2015 YILI BÜTÇE KANUNUNDA KAYIPLARIMIZIN GİDERİLMESİNİ İSTİYORUZ..

2014 ENFLASYON FARKININ KAMU EMEKÇİLERİNE “EK ZAM” OLARAK ÖDENMESİNİ,
EKONOMİK MAĞDURİYETLERİMİZİN KARŞILANMASINI İSTİYORUZ!

Hükümet ile Memur-Sen arasında geçen yıl imzalanan toplu iş sözleşmesi ile 1 Ocak 2014’te kamu emekçilerine ödenen ve ortalama yüzde 6’ya denk gelen net 125 liralık maaş zammı, daha yılın ilk yarısında açıklanan enflasyon rakamlarının altında kalmış, 2 milyonu aşkın kamu emekçisi mağdur edilmiştir. 
Bugüne kadar her yıl enflasyon farkı kadar “ek zam” alan kamu emekçileri, Memur Sen’in 2014 yılı için enflasyon farkı talep etmemesi nedeniyle, tarihte ilk kez hak ettiği enflasyon farkı alamamıştır. Yüksek enflasyon nedeniyle yılın ikinci yarısında kamu emekçilerinin satın alma gücü belirgin bir şekilde azalmaya başlamış, artan oranlı vergi dilimi uygulamasıyla birlikte kamu emekçilerinin 2014 yılı gelirlerinin ortalama yüzde 6’sı kadar ekonomik kayıp yaşaması kaçınılmaz hale gelmiştir. 
Kamu emekçileri, Hükümet ve Memur Sen arasında imzalanan ve şimdiden tarihin en kötü toplusözleşmesi haline gelen “ihanet sözleşmesini” asla unutmayacaktır. Kamu emekçilerinin yaşadığı mağduriyetin ve ekonomik kayıpların karşılanması için;

• Tüm kamu emekçilerine 2014 enflasyon farkı kadar “ek zam” ödenmesini, enflasyon farkından kaynaklanan “ek zam” oranının 2015 bütçesi içinde yer almasını, 
• Başta insanca yaşayacak ücret talebimiz olmak üzere, kamu emekçilerinin bugüne kadar yaşadığı bütün ekonomik mağduriyet giderilmesini, son 12 yıl içinde satın alım gücümüzdeki azalmayı telafi eden adaletli bir ücret artışı sağlanmasını, 
• Ek ödemelerin tamamı temel ücrete ve emekliliğe yansıtılması, vergi dilimi uygulamasının sabitlenerek, ücretlerde yaşanan erimenin önüne geçilmesini, 
• Kamu emekçilerinin grevli toplusözleşme hakkı önündeki yasal ve fiili engellerin kaldırılmasını ve özgür bir toplusözleşme düzenin yaratılmasını TALEP EDİYORUZ!…

EMEKLİ İKRAMİYESİNDEKİ 30 YIL SINIRLAMASI ANAYASA MAHKEMESİNDE…


EMEKLİ İKRAMİYESİNDEKİ 30 YIL SINIRLAMASI ANAYASA MAHKEMESİNDE

Bilindiği üzere kamu emekçileri kaç yıllık hizmetleri olursa olsun, en fazla 30 yıl hizmet üzerinden emekli ikramiyesi alabilmekte, 30 yılın üzeri için kendilerine herhangi bir ödeme yapılmamaktadır.
Özellikle son yıllarda, çalışan maaşı ile emekli maaşı arasındaki farkın çok artması dolayısıyla, pek çok kamu emekçisi zorunlu olarak 30 yılın üzerinde çalışmak durumunda kalmaktadır. Bu çalışmanın büyük bir kısmının ikramiye dışında bırakılması ise büyük bir hak kaybına ve hakkaniyetsizliğe yol açmaktadır.
Sendikamıza bu konuda gelen başvurular neticesinde, emekli olan üyemiz Hasan Hüseyin Kaya üzerinden hukuki bir süreç başlatma kararı aldık. Sendikamızın yönlendirmesiyle üyemiz Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurarak, 30 yılı aşan hizmetleri için kendisine emekli ikramiyesi ödenmesini talep etti. Bu talebin reddi üzerine 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 89. maddesinin 4. fıkrasında yer alan “…verilecek emekli ikramiyesinin hesabında 30 fiili hizmet yılından fazla süreler… (dikkate alınmaz)”hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla dava açtık. Anayasaya aykırılık iddiamız Ankara 10. İdare Mahkemesi tarafından yerinde bulundu ve mahkeme yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
Anayasa mahkemesinden karar bekleniyor.

