KAMU EMEKÇİLERİ 12 AY ÇALIŞIP 11 AY MAAŞ ALDI!

Bugün saat 11.00’da Konfederasyonumuz merkezinde gerçekleştirilen basın toplansında, Haziran ayı enflasyon farkı ile geçmiş dönem enflasyon karşısında kamu emekçilerinin kayıpları ve 2016-2017 yıllarını kapsayacak TİS süreci değerlendirildi. Sendika Genel Başkanlarımızın ve MYK üyelerimizin katılımıyla gerçekleştirilen basın toplantında basın açıklamasını Eş Genel Başkanımız Lami Özgen okudu.

Kamu Emekçileri 12 Ay Çalışıp 11 Ay Maaş Aldı!

2,7 milyonu kamu emekçisi, 2 milyonu kamu emeklisi olmak üzere yaklaşık 5 milyon,  ailelerini de kattığımızda en az 20 milyon insanımızı yakından ilgilendiren 2016-2017 yıllarını kapsayan üçüncü dönem toplu sözleşme görüşmelerine sayılı günler kalmış bulunuyor. Bilindiği üzere mevcut 4688 sayılı yasaya göre kamu emekçilerinin toplu sözleşme görüşmeleri Ağustos ayının ilk iş günü başlayacak. Taraflar arasında uyuşmazlık yaşanması durumunda devreye girecek olan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu Heyeti sürecini de dahil ettiğimiz 31 Ağustos’ta sona erecek.

Hatırlanacağı üzere 2014-2015 yıllarını kapsayan 2. Dönem Toplu Sözleşme görüşmeleri AKP hükümeti ve yandaş konfederasyon işbirliği ile oldubittiye getirilmişti. Tarihe kara bir leke olarak geçen satış sözleşmesi ile kamu emekçilerinin 2014 yılı maaşlarında net 123 TL ile yıllık ortalama % 5,2 artış yapılmıştı.  Kamu emekçileri tarihinde ilk defa enflasyon farkı verilmemesinin düzenlendiği söz konusu satış sözleşmesi ile taban aylık katsayısına bağlı ödeme tutarlarında da hiçbir artış yapılmamıştı. Yani aile-eş yardımı, özel hizmet tazminatları,  doğum ve ölüm yardımları,  harcırahlar, fazla mesai ücretleri, ek ders ücretleri gibi pek çok kalemde hiçbir artış yapılmamıştır.  Kamu emekçilerinin 2015 yılı maaşları için ise % 3 + %3 artışta anlaşma sağlanmıştır.

3. Dönem toplu sözleşme görüşmelerine sayılı günlerin kaldığı bu dönemde kamu emekçileri, emeklileri olarak bu satış sözleşmesinin ağır faturasını ödemeye devam ediyoruz.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan resmi rakamlara göre 2014 yılında maaşlarında yıllık ortalama %5,2 artış yapılan kamu emekçilerine enflasyon farkı verilmemiştir. Sadece enflasyon farkından dolayı kamu emekçileri 2014 yılını en az %3 kayıpla kapatmıştır. Elbette ki bu oran maaşı 2.365 TL üzerinde olan kamu emekçileri için daha fazladır. Üstelik dikkat çektiğimiz üzere bu kayıp sadece enflasyon farkından yaşanan kayıptır.  Taban aylık katsayısına bağlı ödeme tutarlarında yaşanan kayıp buna dahil değildir. 

Örnekleyecek olursak;  aile yardımı (eş ve çocuk) dahil aylık 2.365 TL maaş alan bir kamu emekçisinin maaşına yapılan 123 TL artış sonucunda maaşı 2.488 TL olmuştur.  Söz konusu artışın karşılığı %5,2 dir. 2014 yılı enflasyonu %8,17 olarak gerçekleştiğine göre söz konusu kamu emekçisinin sadece enflasyon farkından kaynaklı kaybı %2,97 dir. Söz konusu kamu emekçisinin sadece enflasyon farkından kaynaklı aylık kaybı 75 TL dir. Yıllık kaybı ise 75 X 12 = 900 TL dir.

Altını özellikle tekrar tekrar çiziyoruz.  Yukarıda ifade ettiğimiz kayba taban aylık katsayısına bağlı ödeme tutarlarında yaşanan kayıp dahil değildir. Yaptığımız hesaplamalar kamu emekçilerinin, enflasyon farkı ve buna bağlı olarak yaptığı işe göre aldığı taban aylık katsayısına bağlı ödeme tutarlarında yaşadığı kaybın ortalama bir maaş tutarında olduğunu göstermektedir. Kısacası kamu emekçileri 2014 yılında 12 ay çalışmış ama 11 aylık maaş almışlardır. Bir ay angarya çalışmışlardır.

2014 yılını ortalama bir maaş kayıpla kapatan kamu emekçileri için 2015 yılın da değişen bir şey yoktur. Bilindiği üzere ikinci dönem “toplu sözleşmesinde” 2015 yılı için kamu emekçilerinin maaşlarında  %3+%3 artış ve öngörülmüştür. TÜİK tarafından açıklanan altı aylık resmi enflasyonun bu oranları geçmesi durumunda bu kez farkın maaşlara yansıtılması düzenlenmişti. TÜİK’in açıkladığı resmi rakamlara göre altı aylık enflasyon %4,76 olarak ilan edilmiştir. Buna göre yılın ilk altı ayı için maaşlarında %3 artış yapılacak olan kamu emekçilerinin, emeklilerin maşalarına %1,76 enflasyon farkı yansıtılacaktır.

Diğer taraftan Nisan ayında %1,63, Mayıs’ta %0,56 artış yaşanan enflasyonda her ne hikmetse Haziran ayında %0,51 düşüş yaşanmıştır. Bugüne kadar yaşadığımız pratik enflasyon farkı ödemesi olan altı aylık dönemlerin son aylarında TÜİK’in ne yapıp edip enflasyonu düşük çıkarma konusunda ‘ustalaştığını’ göstermektedir. Ramazanı fırsat bilerek başta gıda ürünleri olmak üzere pek çok tüketim maddesine yapılan fahiş zamları görmeyen TÜİK bu kez de Haziran ayı enflasyonunu düşük göstermeyi başarmıştır!

Açıklanan resmi enflasyon rakamları kamu emekçilerinin, emeklilerin alacağı üç beş kuruşa dahi göz dikildiğini,  kamu emekçilerine bir pide parası artışı bile fazla görenlerin Ali Cengiz oyunlarına başvurmaktan bıkmadığını göstermektedir.

Üstelik çarşıda, pazarda yaşanan gerçek enflasyonun TÜİK tarafından açıklanan gerçek enflasyonla uzaktan yakından ilgisi olmadığını bilmeyen kalmamıştır.  En basitinden kamu emekçilerine enflasyon farkı verilmeyen 2014 yılının kurban bayramı öncesinde doğalgaza yüzde 9,8, elektriğe ise yüzde 10,1 oranında zam yapılmıştır.  2011-2014 arası üç yıllık dönemde doğalgaza yapılan zam oranı yüzde 60’ı, elektriğe yapılan zam oranı yüzde 40’ı aşmıştır. Aynı dönemde ortalama kamu emekçisinin maaşındaki artış ise sadece %17 civarında kalmıştır.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız tabloya rağmen AKP hükümetlerinin 13 yıllık iktidarında sermayeye sınırsız kar alanları açılırken emekçilerin ücret ve sosyal hakları sürekli budamış, emekten sermaye bir refah transferi yaratmıştır. Kamu hizmetlerinin piyasalaştırılarak tasfiyesine hız verilmiş, kamu emekçilerinin sınırlı iş güvencesi başta olmak üzere temek hakları torba yasalarla, Kanun Hükmünde Kararnamelerle daha da sınırlanmıştır. Dayattıkları toplu satış sözleşmeleri ile yaşamsal sorunlarla boğuşan, her geçen gün biraz daha güvencesizliğe itilen, geleceğe dair umutları karatılmak istenen ile kamu emekçileri ile alay etmişlerdir.

Kamu emekçileri ve emekliler olarak 2016-2017 yıllarını kapsayan 3. Dönem “Toplu Sözleşme” görüşmelerine işte bu açlık ve sefalet tablosu içinde giriyoruz.

Kamu emekçilerine ve emeklilerine dayatılan bu iç karartıcı tablonun değişmesi için öncelikle gıda enflasyonun temel alındığı bir hesaplama ile 2014 yılı farkları maaşlarımıza yansıtılmalıdır. TÜİK artık fark ödenecek dönemlerin son aylarında enflasyonu düşük gösterme politikasından vazgeçmelidir. 

Son iki dönem gerçekleştirilen sözde “toplu sözleşmeler”,  kapsam, tarafların belirlenmesi, imza ve itiraz yetkisi,  Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun grev hakkımızı zımnen engelleyici yapısı, işlevi ve oluşumu başta olmak üzere mevcut toplu sözleşme sistemini düzenleyen 4688 sayılı yasanın iflas ettiğini ispatlamıştır.  Bu nedenle önümüzdeki günlerde ister bir koalisyon hükümeti olsun, isterse seçim hükümeti olsun oluşturulacak yeni hükümetin ilk işi Türkiye kamu emekçilerine, emeklilerine kulluğu dayatan bu köhne yasanın tarihin çöplüğüne atılması olmalıdır.

Başta altında ülkemizin imzasının bulunduğu Uluslar arası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) sendikamız TÜM BEL SEN lehine verdiği karar başta olmak üzere evrensel sendikal normlara uygun, özgür toplu sözleşme hakkını kapsayan bir yasanın yapılması yeni hükümetin önünde artık ertelenemez bir görev olarak durmaktadır.

Grev hakkımızın yasal teminat altına alınmadığı, örgütlenmenin önündeki engellerin korunduğu 4688 sayılı yasa ve “ Toplu Sözleşme” düzenin gölgesi kaldırılmadıkça emekçiler aleyhine olan tablonun değişmeyeceği açıktır. Gerekli mevzuat değişiklikleri yapılıncaya kadar 3. Dönem toplu sözleşme takvimi Eylül ya da Ekim ayına alınmalı, bundan sonraki dönemlerde de görüşmeler bu takvime göre gerçekleştirilmelidir.

Attığı her adımda kamu emekçilerinin iradesini temel almayı ilke edinen bir konfederasyon olarak bu konuda üzerimize düşen sorumluluğun gereğini yerine getirmeye hazırız. 

Bunun için önümüzdeki günlerde Mecliste grubu bulunan partilere yapacağımız ziyaretlerde bu taleplerimizi paylaşacağız. 15 Temmuz 2015 Çarşamba günü tüm yurt genelinde yapacağımız bordo yakma eylemleri ile taleplerimizi bir kez daha dile getirecek, bizlere dayatılan sefalete ve yoksulluğa teslim olmayacağımızı kamuoyuna tekrar ilan edeceğiz.

Kamu emekçilerinin emeğinin ve alın terinin hükümet ve yandaş konfederasyon işbirliği ile gerçekleştirilen satış sözleşmeleri ile gasp edilmemesi için mücadelemizi sadece toplu sözleşme masasında değil, emekçilerle buluştuğumuz her platformda sürdürmeye devam edeceğiz.

Bunun için bütçe sürecinden bugüne sendikalarımızla birlikte işyerlerinden, tabandan kamu emekçilerinin taleplerinden oluşan bir çalışma yürütüyoruz. Söz konusu çalışmamızda yer verdiğimiz genel ve iş kolu taleplerimizin ayrıntılarını önümüzdeki günlerde gerçekleştireceğimiz toplantılarla kamuoyu ile paylaşacağız.

Buradan bir kez daha sendikalı, sendikasız tüm kamu emekçilerine çağrıda bulunuyoruz. “İnsanca yaşam ve insanca çalışma” için sürdürdüğümüz mücadelemizin talepleri sadece KESK’in değil, tüm kamu emekçilerinin, sizlerin talebidir. Gelin bu talepler için mücadeleyi birlikte yükseltelim. Emeğimizi, alın terimizi gasp etmek isteyenlere karşı omuz omuza birlikte olalım.

Yürütme Kurulu

KÜLTÜR ve TURİZM BAKANLIĞI SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALIMI HAKKINDA DUYURU

Bakanlığımız taşra teşkilatında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B maddesine göre, 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Esaslar ile ek ve değişiklikler çerçevesinde istihdam edilmek üzere, Diğer Teknik Hizmet Personeli (238), Mühendis (9), Mimar (8), Şehir Plancısı (1), Tekniker (7), pozisyonlarında KPSS (B) grubu KPSS P3 (Tekniker için KPSS P93) puan sıralaması esas alınmak suretiyle toplam (263) adet sözleşmeli personel alımı yapılacaktır.

KPSS (B) GRUBU PUAN SIRALAMASI İLE ALINACAK 4/B SÖZLEŞMELİ PERSONEL KADROLARININ POZİSYON YER VE ADETLERİ

Diğer Teknik Hizmet Personeli:

Sanat Tarihi Bölümü mezunlarından (175): Adana (4), Adıyaman (2), Afyon (4), Aksaray (3), Ankara (2), Antalya (7), Aydın (3), Balıkesir (2), Batman (1), Bayburt (3), Bilecik (3), Bitlis (3), Bolu (2), Burdur (3), Bursa (3), Çanakkale (4), Çankırı (1), Çorum (1), Denizli (1), Düzce (1), Edirne (3), Elazığ (2), Erzincan (1), Erzurum(5), Eskişehir (2), Gaziantep(2), Giresun (2), Hatay (2), Isparta (3), İstanbul (33), İzmir (9), Kahramanmaraş (1), Kars (2), Kayseri (4), Kırklareli (1), Kocaeli (4), Konya (7), Kütahya (3), Malatya (1), Mardin (4), Mersin (3), Muğla (5), Nevşehir (4), Niğde (1), Sakarya (1), Samsun (1), Sinop (1), Sivas (1), Şanlıurfa (2), Tokat (2), Trabzon (2), Uşak (4), Van (1), Yozgat (2), Zonguldak (1).

Arkeoloji Bölümü mezunlarından (55): Adana (2), Adıyaman (1), Afyon (1), Antalya (2), Balıkesir (1), Bartın (1), Batman (1), Burdur (1), Bursa (1), Çanakkale (2), Çorum (1), Elazığ (1), Erzurum (1), Eskişehir (1), Gaziantep (2), Hatay (2), İstanbul (7), İzmir (4), Kars (2), Kayseri (1), Kırşehir (1), Konya (1), Kütahya (2), Mardin (3), Mersin (2), Muğla (3), Sinop (1), Sivas (1), Şanlıurfa (2), Tokat (1), Trabzon (1), Uşak (1), Van (1)

Hititoloji Bölümü mezunlarından (2): Çorum (1), İstanbul (1)

Antropoloji Bölümü mezunlarından (2): Burdur (1), Uşak (1)

Sümeroloji Bölümü mezunlarından (2): İstanbul (1), Şanlıurfa (1)

Etnoloji Bölümü mezunlarından (2): Konya (1), Nevşehir (1)

Mühendis (9):

Harita Mühendisi: Diyarbakır(1), Erzurum(1), İstanbul(1), Kocaeli (1), Konya (1), Van(1)

Makine Mühendisi: Ankara(1)

İnşaat Mühendisi: Gaziantep(1), Kütahya(1)

Mimar (8): Erzurum (2), İstanbul (3), Muğla (1), Sivas (1), Van (1)

Şehir Plancısı (1): Kütahya (1)

Tekniker (7):

İnşaat Teknikeri: Van (1)

Elektrik Teknikeri: İstanbul (1), Mardin (1)

Harita Teknikeri: İstanbul (1), Eskişehir (1), Kars (1)

Makine Teknikeri: İstanbul (1)

a)657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 48 inci maddesinde belirtilen şartları taşımak

b)2014 yılına ait Kamu Personeli Seçme Sınavına girmiş olmak.

2-ÖZEL ŞARTLAR:

A- Mimar, Mühendis, Şehir Plancısı:

a)Yükseköğretim kurumlarının ilgili bölümlerinden lisans düzeyinde mezun olmak.

b)Arazi ve şantiye şartlarında çalışmaya engel hali bulunmamak.

B- Tekniker:

a)Yükseköğretim kurumlarının ilgili bölümlerinden en az önlisans düzeyinde mesleki teknik eğitim mezunu olmak.

b)Arazi ve şantiye şartlarında çalışmaya engel hali bulunmamak.

C-Diğer Teknik Hizmet Personeli:

a)Yükseköğretim kurumlarının ilgili bölümlerinden (Arkeoloji, Sanat Tarihi, Antropoloji, Hititoloji, Etnoloji, Sümeroloji) lisans düzeyinde mezun olmak.

b)Arazi ve şantiye şartlarında çalışmaya engel hali bulunmamak.

3-BAŞVURU ŞEKLİ VE SÜRESİ:

Çiğdem Mah. Muhsin Yazıcıoğlu Cad. No:50 100.Yıl-ANKARA adresinde bulunan Bakanlığımız Personel Dairesi Başkanlığından veya www.kulturturizm.gov.trinternet adresinden temin edilecek başvuru formunun eksiksiz doldurularak, istenilen belgeler ile birlikte 15/07/2015 tarihi mesai saati bitimine kadar adı geçen Başkanlığa elden teslim edilmesi gerekmektedir. Posta ile yapılan başvuruların, son başvuru (15/07/2015) tarihinin mesai bitimine kadar Personel Dairesi Başkanlığının yukarıda belirtilen adresine teslim edilmesi gerekmektedir. Postadaki gecikmeler dikkate alınmaz. Eksik belge ve bilgilerle yapılacak başvurular işleme konulmayacaktır. İlandan önce yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.

4-BAŞVURU SIRASINDA İSTENİLECEK BELGELER:

a)Başvuru formu (Fotoğraflı),

b)Yükseköğrenim diploması/çıkış belgesi örneği,

c)Nüfus cüzdanının fotokopisi,

ç) 2014 yılına ait KPSS(B) sonuç belgesinin çıktısı.

5-DİĞER HUSUSLAR:

Sözleşmeli personel, kamu hizmetlerinin gördürülmesini temin maksadıyla, ihtiyaç duyulan hizmet birimleri ve pozisyonlarda istihdam edildiğinden, Devlet memurlarında olduğu gibi kurumlar içinde veya kurumlar arasında naklen atanmalarına dair mevzuat

bulunmamaktadır. Bu nedenle bu pozisyonlara yerleştirilen personel herhangi bir nedenle (eş durumu, sağlık, vb.) nakil talebinde bulunamazlar.

Mimar, Mühendis, Şehir Plancısı, Diğer Teknik Hizmet Personeli (Arkeoloji, Sanat Tarihi, Antropoloji, Hititoloji, Etnoloji, Sümeroloji) ve Tekniker unvanından başvuracaklarda aranan “Arazi ve şantiye şartlarında çalışmaya engel hali bulunmamak” şartı hususunda, ilgililerin yazılı beyanları dikkate alınacaktır.

Atamaları yapılmayan adayların başvuru evrakı, sonucun ilanından itibaren 15 gün içinde talep edilmesi halinde iade edilecek olup, belirtilen süre sonrası yapılacak talepler dikkate alınmayacaktır.

6-YERLEŞTİRME SONUÇLARININ DUYURULMASI:

Başvurular, pozisyonlar itibariyle KPSS(B) grubu KPSSP3 (Tekniker için KPSSP93) puanı esas alınarak pozisyon ve bölümler itibariyle ayrı ayrı sıralama yapılacağından, en yüksek puanı alan adaydan başlanarak pozisyon sayısı kadar sözleşmeli personel alınacaktır. Başvuru sonuçlarının tamamlanmasından sonra bir hafta içinde www.kulturturizm.gov.trinternet adresinden ilan edilecektir. Ancak puan sıralaması sonucunda puanı eşit adayın olması halinde doğum tarihi önce olandan başlamak suretiyle, doğum tarihinin de aynı olması halinde diploma tarihi önce olan adaydan başlamak suretiyle sıralama yapılacaktır. Bu ilan tebliğ mahiyetinde olacağından, ayrıca ilgililere tebligat yapılmayacaktır.

Ataması yapılacaklar, başvuru sırasında istenen belgeler dışındaki, Bakanlığımız resmi internet sitesinde belirtilecek diğer belgeleri, sonuçların yukarıdaki şekilde ilan edildiği tarihten itibaren en geç 15 gün içinde Personel Dairesi Başkanlığının belirtilen adresine elden teslim edeceklerdir.

Kamu Personeli Seçme Sınavındaki başarı sırasına göre atamaları yapılan adaylardan ikamet ettikleri yere atananlar atanma onaylarının kendilerine tebliği tarihini izleyen iş günü, ikamet ettikleri yer dışına atananlar ise atanma onaylarının kendilerine tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde, görevlerine başlamak zorundadırlar. Belirtilen süre içinde görevine başlamayan veya atamaya esas evraklarını teslim etmeyenlerin yerine puan sırasına göre diğer adaylardan çağrılabilecektir. Gerçeğe aykırı belge verenler ya da beyanda bulunanlar hakkında yasal işlem yapılacak olup, atamaları yapılmış ise atamaları iptal edilecektir. Ayrıca, kendilerine ödemede bulunulmuş ise bu ödeme yasal faizi ile birlikte kendisinden tazmin edilecektir. Göreve başlamış olsalar dahi aranılan şartları taşımadıkları sonradan anlaşılanların görevlerine son verilecektir.

İlan olunur.

KAMU EMEKÇİSİNİN KAYIPLARI BÜYÜYEREK DEVAM EDECEK

Memur-Sen’in imzaladığı sözleşmede çocuk ve aile yardımı da unutuldu
Memur-Sen’in imzaladığı toplu sözleşmeyle 1.5 milyon memurun maaş kaybı 2015 yılından sonra her yıl büyüyecek. Çocuk ve aile yardımının artırılmaması ise ikinci şok

Hükumetle tek başına toplu sözleşme imzalayan Memur-Sen’in attığı imzadan 1.5 milyon memur için gelir kaybı çıkarken, memurun sadece 2014’te değil, önümüzdeki yıllarda da kayba uğrayacağı anlaşıldı. Toplu sözleşmeye göre, 1.5 milyon memurun kaybı, bundan sonraki memuriyet hayatları boyunca artarak sürecek. Hükumetin verdiği yüzde 3+3 oranındaki zammın bile gerisine düşen 1.5 milyon memurun bu durumu, 2015’de daha da belirginleşecek ve sonraki yıllarda da devam edecek.

Gelir kaybı büyüyecek

Örneğin, bir şube müdürünün 2015 yılındaki gelir kaybı, yıllık gelir hesabıyla, 366 liraya ulaşırken, kamuda çalışan doktorun 2015 yılı gelir kaybı 780 lira, polis memurunun 2015 yılı için yaşayacağı kayıp 594 lira olacak. Bir kaymakam 2015 yılında 1 yıllık çalışması karşısında 1.224 lira kayba uğrarken, kamuda çalışan bir mühendisin 2015 yılı kaybı ise 1.170 lirayı bulacak.

Söz konusu 1.5 milyon memur 2014 yılı sonuna doğru, alabileceği daha yüksek zamma rağmen daha düşük bir zam alacağı için 2015 ve sonraki yıllarda da oransal maaş artışları bu düşük tutarlara uygulanacak. Memurların gördüğü zarar, bir değişiklik yapılmaz ve bu toplu sözleşmede altına imza atılan kararlar uygulanırsa, hiçbir zaman telafi edilemeyecek. 

Memur-Sen’e tepki

2014 yılı maaş artışlarını da içeren toplu sözleşme masasına hükümet, ilk teklif olarak yüzde 3+3 zam teklifiyle gelmiş, memur adına masaya oturan Memur-Sen, önce, “bu teklifin kabul edilemez olduğunu” açıklamış, ardından brüt 175 lira zam kararıyla masadan kalkmıştı. Bu durum sert eleştirilere neden olmuş, Memur-Sen, düşük maaş alan memurların maddi kaybı olmadığını açıklamış, ancak görece yüksek maaş alanlar (2300 lira ve üstü) için bu kaybın olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştı.

Memur-Sen, hükümetin masaya ilk oturuşunda memura yüzde 3+3 teklif etmiş olduğu halde, yetkili sendika olarak neden talebini yüzde 4+4 ve üstü bir oransal artışa çıkarmadığı, 1.5 milyon için hükümet teklifinin bile gerisine düşüldüğü eleştirilerine ise tepki göstermişti.

Aile yardımı da artmadı

Toplu sözleşmeden memurlara çıkan ikinci bir ‘gol’ daha bulunuyor. Buna göre memurlar için imzalanan toplu sözleşmede çocuk ve aile yardımında artış yapılmadı. Maaş zammı yüzdelik artış olmadığı için, çocuk ve aile yardımı da 2013’le aynı tutarda kaldı.

