazla tabut taşımak istemiyoruz! Çocuklarımız Ölmesin! Eller tetikten çekilsin, silahlar sussun! Derhal normalleşmeye dönük acil adımlar atılsın, demokratik süreç işlesin! Sokağa çıkma yasakları, sağlık emekçilerine ve sağlık hizmetlerine yönelik saldırılar derhal durdurulsun, sıkıyönetim uygulamaları son bulsun!
Savaşa Hayır! Barış Hemen Şimdi!…
Gezi direnişi ve sonrasındaki açıklamaları, Sosyalist Enternasyonel’deki konuşması ve muhalif tutumu nedeniyle değerli tiyatro sanatçımız Levent Üzümcü İstanbul Şehir Tiyatrosu’ndaki görevinden atılmıştır. Karar, Belediye’nin Üst Disiplin Kurulu tarafından ve İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanat Yönetim Kurulu’na bile sorulmaksızın tepeden inme bir yöntemle alınmış ve uygulanmıştır. Bu kararla, AKP’nin sanat ve sanatçı düşmanlığı bir kez daha tescillenmiştir. Bu karar, AKP’nin muhalefete tahammülsüzlüğünün göstergesi olmasının yanı sıra, aynı zamanda sanata ve sanatçıya uyguladığı sindirme, korkutma hatta yok etme politikasının güçlü bir kanıtıdır. Tüm baskı ve sansürleme operasyonlarının dışında bu tarihi bir karardır. Çünkü 1980 askeri darbesi sonrasında ilk defa siyasi görüşleri nedeniyle bir oyuncunun işine son verilmiştir. Levent Üzümcü’nün ihracı,son dönemde sıkça dillendirilen “Saray Darbesi”nin somut sonuçlarından birisidir. Bu siyasi bir karardır; bütün muhalif sanatçılara açık bir gözdağı ve açık bir tehditdir. Bu karar kabul edilemez; sindirilemez! Sahneleri kapatan, oyunları sansürleyen, programlara müdahale eden, oyuncuları süren, konserleri, oyunları engelleyen bu zihniyet, sanat düşmanlığını bu kez çok daha cüretkar bir boyuta taşımıştır. Ancak bardak dolmuş, sabırlar taşmıştır! Her alanda olduğu gibi, kültür ve sanat alanında da sanatçıları işsiz ve sahnesiz bırakarak etkisizleştireceklerini, sindireceklerini sananlar büyük bir gaflet içindedir. Bu gaflet uykusundan bir an önce uyanmalarını dileriz! Kültür Sanat Sen olarak her koşulda Levent Üzümcü’nün yanındayız; mücadelesi mücadelemizdir! Kendisine her türlü desteği sunacağımızın bilinmesini istiyor, sanat ve sanatçı düşmanlarına karşı tüm sanatçılarımızı, sanatseverleri ve duyarlı her vatandaşımızı mücadeleye çağırıyoruz. KÜLTÜR SANAT SEN MERKEZ YÖNETİM KURULU
Önce “Bedeli ne olursa olsun” diye başlayan cümlelerle Suriye’ye yönelik savaş hazırlıklarını duyurdular. Basına yansıyan haberlerden de öğrendik ki meğerse çoktan hazırlıklarını tamamlamışlar; Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’daki cihatçı, gerici, barbar çeteleri silahlandırarak vekalet savaşı yürütmüşler.
Ardından, “400 vekil verin bu iş huzur içinde çözülsün”tehditleri eşliğinde seçim sürecinde olmadık kanlı oyunlar tezgâhlayarak tüm muhalifleri “terörist” ilan ettiler… Ama başaramadılar ve halktan ciddi bir tepki alarak tek başına iktidar olma şansını yitirdiler.
Ağzından “sandık demokrasisi” masallarını düşürmeyenler, sandığı ortadan kaldırıp halkın iradesini yok sayarak zorla, hilelerle, hukuksuzca hükmetmeyi sürdürdüler. İktidarı, dokunulmazlıklarını, yetkilerini bıraktıkları anda yargılanmaktan, dokunulmaktan, hesap vermekten korktular.
Acı, gözyaşı, kan ve savaş üzerine kurdukları erken seçim startını verdiler. Savaş naralarıyla, tehdit ve şantajla yetinmeyerek gencecik insanlarımızın bedenleri üzerinden, bekalarını sağlamak için savaş açtılar.
Kendi çocuklarını ifade vermeye bile göndermeyenler, yoksul halkın çocuklarını işaret ederek “Gençlerimizi fedaya hazırız” dediler. Ve utanmadan, sıkılmadan, arlanmadan “Ne mutlu şehit ailelerine” diyebildiler, seçim propagandasına dönüştürdükleri cenaze törenlerinde.
Halkın sandıkta gösterdiği iradeyi yok saymakla yetinmeyip daha da ileri gittiler ve “İster kabul edilsin ister edilmesin, Türkiye’nin yönetim sistemi değişmiştir” diye çıkardılar ağızlarındaki baklayı. Bu düpedüz Anayasa’yı ilga suçudur! Yasalar ve Anayasa gereği yemin eden, yasamayı, yürütmeyi, yargıyı ve medyayı tekelinde tutan bir Cumhurbaşkanı, açıkça “Ben yeminime değil, iktidarıma tutunurum” demiştir.
Halkın iradesini yok sayanlar, koalisyon görüşmelerini bir oyalama süreci olarak geçirdiler. Cumhurbaşkanı’nın kuruculuğunu, liderliğini ve ideologluğunu yaptığı birinci partinin hükümet kuramamasının ardından ikinci parti olan CHP’ye hükümet kurma yetkisi vermeyeceğini açıklamasıyla da hukuksuzluklarına devam edeceklerini bir kez daha gösterdiler.
Hesap vermek istemeyen bir tüccar ve hırslarının esiri olmuş bir despot edasıyla“Beştepe’nin yolunu bilmeyenlerle işim olmaz”diyenden hukuk ve adalet beklemek elbette doğru değil.Ancak, demokratik teamüller ve ülkemizin dört bir yanından gelen ölümler halklarımızı karşılıklı saflaştıracağı, ülkemizin yıllarca unutamayacağı acılara sürüklenmekte olduğu bu günlerde, topluma karşı sorumluluklarımızın da bir gereği olarak,hükümet kurma görevinin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na verilmesi gerektiğinin altını önemle çizmek isteriz.
Bu vesilelerle, saray darbesine karşı demokrasi, barış ve adalet mücadelesini yılmadan, usanmadan sürdüreceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz!
2016-2017 yılı TİS görüşmelerinin 5. oturumu 17.08.2015, Pazartesi günü (bugün) yapıldı. Toplantı açılışında ÇSGB Bakanı Faruk Çelik, 14 Ağustos 2015, Cuma günü yapılan oturum sonrası kamu işveren adına yaptıkları tekliften hemen sonra toplantıyı terk etmelerine ilişkin kamuoyunda gelişen yoğun tepkiye ilişkin bir değerlendirme yaptı.
Çelik, 4. Oturumun gündeminin sadece kendi tekliflerini sunmaya ilişkin olduğunu, teklifin o gün müzakere edilmeyecek olması nedeniyle toplantıyı sonlandırdıklarını, yoksa kaçıp gitme gibi bir yaklaşımlarının olmayacağını, dolaysıyla KESK’in ve T.KAMU SEN’in eleştirilerinin doğru olmadığını ifade etti. Bakan konuşmasının devamında 2016 için %4+4, 2017 yılı için %3+3 tekliflerini yinelediklerini belirtti.
Genel Başkanımız; “teklifimizi sunar çeker gideriz” yaklaşımın doğru olmadığını ifade ederek, teklifi değerlendirme hakkımızın olduğuna, geçmişte de Hükümetler adına teklifler sunulduğuna, teklif üzerine tüm konfederasyonların görüş belirttiklerine, Cuma günü yaşanan durumun bir benzerinin daha önce hiç yaşanmadığına, söz hakkımızın gasp edildiğine, kamu emekçilerinin söz hakkının kısıldığına, bilinçli ve kasıtlı olarak salonunun terkedildiğine, dolaysıyla eleştirilerimizin doğru olduğuna, aynen tekrar ettiğimize dikkat çekti. Genel Başkanımız Hükümet teklifinin bu haliyle müzakere edilemeyeceğini, bu oranların kamu emekçilerine hakaret ve adeta sadaka niteliğinde olduğunu, emekçilerin bir kez daha yoksulluğa mahkûm edileceğini, başta 2014 yılı kayıplarımızın karşılanması olmak üzere temel taleplerimizden hiçbiri hakkında hükümetin bir teklif sunmadığını belirtmiştir. Genel Başkanımız, “eğer diğer Konfederasyonlar da bu oranların müzakere edilemeyeceğini düşünüyorlarsa ki öyle demişlerdi, o halde gelin kamu emekçilerinin çıkarları adına miting ise miting, grev ise grev ya da önerecekleri hangi eylem ise o eylemi ortak yapalım” demiştir.
Konuşmalardan sonra ortak eylem çağrımızdan rahatsız ve tedirgin olan ÇSGB Çelik, “Daha müzakere ediyoruz, süreç bitmedi, hemen eylem lafının edilmesine gerek yok” diyerek toplantıya ara vermiştir.
15 dakikalık aradan sonra başlayan toplantıda ÇSGB Bakanı Faruk Çelik, kamu işveren kurulu adına 2016 için %5+4 ve 2017 yılı için %3+3 olarak tekliflerini revize ettiklerini açıklamıştır.
MEMUR SEN Genel Başkanı, ortada ciddi bir teklif varmışçasına, “Hükümet kasayı açmıştır. Kasa açıldı masanın da önü açıldı. 2017 yılı için o rakamları müzakere etmeyeceğimizi belirtmek isterim. 2016 yılı için verilen 5+4 rakamı ise müzakere edilebilir, ancak biz bu rakamın da artırılmasını istiyoruz. “ demiştir.
T.KAMU SEN, teklifi bu haliyle de kabul etmediklerini, müzakere edilemeyeceğini belirtmiştir.

Eş Genel Başkanımız, yeni teklifin toplamda buçukluk bir artışa denk geldiğini, Hükümetin hala oyalama peşinde olduğunu, alay edercesine teklif sunduğunu, sermayeye bütçeyi peşkeş çekerken emekçilere buçuk bir artışı teklif etmenin gayri ciddi bir yaklaşım olduğunu ve kabul edilemeyeceğini ifade etmiştir. Eş Genel Başkanımız, “Kaldı ki, 5+5 olsa ne olur! O durumda bile enflasyon altında bir artış olacaktır. Mevcut yeni teklif yıllık bazda %7.5’luk bir atışı ifade etmektedir. Oysa savaş politikalarıyla birlikte şimdiden enflasyon çift rakamları geçmiş durumdadır. Yüksek vergi dilimleri nedeniyle yapılan artışlar zaten eriyip gidiyor. Büyümeden bahsediyorsunuz ama büyümeden emekçilere pay verilmiyor. Ek ödemeler bir kez daha emekliliğe yansımayacak. 2014 kayıplarımızı talep ettik, teklifinizde bu da yok. Gelir vergisi dilimlerine ilişkin maaşlarımızın asgari ücret miktarına denk gelen kısmı için vergi kesintisi yapılmaması, arta kalan kısmı için de en alt orandan vergi alınmasını talep ettik kabul etmiyorsunuz! 4/C’liler başta olmak üzere tüm sözleşmelilerin kadroya alınmasını talep ettik, bahsini bile açmadınız. İşyerlerinde darbe dönemlerini aratmayan mobbing, sürgünler ve her tür baskı var, bunların sonlandırılacağına dair sizden tek bir söz işitmedik. Dolaysıyla teklifinizi revize olarak bile görmek abartı olur, ortada yeni bir teklif değil oyalama var! Sadece yüzdelik artış değil temel taleplerimize ilişkin bütünlüklü bir teklifle gelmeniz gerekir” demiştir.
Eş Genel Başkanımız konuşmasının devamında MEMUR SEN ve T. KAMU SEN’e ortak eylem ve birlikte hareket etme çağrımızı yineleyerek; “Eğer MEMUR SEN hükümetin teklifini kabul etmiyor görünüp satış sözleşmesini Hakem Heyeti üzerinden yapmayı düşünüyorsa kimse bunu yutmaz! Hakem Heyetinin bileşimini ve oradan kamu emekçileri lehine bir kararın çıkmayacağını hepimiz biliyoruz. Eğer taleplerinizde samimi iseniz ve kamu emekçileri lehine bir kazanımla TİS’ten çıkmak istiyorsanız, buyurun üç konfederasyon birlikte TİS’in bir parçası olan en demokratik hakkımızı kullanalım, greve gidelim ya da Hükümeti kamu emekçilerinin hakkını vermeye zorlayacak eylem ve etkinlikler yapalım! Bunun dışındaki tüm yaklaşımları oyalamanın ve satış sözleşmesinin zeminini oluşturma olarak görürüz. MEMUR SEN’in Cuma günü Sayın Bakan’la birlikte salonu terk etmesini doğru bulmadığımızı da bir kez daha belirteyim. ‘Teklif müzakere edilemezdi o yüzden çıktık’ demek basit bir savunma mekanizması olup gerçeği ifade etmemektedir. Öyle olsaydı bizimle birlikte masada kalır teklife ilişkin ortak tepkimizi kamuoyu ile paylaşırdık, Sayın Bakan da o rahatlıkla masayı terk edemezdi” demiştir.
Yapılan konuşma ve değerlendirmelerden sonra 6. Oturumun zamanının daha sonra DPB tarafından bildirileceği ifade edilerek toplantı sonlandırıldı.
Konfederasyonumuz adına TİS görüşmelerine katılan heyetimiz toplantı bitiminde basın açıklaması yapmış, Hükümetin oyalamacı tutumuna dikkat çekerek diğer konfederasyonlara ortak eylem ve birlikte hareket etme çağrısını yinelemiştir.
İster mutabakat metni ile isterse Hakem Heyeti üzerinden olsun yeni bir satış sözleşmesi hazırlığının yapıldığı açıktır. Bir kez daha yüzdelik ve enflasyon bazlı bir artışla kamu emekçilerinin temel talepleri görmezden gelinmek istenmektedir.
2016-2017 ekonomik, sosyal ve özlük haklarını kapsayacak Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinin dördüncüsü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda bugün (14 Ağustos) gerçekleştirildi. İlk üç oturuma teklifsiz gelen Çalışma Bakanı Faruk Çelik TİS tekliflerini açıkladı.
Memur-Sen ile hükümet arasında göstermelik bir şekilde yürütülen TİS görüşmelerinde geçici savaş hükümeti adına Çalışma Bakanı Faruk Çelik 2016 yılı için yüzde 4+4, 2017 yılı için ise yüzde 3+3 zam ve enflasyon farkı teklifini yaparak mevzuata aykırı bir şekilde Konfederasyonumuz ve Kamu Sen’e söz hakkı vermeden TİS masasından yandaş sendika Memur Sen temsilcileriyle birlikte adeta kaçarcasına ayrıldı. Bu duruma tepki gösteren Konfederasyonumuz Eş Başkanı Lami Özgen bir açıklama yaparak bu keyfi, hukuksuz, antidemokratik TİS görüşmesi “Geçici Savaş Hükümeti’nin” bağıtlama yetkisi olmadığını bir kez daha kanıtladığını ifade etti.
Haklarımızı peşkeş çektiler!
Memur-Sen ile AKP arasında danışıklı dövüş yaşandığını belirten Eş Genel Başkanımız, iki gün önce (12 Ağustos 2015 tarihinde) Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın, Çalışma Bakanı Faruk Çelik, Başbakan Davutoğlu ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Öznur Çalık’ın görüştüğünü hatırlatarak, bu görüşmede kendi TİS masalarını kurmak suretiyle, kamu emekçilerinin haklarını peşkeş çekildiğini söyledi.
Eş Genel Başkanımız, “Biz emek sarf ediyoruz, hizmet üretiyoruz. Emeğimizin karşılığını onurlu bir ücret, onurlu bir yaşam olarak talep ediyoruz. Hiç kimsenin enflasyon oranı altında bize sunacağı yüzdelik zam sadakasına ihtiyacımız yok. Kamu emekçileri olarak ihtiyacımız yok. KESK olarak ihtiyacımız yok. Sayın bakan tekliflerini sunup bizim hakkımızı gasp edip kaçıp gitmiştir. 2014 yılındaki enflasyon kayıplarımız söz konusu dahi edilmemiştir. 12 ay çalışıp 11 ay maaş aldık. Bu kayıplarımız telafi edilmeden, daha düne kadar A,B,C planlarımız var diyen Memur Sen bu teklifler karşısında susmuştur, Cuma namazını bahane ederek bakan ile birlikte kaçmıştır.” sözleriyle “Tüm kamu emekçilerini ve emeklilerini haklarımıza sahip çıkmak için mücadeleyi yükseltmeye çağırıyorum” dedi.