GÖREVDE YÜKSELME VE UNVAN DEĞİŞİKLİĞİ YÖNETMELİĞİNİN BAZI MADDELERİNİN İPTALİNE İLİŞKİN ‘YÜRÜTMEYİ DURDURMA’ TALEBİYLE DAVA AÇILMIŞTIR

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI PERSONELİ GÖREVDE YÜKSELME VE UNVAN DEĞİŞİKLİĞİ YÖNETMELİĞİNİN BAZI MADDELERİNİN İPTALİNE İLİŞKİN ‘YÜRÜTMEYİ DURDURMA’ TALEBİYLE DAVA AÇILMIŞTIR
03.06.2014 tarih ve 29019 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürüdüğe girmiş olan Kültür ve Turizm Bakanlığı Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin bazı maddelerinin iptaline ilişkin ‘YÜRÜTMEYİ DURDURMA’ talebiyle dava açılmıştır
Yönetmeliğin 5. Maddesinin C bendinde araştırma ve eğitim hizmetleri gurubunun düzenlemiştir. Bu grupta ‘TURİZM ARAŞTIRMACISI’ unvanının yer almamasalından kaynaklı ilgili maddenin iptali istenmiştir. 
Yönetmeliğin 6,13 ve 16. Maddelerinde ŞÜBE MÜDÜRÜ, MÜDÜR VE BUNLARLA AYNI DÜZEYDEKİ GÖREVLER için sözlü sınav uygulamasının iptaline istenmiştir.
Yönetmeliğin 7. Maddesinde görevde yükselme esaslarına tabi müdürlükler arasında KÜLTÜR VARLIKLARI KORUMA BÖLGE MÜDÜRLÜK’lerinin sayılmamasının iptali istenmiştir. İlgili madde ile belirtilen müdürlüklerde çalışan personelin görevde yükselmelerin keyfiyete bağlanmış. Ayrıca bu müdürlüklerde liyakatsiz atama yapılmasının önü açılmıştır.
Yönetmeliğin 7-1 maddesinde il halk kütüphanelerinin dışındaki kütüphane müdürlüklerine BBY, KÜTÜPHANECİLİK, DOKÜMANTASYON VE ENFORMASYON VEYA ARŞİVCİLİK bölümü mezunlarının dışında atama yapılmasını öngörmektedir. İlgili bölüm mezunlarının kütüphane müdürü olma olasılıkları kısıtlanmıştır.

MECİDİYEKÖY’DE YAŞANAN FACİA YENİ BİR SOMA’DIR!

KESK BASIN AÇIKLAMASI…

Hükümet Hesap Vermeli, Çalışma Bakanı Derhal İstifa Etmelidir!

6 Eylül gecesi İstanbul Mecidiyeköy’de rezidans inşaatındaki asansör kazasında 10 emekçinin yaşamını yitirmesinin sorumlusu AKP Hükümeti ve iktidarı döneminde her türlü destekle palazlanan Torunlar GYO adlı şirket yetkilileridir. Taşeronlaştırma, esnekleştirme ve güvencesizleştirme politikalarıdır. İçinde “insanca ve onurlu yaşam”ın olmadığı adına “büyüme” dedikleri ekonomik politikalardır…

62. hükümetin ilk icraatı Mecidiyeköy’de yaşanan iş cinayetidir! Mecidiyeköy’de olay yerine ambulanstan önce tomaların, çevik kuvvetin gitmesi hükümetin işçi sağlığı ve güvenliğini değil, patronların çıkarlarını ve güvenliğini önemsediğini ve koruduğunu göstermektedir.

Daha birkaç ay önce aynı rezidans yapımında bir iş kazası yaşanmış, bir işçi yaşamını yitirmişti. Ve bu olaydaki ihmali nedeniyle bir cana karşılık 5600 TL ceza ödeyen şirket inşaata kaldığı yerden devam etmiştir! Yine bu son cinayetten önce, iddialara göre, asansörün arıza çıkardığı ve güvenli olmadığı defalarca işçiler tarafından dile getirilmiş olmasına rağmen tıpkı soma’da olduğu gibi, “işler aksamasın, zaman kaybedilmesin” dürtüsüyle hareket edilmiştir. Nitekim Cumartesi geç saatlere kadar çalışılması da bu iddiaları doğrular niteliktedir. Diktikleri rezidansların, maden ocaklarının temelinde emekçilerin kemikleri, harcında kanı vardır.

İş kazalarında özellikle son bir yıldır yaşanan ölümler adeta bir savaşta görülebilecek oranlara ulaşmıştır. Afrika’da Ebola salgınında ölenlerin sayısı ülkemizde iş cinayetlerinde yaşananlardan daha azdır. Doğal afetlerde bu kadar ölüm yaşanmamaktadır.

Yıllardır ısrarla işçi sağlığı ve güvenliğinin bir kamu hizmeti olmaktan çıkarılmasının ölümlere davetiye çıkaracağını söylememize rağmen bu alanı da sermayenin insafına terk etmekten geri adım atmadılar. Taşeron çalışma yasaklanmadığı sürece yeni ölümlerin ve sakatlanmaların kaçınılmaz olduğunu söylememize rağmen şu günlerde Meclis’te görüşülmekte olan torba yasayla taşeronlaşmayı daha da yaygınlaştırdılar. Sendikal örgütlenme önündeki engelleri kaldırmak bir yana var olan kırıntıları bile ortadan kaldırdılar. Sendikalardan kimisini de kendilerinin yan kolu haline getirerek gelişecek tepkileri onlar eliyle minimize etmeyi hedeflediler. Her iş katliamından sonra ölen emekçilerin yakınlarını para ile susturmak istediler! AKP Hükümeti işçi sağlığı ve güvenliği için tedbirler almayı, denetimleri artırmayı, katliamların sorumlularını en ağır şekilde cezalandırmayı değil unutturmayı, kanıksatmayı ve sömürü çarkının devamını sağlamayı ilke edinmiştir.