2014 yılında sadece taban aylıklarına zam kararı alınması nedeniyle, aile yardımı ödeneği de maaş katsayısına bağlı olduğu için hem eş hem de çocuk için alınan bu ödenek 2014 yılında artmayacak. Eğer hükumetin yüzde 3+3 önerisi kabul edilseydi eş ve 2 çocuk için aile yardımı ödeneği 110 lira artacak, yüzde 4+4 zam alınması durumunda artış 145 lirayı geçecekti. Böylece memurların tamamı aile yardımı artışından da mahrum kaldılar.  Gülümhan GÜLTEN / VATAN |  30 Ağustos 2013 Cuma

KAZA DEĞİL,KADER DEĞİL;”KATLİAM”

İş cinayetlerinde dünya birinciliğini sürdüren Türkiye’de bu sabah yine bir işçi katliamına uyandık. İnsanlık dışı koşullarda çalışmak zorunda bırakılan ve ancak toplu ölümleriyle kamuoyunun, basının gündemine gelebilen mevsimlik tarım işçileri bildik sebeplerle hayatlarını kaybetmeye devam ediyor.

Bu sabah Manisa’nın Salihli ilçesine bağlı Çökelek köyünden sahur vaktinde balık istifi kamyonet kasasına doldurularak asma yaprağı toplamaya götürülen ve çoğu kadınlardan oluşan tarım işçilerine Gölmarmara ilçesinde süt tankerinin çarpması sonucu 13’ü kadın olmak üzere 15 kişi yaşamını yitirdi, 2 kişi ise  ağır yaralandı. Yetkililer tarafından muhtemelen yine ”Kaza ve Fıtrat ”olarak değerlendirilecek olan  bu  katliamın tesadüf olmadığını çok iyi biliyoruz. Bu katliamın sorumlusu yıllardır uyguladığı neo liberal tarım politikalarıyla köylüleri mülksüzleştirip, yoksullaştırarak, ucuz iş gücü için kullanmak isteyen siyasi iktidardır.

Soruyoruz:

Sürekli yaptığı duble yollarla övünen AKP hükümeti, bölgede yaşayanlar tarafından son 16 ayda 20 kişinin ölümüyle sonuçlanan kazaların yaşandığı ve dar olduğu bilinen bu  yolda sabah vakti günlük 40-50 tl yevmiye ile çalıştırılmak için  kamyonetle tarlaya insan taşırken gerçekleşen bu  katliama nasıl bir açıklama getirecek. Yoksa  kayıt dışı çalışma oranının %80’leri aştığı tarım sektöründe yaşanan bu ölümler de yok sayılarak işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında yapıldığı söylenen  düzenlemelerde sözde ulaştığımız başarılar sıralanarak bu katliamlarda diğerleri gibi  kayıt dışında mı tutulacak.

Soruyoruz: 

Soma’da, Ermenek’teki, Şırnak’taki madenciler,  Adıyaman ve Isparta Yalvaç’taki mevsimlik tarım işçileri, Mecidiyeköydeki inşaat işçilerinin hangisi kendi hatası yüzünden öldü? Biz işte bu olgulara bakarak diyoruz ki: İş kazası yoktur, iş cinayeti vardır.

Tarım sektöründe 19.yy kölelik koşullarının en ağır bedelini kadınlar ödemektedir. Kadınlar  son derece ilkel  taşıma ve barınma koşullarında  tarım işinde çalışan, aşırı çalışma nedeniyle sağlıklarını en çok yitiren, iş kazalarına en çok uğrayan, hiçbir sosyal güvencesi olmaksızın, çok düşük ücretlerle uzun süreli çalışmaya zorlanan ve sosyalleşme olanakları bakımından en kötü durumdaki işçilerdir.

Artık yeter!!! Bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok!!!

Her gün en az beş kadının erkek şiddetiyle öldürüldüğü, kendini korumak için tecavüzcüsünü öldürenlerin ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılanmak istendiği, kadın katillerinin ise haksız tahrik indirimleriyle ödüllendirildikleri yargı sistemi: “Her yıl yüzlerce ölümün yaşandığı iş cinayetlerinde sermayeden, patronlardan ve siyasi sorumlulardan yana kararlar vermektedir.”

İnsanlık dışı modern kölelik sistemine, emek ve kadın düşmanı politikalara, ölü bedenlerimiz üzerinden  yürütülen kar hırsına, bize dayatılan  yoksulluğa, işsizliğe  ve kader denilen iş cinayetlerine karşı derhal acil önlemler alınmalı, bütün gerekli yasal değişiklikler  ve önlemler   yeni meclisin  ana gündemi  olmalı ve sorumlular hakkında gerekli cezalar verilmelidir.

KESK olarak emek alanında yaşanan her ölümün değerlerimizi bizden almak için erkek, devlet ve sermaye işbirliğinde gerçekleştiğini biliyoruz. Vahşi sömürü düzeni sonucu can vermiş tüm işçilerin ailesine başsağlığı, yaralı olan işçi kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz. Herkesi yaşanan katliama karşı sesini ve mücadeleyi yükseltmeye  çağırıyoruz!

Kadın Sekreterliği

Kültür ve Turizm Bakanlığı Görevde Yükselme Sınavı Duyurusu (Temmuz 2015)

Üyelerimizin Dikkatine!

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Personel Dairesi Başkanlığı tarafından  Şube Müdürlüğü,Kütüphane Müdürlüğü ve Memur kadroları için Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Sınavı açılmıştır.   

Konuya ilişkin bilgi ve belge edinmek için sendikamız ile iletişime geçilmesi rica olunur.

Sınav duyuru linki http://pdb.kulturturizm.gov.tr/TR,140201/kultur-ve-turizm-bakanligi-gorevde-yukselme-sinavi-duyu-.html

ITUC: TÜRKİYE İŞÇİ HAKLARININ GÜVENCE ALTINDA OLMADIĞI BİR ÜLKE!

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) “Küresel İşçi Hakları Endeksi” isimli araştırmasıyla ülkeleri işçi haklarına gösterdikleri saygıya göre derecelendirdi. Rapora göre Körfez ülkeleri işçiler için en kötü yerler haline gelirken, Avrupa’da uygulanan kemer sıkma politikaları işçi haklarında düşüşe yol açtı. Türkiye’de yaşanan hak ihlalleri de raporda yerini aldı.

ITUC Küresel İşçi Hakları Endeksi, 141 ülkeyi, hukuksal ve pratik olarak işçi haklarının en çok korunduğu ülkeden en az korunduğu ülkeye doğru sıraladı.

ITUC Genel Sekreteri Sharan Burrow‘a göre: “Körfez ülkelerindeki insanlık dışı ‘kafala’ sistemi, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerini işçiler için en kötü yerler haline getiriyor. Avrupa’da özellikle son 1 yıldır uygulanan ve endişelendirici hale gelen kemersıkma politikaları işçi haklarında düşüşe yol açtı.”

30 yıldır dünya genelinde sendikal hakların durumu ile ilgili veriler toplayan ve raporlar hazırlayan ITUC son iki yıldır Küresel İşçi Hakları Endeksi yayımlıyor. Böylece hükümetlere ve şirketlere, yasalarının ve tedarik zincirlerinin son 12 ayda nasıl kötüleştiğini veya iyileştiğini görme şansı veriyor.

İşçiler için en kötü 10 ülke: Belarus, Çin, Kolombiya, Mısır, Guatemala, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Swaziland ve Birleşik Arap Emirlikleri.

İşçi haklarının en gelişmiş olduğu ülkeler ise: Uruguay, Finlandiya, Hollanda, Norveç ve Avusturya…

Kolombiya ve Guatemala’daki işçiler daha iyi çalışma koşulları için müzakere etmeye çalışırken katledildiler. Katar ve Suudi Arabistan’da ise göçmen işçiler modern kölelik koşullarında hukuksuzca çalıştırılıyor.

141 ülkenin 73’ünde işçiler daha iyi çalışma koşulları talep ettikleri için işten çıkarma, ceza, maaş kesintileri ile karşılaşırken, 84 ülkede işverenler yasa dışı stratejilerle sendikaları görmezden geliyor.

Rapordaki önemli noktalar:

  • 141 ülkede işçilere yönelik tutuklamalar 35’ten 44’e yükseldi.
  • Ülkelerin yaklaşık %60’ında işçiler temel haklarından yararlanamıyor
  • 11 ülkede sendikacılar öldürüldü. Bu cinayetlerin 22’si Kolombiya’da gerçekleşti.
  • Ülkelerin %70’inde işçilerin grev hakkı gasp ediliyor.
  • Ülkelerin üçte ikisi işçilerin toplu pazarlık haklarını tanımıyor.
  • Ülkelerin yarısından fazlasında işçiler hukuksal haklarından faydalanamıyor.

Kamboçya, Kosta Rika, Paraguay ve Ukrayna’da gibi ülkelerde barışçıl sendika gösterileri şiddet ile bastırıldı. Katar’da yaklaşık 100 işçi düşük ücretlere karşı greve gittikleri gerekçesiyle Kasım ayında tutuklandı. Filipinlerde ise Mart ayında bir sendikacı öldürülerek 2010’da bu yana bu ülkedeki 18. cinayet işlenmiş oldu.

2015 ITUC Küresel Haklar Endeksi ülkeleri 97 göstergeye göre sıraladı ve ülkeleri birden beşe kadar sıraladı.

1. Düzensiz hak ihlalleri: Finlandiya ve Uruguay dahil olmak üzere 16 ülke 
2. Tekrar eden hak ihlalleri: Japonya ve İrlanda dahil olmak üzere 26 ülke
3. Düzenli hak ihlalleri: İsrail ve Avustralya dahil olmak üzere 36 ülke
4. Sistematik hak ihlalleri: ABD ve Polonya dahil olmak üzere 27 ülke
5. Hakların garantisi olmayanlar: Belarus, Çin, Nijerya ve Türkiye dahil olmak üzere 27 ülke
5+ Hukuksal aksamalar sebebiyle hakların garantisi olmayanlar: Suriye, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Filistin dahil olmak üzere 9 ülke

TÜRKİYE: İŞÇİ HAKLARININ GÜVENCE ALTINDA OLMADIĞI BİR ÜLKE

Türkiye’deki sendikal hak ihlalleri ve sendikaların barışçıl gösterilerine yönelik polis müdahalesi de raporda yerini aldı. Jandarma’nın Sütaş direnişine yönelik müdahalesi ve şirketin eylem alanına gübre dökmesi gibi örneklerin yanı sıra Bakanlar Kurulu kararıyla grevlerin yasaklanması ve 1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlamak isteyen sendikalara yönelik polis şiddeti gibi konularda Küresel İşçi Hakları Endeksi’ne geçti.

15-16 HAZİRAN DİRENİŞİNİ MÜCADELEMİZDE YAŞATIYORUZ!

Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihine altın harflerle yazılan 15-16 Haziran 1970 Direnişini, 45. yıldönümünde coşkuyla selamlıyoruz.

İşçi sınıfı, sendikalarını özgürce seçmelerine engel olmayı, toplu sözleşme ve grev haklarını kısıtlamayı, yetki kotası ile mücadeleci sendikaların önünü kesmeyi hedefleyenlere şanlı 15-16 Haziran direnişi ile cevap vermiştir.

Farklı konfederasyonlara bağlı sendikaların üyeleri olsalar da kazanımlarına göz dikenlerin karşısında tek vücut olan 168 fabrikadan 150 bin işçi, Türkiye işçi sınıfının önüne çekilmeye çalışılan seti aşarak unutulmaz bir direniş örneği sergilemiştir.

Dönemin siyasal iktidarı yükselen işçi hareketi karşısında çareyi 15 Haziran akşamı 60 günlük sıkıyönetim ilan etmekte bulmuştur. Direnişe öncülük eden beş bini aşkın işçi işten atılmış, DİSK ve bağlı sendikaların yöneticilerinin büyük bölümü sıkıyönetim mahkemelerince yargılanarak tutuklanmıştır. Tüm baskılara rağmen direnen işçi sınıfının kararlı tutumu sonuç vermiş, Anayasa Mahkemesinin 9 Şubat 1971 tarihinde aldığı kararla sendikal hakları yok etmeyi hedefleyen yasa iptal edilmiştir.

Emekçilerin mücadelesini yasalarla bastırmaya çalışanlar çoktan tarihin çöplüğünde yerini aldı. Ancak 2 gün boyunca Adapazarı’ndan İstanbul’a kadar işyerlerinde, alanlarda mücadeleyi omuzlayan yüz binlerce işçi asla unutulmadı, unutulmayacak. Çünkü 15-16 Haziran Direnişi, sendikal mücadelenin nasıl olması gerektiği noktasında bir mihenk taşı olduğu kadar işçi sınıfının öz gücünü en açık haliyle gösteren bir direniş olarak hafızlara kazınmıştır. Hakların meclis kulislerinde, masa başlarında değil, işyerlerinde başlatılan birleşik fiili ve meşru mücadele ile korunabileceğini dosta düşmana göstermiştir.

Ancak dönemin TİSK başkanının  ‘gülme sırası bizde’ sözleri ile özetleyebileceğimiz 24 Ocak kararlarını hayata geçiren 12 Eylül faşist darbesi sonucunda çalışma yaşamında yeni bir dönüşüm yaşamıştır. Emeğin aleyhine yaşanan bu dönüşüm 13 yıllık AKP iktidarı döneminde zirve yapmıştır. Sendikal örgütlülük taşeronlaştırma, esnek, güvencesiz istihdam biçimleri ile zayıflatılmış,  emek mücadelesinde Truva atı rolü oynama rolü biçilen yandaş yapılar siyasal iktidar eli ile hormonlarak büyütülmüştür. İşçi sağlığı ve güvenliği hizmetleri piyasaya açılmış, kuralsızlaştırma ve güvencesizlik çalışma hayatının bağrına adeta bir hançer gibi saplanmıştır. 

Tüm bu karanlık tabloya rağmen sendikal haklarının elinde alınmasına karşı ayağa kalkan işçi sınıfının birleşik mücadelesinin ürünü 15-16 Haziran ruhu üzerinde 45 yıl geçse de her işçi-emekçi direnişinde yeniden filizleniyor. 12 Eylül’le önlerine konulan, AKP iktidarı döneminde büyütülen engellere karşı mücadelesini sürdüren işçilerin,  emekçilerin yoluna ışık tutmaya devam ediyor. 

Bizler de KESK’e bağlı sendikalara üye yüz binlerce kamu emekçisi olarak 15-16 Haziran Direnişinin 45. yıldönümünde, daha iyi bir yaşam ve çalışma koşulları, güvenceli ve güvenli çalışma hayatı için mücadelesini kararlılıkla sürdürüyoruz.

Bundan 45 yıl önce işçiler haklarını işyerlerinde, sokaklarda, alanlarda birleştirdikleri direnişlerinde nasıl sahiplendilerse, bizler de grevli ve toplu sözleşme hakkımız başta olmak üzere temel haklarımıza öyle sahip çıkacağız. Bu inanç ve kararlılığımız, 15-16 Haziran Direnişi’nin mimarı olan yüz binlerce işçiye gösterilecek en büyük saygı duruşudur. Onların yiğit, gözü pek ve onurlu mücadelesini mücadelemizde yaşatacağız.

                                                                                                                                                         Yürütme Kurulu

BU DAHA BAŞLANGIÇ MÜCADELEYE DEVAM

İstanbul’un son yeşil alanlarından birisi olan Taksim Gezi Parkının daha fazla rant için betonlaştırılmasına, tek tip yaşam dayatılmasına itirazla başlayıp,  eşit, özgür ve demokratik bir ülke talebi ile tüm ülkeyi saran Gezi Direnişinin üzerinden tam iki yıl geçmiş bulunuyor.

Gezi Parkı’nda yağmaya, talana karşı başlayan nöbet AKP’nin baskı ve zulmüne karşı birleşen milyonların mücadelesinde sürmeye devam etmektedir.

Daha fazla rant için gittikçe betonlaştırılan İstanbul’un son yeşil alanlarından birisi olan Taksim Gezi Parkının etrafında oluşturulan sevgi çemberi ve direnişi tüm Türkiye’yi sarmalamış bulunuyor.

Her şey ‘3-5 ağaç’ için başladı, ancak bugün o ağaçların yeşeren dalları gibi eşitlik, özgürlük ve demokrasi talebi tüm ülkeyi sarmış durumda.

31 Mayıs’ta AKP’nin zulüm ve baskı düzenine karşı gelişen tepki ve itirazlar Türkiye’nin dört bir yanına dalga dalga yayılan halk direnişine dönüştü. Milyonlar her türlü baskıya rağmen kararlılıkla taleplerini savundu, teslim olmadı, olmuyor, olmayacak.

Tüm ülkeye yayılan direniş sadece Gezi Parkı’nı değil, bütün bir ülkeyi sermayenin talanına açan, yıllardır emek ve demokrasi düşmanlığının bayraktarlığını yapan, yaşam alanlarına müdahale eden, tüm özgürlük ve demokrasi alanlarını daraltanlara karşı halkın yükselen tepkisinin ifadesi oldu.

Gezi direnişi, AKP’nin sömürü, zorba ve gerici düzeninde sesi ve nefesi zorla kesilen halkın aldığı nefes, haykırdığı sesti. Kadınlara, gençlere ve toplumun tüm ilerici-özgürlükçü değerlerine yönelik gelişen saldırılara karşı özgür bir ülke ve hayat kurma mücadelesiydi.

Gezi’de korku imparatorluğu yaratmaya çalışan AKP’nin otoriter, dayatmacı ve baskıcı politikalarına karşı ayağa kalkan halk, ‘Artık Yeter!’ demiştir.

AKP, “Ezmeyi ve Yok Etmeyi” Öngören Bir Dil ve Politikada Israr Ediyor!

Buna rağmen milyonların taleplerini görmemekte ısrar eden AKP; en ufak itiraza karşı polisiyle yaşam alanlarımıza gaz bombaları yağdırıyor, silah kullanıyor. Halkın can güvenliği, bizzat kendilerini korumakla görevlendirilenler tarafından tehdit ediliyor.

Demokratik ve meşru talepleri için alanlara çıkan herkes düşman olarak görülüyor, vuruluyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor.

Polis devletini kurumsallaştırmak, hukuk dışılıklara kılıf uydurmak, yargılanmaktan kurtulmak için habire yasalar hazırlıyorlar, saraylar kuruyorlar. Yandaş medya özel savaş lobisi gibi çalışıyor, toplumsal muhalefeti etkisizleştirmek için her tür yalanı ve dezenformasyonu yapıyor.

Ancak güçlü bir akıntıya kürek çekmenin nafile olduğunu, baskı ve zor karşısında halkın er ya da geç ayağa kalkacağını ve ok yaydan çıktıktan sonra da durdurulamayacağı gerçeğini unutuyorlar!

Polis şiddetine, göz altılara, tutuklamalara, her türlü baskıya, karalamaya, hukuku askıya alan uygulamalara, yalan ve dolana karşı haklı, meşru ve kararlı mücadelemiz bu faşizan düzen değişinceye kadar sürecektir.

Ethem, Ali İsmail, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni, Hasan Ferit, Ahmet, Abdullah, Mehmet İstif, Fadime Ana, Berkin Elvan, Uğur Kurt, Ayhan Yılmaz, Soma’da kaybettiğimiz emekçilerin ve kıydıkları daha binlerce canlar için yargılanmaktan kurtulamayacaklar.

İşyerlerinde ve alanlarda eşit, özgür ve demokratik bir ülke mücadelesini yıllardır sürdüren kamu emekçileri tüm Gezi dinamikleriyle birlikte mücadeleyi büyütecek, karanlığa teslim olmayacak, ellerimizden aldıklarının, bizlerden çaldıklarının hesabını soracaktır.

KESK olarak; eşit, özgür ve demokratik bir gelecek mücadelesinde kamu emekçilerini, işçileri, gençleri, kadınları ve tüm halkımızı direnişin parçası olmaya ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.

YÜRÜTME KURULU

Bu Daha Başlangıç, Mücadeleye Devam!

Yaşasın Gezi Direnişi!

TEHDİTLERE,BASKILARA KARŞI CUMHURİYET GAZETESİNİN ve CAN DÜNDAR’IN YANINDAYIZ!

KESK olarak AKP iktidarının basına yönelik saldırılarının açık tehdit boyutuna ulaşmasını kaygı ile izliyoruz.

Gerçeklerin ortaya çıkmasında büyük rolü olan basın yayın organlarnın, gazetecilerin hem AKP Hükümeti’nin hem de her gün bir anayasayı ihlal ederek ülkeyi fiilen başkan gibi yöneten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sık sık baskı ve tehditlerine maruz kaldığı bilinmektedir.

Son olarak, Cumhuriyet Gazetesi’nin Suriye’ye gönderilen TIR’larda ilaç değil silah olduğunu gösteren ve sadece Türkiye’de değil, dünyada da geniş yankı uyandıran görüntüleri yayınlamasının ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Bu haberi yapan kişi bunun bedelini ağır ödeyecek öyle bırakmam onu” demesi hem basın özgürlüğü hem yargı bağımsızlığı açısından kabul edilemez bir durumdur.

AKP iktidarı ve Cumhurbaşkanı az ya da çok demokrasi ile yönetildiği iddiası olan her ülkede görevde bulunan hükümetin istifası ile sonuçlanabilecek skandal karşısında çareyi gazetecilik görevini yapanları tehdit etmekte aramaktadır. İnsan haklarına aykırı olan bu tehdit, diğer taraftan, açık bir hedef göstermedir. Bu kabul edilemez tehdit, ülkeyi yönetenlerin halkın haber alma hakkını yok saydığını, gerçekleri ortaya çıkarmak dışında bir amacı olmayan bir gazete haberine bile tahammül edemediğini göstermektedir.

Basın özgürlüğü açısından dünyada durumu en kötü olan ülkelerin başında olan Türkiye, ülkeyi yönetenlerin kendi suçlarını örtme telaşı yüzünden kabul edilemez bir noktaya sürüklenmektedir. Geçmişte gazete binalarını bombalayan, gazetecileri hapse atan zihniyet ile bugün bütün basın kurumlarını “Saray basını” haline getirmeye çalışan zihniyetin giderek aynı noktada buluştuğu görülmektedir

Diğer taraftan AKP iktidarının ve Cumhurbaşkanının tahammülsüzlüğünün ve hukuk tanımazlığının kaynağında, ‘herkesin bildiği bir sırrın’ Cumhuriyet gazetesinin haberi sonucunda tüm açıklığıyla ile ifşa edilmesi olduğunu bilmeyen yoktur.

En başından beri MİT TIR’larında ilaç ve gıda gibi yardım malzemesi taşındığını iddia edenlerin Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’yu kana bulayan katil sürüsü çetelere silah sevkiyatı yaptığı Cumhuriyet’in haberi ile aleni olarak ortaya çıkmıştır. Dün ‘TIR’larda silah yok’ diyenler, Türkmenler tarafından yalanlanmasına rağmen bugün ‘Silahlar Bayırbucak Türkmenlerine gidiyordu’ yalanlarının ardına saklanmaya çalışmaktadır.

AKP iktidarının gerçeği perdelemeye yönelik tüm bu çabaları nafiledir. Cumhuriyet’in haberi ile bölgesel hegemon güç olma hayalleriyle etnik ve mezhepçi politikaları hayata geçiren AKP iktidarının paramiliter güçler üzerinden emperyalist projelerin taşeronluğunu yaptığı bir kez daha teyit edilmiştir.

Tüm bunlara rağmen Cumhurbaşkanı’nın Cumhuriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni Can Dündar’ı devlet televizyonundan açıkça tehdit etmesinin ardından, muhalif basına yönelik operasyon yapılacağı söylentilerinin artmış olması, ülkenin içinden çıkılamaz bir kaosa sürüklenmek istendiğini göstermektedir. Kendine demokrat, sahte özgürlükçü maskesi düşen AKP iktidarı, bir an önce bu yanlıştan dönmeli, basına yönelik baskılara son vermelidir.

Cumhuriyet Gazetesi ve Can Dündar’a yönelik her tehdit, bizzat basın özgürlüğüne ve demokrasiye yapılmış demektir. Basını özgür olmayan bir ülkede, asgari düzeyde bile olsa, demokrasinin yaşam bulması, temel hak ve özgürlüklerin gelişmesi mümkün değildir. Özgürlükten, demokrasiden emekten ve eşitlikten yana muhalif basın yayın organlarını hedef alan baskılar halkın haber alma hakkına vurulan bir darbedir.

KESK olarak basın özgürlüğüne yönelecek her türlü saldırının, geçmişte olduğu gibi, karşısında olacağımızı hatırlatıyor, her koşulda özgür basının, halkların kardeşliğinin ve barışın yanında olmaya devam edeceğimizi kamuoyuna bir kez daha ilan ediyoruz. 

                                                                           Yürütme Kurulu