İş cinayetlerinde sadece Ağustos ayında 158 işçi hayatını yitirdi. Yılın ilk 8 ayında ise 1270 işçi ve emekçi iş cinayetlerinde katledildi. Rakamlardan da anlaşılacağı üzere işçi sağlığı ve güvenliği alanında sistematik bir ihlal söz konusudur. Taşeronlaştırma, güvencesizlik ve esnek çalışma sistemi bu döngünün devamını sağlamaktadır.

İşçi ölümleri ve aşırı kar hırsı üzerine kurulu taşeron sistemini ve emekçilere kölece çalışma koşullarını dayatan, işyerlerinde işçi sağlığı ve güvenliği konularında yasal düzenlemeleri yapmayan, yeterli önlemleri almayan, işyerlerini düzgün denetlemeyen hükümet ve onun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ölümlerin siyasal sorumlusudur.

Dolaysıyla Hükümet bunun hesabını vermeli, sadece 2014 yılında yüzlerce emekçinin işçi sağlığı ve güvenliğinde bakanlığının sorumluluğu altında yaşanan ihmaller ve denetimsizlikler sonucu yaşamını yitirmesine neden olan başta Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanı (ÇSGB) olmak üzere hükümet istifa etmeli, bu cinayetin sorumluları hesap vermelidir. Soma katliamından sonra ortalıklarda görünmeyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in bu saatten sonra istifa etme dışında söylediği, söyleyeceği her söz pişkinliğin yanısıra emekçilere hakarettir, ölenlere saygısızlıktır. Her gerekçe emekçilerin bir kez daha katledilmesidir.

Başta Torunlar GYO’nun sahibi ve yöneticileri olmak üzere bütün sorumlular ve bunların arkasındaki güç olan AKP hükümetinin ilgili bakanı ve bürokratları gecikmeksizin yargı önüne çıkarılmalıdır.

Yaşamını yitiren emekçilerin ailelerine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyoruz.

Konfederasyonumuz olayın takipçisi olacak, AKP ve sermayenin emekçilerin kanı ve canı üzerinden kendi saltanatlarını sürdürmelerine karşı mücadelesini yükseltecektir. KESK Taşeron cumhuriyetine dönüştürülen bu ülkeyi emeğin, özgürlüğün ülkesine dönüştürmek için mücadelesini azim ve kararlılıkla sürdürecektir!

AKÜN VE ŞİNASİ SAHNELERİNİN İHALEYE ÇIKARILMASINA KARŞI…

Akün ve Şinasi sahneleri, 21 Temmuz’da yeniden ihaleye çıkarılacak. Buna karşı Ankaralılar harekete geçti. Konur Sokak’ta toplanan Başkent Dayanışması üyeleri, Akün ve Şinasi sahnelerine yürüdü. Sahnelerin önünde ortak açıklamayı okuyan devlet tiyatroları sanatçısı ve Kültür Sanat Sen Genel Basın Halkla İlişkiler Koordinatörü Alper Tazebaş, ihalenin yapılacağı 21 Temmuz günü de eylemde olacaklarını duyurdu. Tüm Ankaralaları da saat 11:00 da AKÜN sahnesi önünde “İHALEYE HAYIR, SANATA EVET” demek için eyleme davet etti.

MAAŞ ÖDEME PROTOKOLÜ

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün Türkiye genelinde Bölge Müdürlüklerinin de dahil edildiği banka promosyon ihalesi 3 kişiden oluşturulan komisyon tarafından 05.05.2014 / 07.05.2014 tarihlerinde yapılan toplantılar neticesinde sendikamızın “verilen promosyon bedelinin düşük olması ve bölge müdürlüklerinde banka promosyonu yapılması” gerekçeli şerhi ile birlikte sonlanmıştır. 
Oy çokluğu ile sonuçlanan ihale sonucunda 3058 kişiye 3.050.000 TL ödeme; 2 eşit taksitte Temmuz 2014 – Temmuz 2015 tarihlerinde 498.69 TL’ er lira olarak sanat emekçilerinin hesabına yatacaktır. Banka Promosyonuna ilişkin belgeler ilişiktedir. Üyelerimizin banka ile Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü arasında imzalanan protokol çerçevesinde yaşayacakları her türlü sorun için sendikamızla iletişime geçmeleri önemle duyurulur.

Banka promosyon protokolü ve sendikamız Şerhi ekte: