TMMOB’A YÖNELİK İNTİKAMCI SALDIRIYI KINIYORUZ!

AKP iktidarının baskıcı otoriter bir yönetim anlayışı ile emek örgütleri üzerinde sürdürdüğü operasyonlar sürüyor. Son olarak bugün Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı Mimarlar Odası’nın Yıldız Sarayı’nda bulunan binası için hukuksuz bir şekilde boşaltma kararı alınmıştır. Karara karşı çıkan aralarında Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu, Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Sami Yılmaztürk, İstanbul şube yöneticisi Mimar Mücella Yapıcı ile Avukat Can Atalay’ın da bulunduğu 15 kişi gözaltına alınmıştır.

Derelerimize, ormanlarımıza, kentlerimize, köylerimize sahip çıkarak, doğanın ve insanın sömürülmesine karşı mücadele eden TMMOB ve Mimarlar Odası, kirli rant politikalarından beslenenlerin her zaman hedefinde olmuştur. Bugün yaşanan saldırı ise TMMOB’u, karalama kampanyalarıyla, torba yasalarla teslim alamayanların yeni arayışlar içine girdiğini göstermektedir.

Tam da Gezi Direnişinin 3. Yıldönümünde gerçekleştirilen bu saldırı elbette ki tesadüf değildir. Üç yıl önce Gezi Parkı’nın talan edilmesine karşı çıkanlar şahsında eşitliğe, özgürlüğe, demokrasiye ısrarla sahip çıkanlara göz dağı verilmek istenmektedir.

KÜLTÜR SANAT-SEN olarak, her tür zorbalığa karşı emeğin, özgürlüğün, kardeşliğin hakim olduğu yeni bir Türkiye mücadelesinde yan yana olmaktan onur duyduğumuz TMMOB’a karşı izlenen intikamcı politikaları kınıyor, göz altına alınanların derhal serbest bırakılmasını istiyoruz.

YÖNETİM KURULU

DEVLET TİYATROLARI BÜROKRATLARI MECLİS GÜNDEMİNDE

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, Devlet Tiyatroları Genel Müdür Vekili Necat Birecik ve İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdür Vekili Zafer Kayaokay’ın UNESCO Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) Hırvatistan Merkezi’nin Hırvat Tiyatro Festivali’ne (Croatian Showcase) tüm masrafları ITI Hırvatistan Merkezi tarafından karşılanmak üzere davet edildikleri, festivale katılmak üzere Hırvatistan’a gittikleri fakat dil bilmedikleri gerekçesiyle herhangi bir seminer ve oyun izlemedikleri, Türkiye Büyükelçiliği’ne başvurup turist rehberi talep ettikleri, bu rehber eşliğinde Zagreb gezisi gerçekleştirdikleri, bu duruma tüm Festival Yönetim Kurulu üyeleri ve uluslararası seçkin davetlilerin tanıklık ettikleri, 26/05/2016 tarihli bir mektupla ITI Hırvatistan Başkanı Željka Turčinović imzasıyla ülkemize bildirildiğine ilişkin yazılı soru önergesi verdi.

Altıok’un soru önergesi şu şekilde;

Devlet Tiyatroları Genel Müdür Vekili Necat Birecik ve İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdür Vekili Zafer Kayaokay’ın UNESCO Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) Hırvatistan Merkezi’nin Hırvat Tiyatro Festivali’ne (Croatian Showcase) tüm masrafları ITI Hırvatistan Merkezi tarafından karşılanmak üzere davet edildikleri, festivale katılmak üzere Hırvatistan’a gittikleri fakat dil bilmedikleri gerekçesiyle herhangi bir seminer ve oyun izlemedikleri, Türkiye Büyükelçiliği’ne başvurup turist rehberi talep ettikleri, bu rehber eşliğinde Zagreb gezisi gerçekleştirdikleri, bu duruma tüm Festival Yönetim Kurulu üyeleri ve uluslararası seçkin davetlilerin tanıklık ettiği, 26/05/2016 tarihli üzücü bir mektupla ITI Hırvatistan Başkanı Željka Turčinović imzasıyla ülkemize bildirildiği sosyal medyada ve çeşitli basın yayın organlarından öğrenmiş bulunmaktayız. 

Bu kapsamda; 

Bahse konu mektup hangi kuruma ulaştırılmıştır?

Hangi tarihler arasında gitmişlerdir? 

Hırvatistan’da bulundukları süre zarfında resmi izinleri var mıdır? Bu izin hangi tarihte, kim tarafından verilmiştir? 

Türkiye Cumhuriyeti’nin, yabancı dil dahi bilmeyen üst düzey bürokratları tarafından Hırvatistan’da rezil edildiğini, devletin itibarının zedelendiğini, görev gerekçesiyle gittikleri Hırvatistan’dan turistik geziye katılarak görevi kötüye kullandıkları konu sunda her iki isim için idari ve hukuki işlemler başlatılmış mıdır?

Bu kişiler hala görevlerinin başında mıdır?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve İstanbul Devlet Tiyatroları Müdürlüğü gibi kritik öneme sahip görevlerine, bu denli iş bilmez, dil bilmez, devlet geleneği ve devlet ciddiyeti bilmez şahısların görevlendirilmesinde hangi liyakat ilkeleri esas alınmıştır?

Türkiye’nin itibarını ayaklar altına alan bu şahıslar neye göre, hangi gerekçeyle bu denli kritik pozisyonlarda görevlendirilmiştir?

28 MAYIS BÖLGE MİTİNGİNDE GENEL BAŞKANIN KONUŞMASI!

Değerli Kamu Emekçileri,

Değerli mücadele arkadaşlarım,

Sizleri Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası – Kültür Sanat Sen adına saygıyla selamlıyorum.

Toplumsal yaşamın bütün alanlarında eğitimden sağlığa, bilimden kültür ve sanata kadar geniş bir alanda yaşanan saldırılara, iş güvencemizi kaldırma girişimlerine, baskı ve sürgün ve soruşturmalara karşı yine alanlardayız.

Laik eğitim ve laik yaşam mücadelesi başta olmak üzere, iş güvencemize ve geleceğimize sahip çıkmak, tüm işkollarında yaşanan baskı, sürgün ve soruşturmalara boyun eğmeyeceğimizi göstermek için yine bir aradayız.

Bugün iktidarın baskıcı, otoriter, tekçi ve asimilasyoncu politikalarına karşı çıkan, çocuklarının ve ülkenin geleceğinden edişe eden milyonların gözü, kulağı ve kalbi bizlerledir.

Bugün çeşitli nedenlerle aramızda olamayan, yıllarca yok sayılan, en temel talepleri ve hakları görmezden gelinen, fabrikalarda, madenlerde, tarlalarda, okullarda, hastanelerde, kültür ve sanatta, kısacası yaşamın bütün alanlarında emek, hak ve onur mücadelesi veren ve kalpleri her zaman eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye için atan milyonlara hep birlikte selamlarımızı gönderiyoruz.

Yıllardır başta eğitim olmak üzere, toplumsal yaşam alanlarımızın aşağıdan yukarıya iktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda biçimlendirenler, kültür ve sanat alanlarını da kendi çıkarları doğrultusunda düzenlemeyi sürdürüyorlar.

Geçtiğimiz yıl içinde kültür ve sanat alanında ciddi bir özgürlük daralması yaşanmış, kültür, sanat ve turizm kurumlarına yönelik siyasal müdahaleler, kadrolaşma ve sürgün uygulamaları bütün alanları kuşatmıştır.

Türkiye’deki bütün kurumlar, iktidarın ırkçı, mezhepçi, ayrımcı ve otoriter uygulamaları nedeniyle gerçek işlevlerinden hızla uzaklaştırılmıştır. İktidarın toplumsal yaşamın bütün alanlarında uyguladığı baskı, şiddet ve dayatmacı uygulamalar, laik eğitime, eşit, özgür ve demokratik yaşama karşı açık bir meydan okumanın yaşandığını göstermektedir.

Türkiye’nin egemen güçleri, siyasi iktidar öncülüğünde işçilerin, emekçilerin kanı ve canı üzerinden, emek sömürüsü üzerinden işlettikleri acımasız zulüm çarkını, yıllardır inşa ettikleri sahte inanç sistemi ile güçlendirerek bizleri havasız ve sanatsız bırakmak istemektedir.

Değerli dostlar,

Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız olmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, işyerinde, üniversitede, sokakta, sahnede, nerede olursa olsun farklı inanç ve siyasal görüşleri arasında ayırım yapılmamasına bağlıdır.

Laiklik, bir ülkede din ve devlet alanlarının tümüyle birbirinden ayrılması, din ve vicdan özgürlüğünün inanan ve inanmayan herkes için eşit koşullarda geçerli olması demektir. Dolayısıyla laik eğitimi ve laik yaşamı savunan bizler devletin bütün dinler ve inançlar karşısında tarafsız olmasını, bütün yurttaşlara eşit mesafede durmasını istiyor ve savunuyoruz.

Laik yaşam mücadelesinde bilimsel, çağdaş eğitim, ifade özgürlüğü ve sanatı yayma hakkını koruyacak ve mücadele edeceğiz.

Baskıcı, totaliter rejimlerin en büyük silahıdır sansür…

Sansür; iktidarlarını devam ettirmenin halk kitlelerinin sürüleşmesinin beyin yıkama aracıdır.

Sansür; sadece sanat değil eğitim, basın, yayın, iletişim, alanlarını abluka altına alıp soyut demokrasi propagandası yapmaktır.

Toplumların belleğini silmek ve ergin istediği düşünceyi ve yaşam tarzını yerleştirme çabasıdır!

Bilgilendirmeme, gerçeği karartma, cahil bırakma aracıdır sansür.

Direnç gösterilememe, isyan etmeme kısacası uyuşturucudur!

Laik eğitim, Laik yaşam, özgür sanat, toplumun eğitimli ve okuyan kitleler olmasından geçer,

Değerli arkadaşlar;

Ülkemizde kütüphanelerin durumu içler acısıdır. Okuma alışkanlığı yerine tek tipçi, ezbere dayanan eğitim sayesinde Dünya’da 86. sıralara gerilemiştir. İnsanımız günde 1 dakikasını kitap okumaya ayıramamaktadır. Avrupa’da %21 olan kitap okuma oranı Türkiye’de sadece binde birdir nasıl demokratik çağdaş özgür bir toplum olunabilir.

Değerli dostlar,

Siyasi iktidar bir taraftan laik yaşam karşıtı uygulamalara imza atarken, diğer taraftan geçmişte kazanılmış olan haklarımızı gözünü dikmiş, zaten sınırlı olan iş güvencemizi tamamen ortadan kaldırmak için harekete geçmiştir.

Tasfiye edilmek istenen sadece kamu emekçileri değil, tüm topluma eşit ve nitelikli olarak sunulması gereken kamu hizmetlerinin bizzat kendisidir. Tüm kamu hizmetleri gibi kültür, sanat ve turizm kurumları da piyasalaştırılarak tasfiye edilmek istenmektedir. Sorun sadece bizlerin değil, tüm halkın sorunu olarak görülmek zorundadır.

Son yıllarda mücadeleci kimlikleriyle bilinen sendikalarımıza yönelik baskı ve yıldırma girişimlerinin son dönemde soruşturma ve sürgün kararlarıyla daha da artmış olması tesadüf değildir. İktidarın politikalarına itiraz eden herkesin hedef haline getirildiği bu dönemde ülke çapında başlatılan “cadı avı”na karşı ortak tutum alınması önemlidir.

Değerli arkadaşlar;

Ülkemizde kütüphanelerin durumu içler acısıdır. Okuma alışkanlığı yerine tek tipçi, ezbere dayanan eğitim sayesinde Dünya’da 86. sıralara gerilemiştir. İnsanımız günde 1 dakikasını kitap okumaya ayıramamaktadır. Avrupa’da %21 olan kitap okuma oranı Türkiye’de sadece binde birdir nasıl demokratik çağdaş özgür bir toplum olunabilir.

Bizler, ne iktidarın “muhafazakâr sanat” adı altında hayata geçirmeye çalıştığı ayrımcı politikalara, ne de oluşturmak istedikleri baskıcı-otoriter düzene teslim olacağız!

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in dediği gibi!

Ekilir ekin geliriz ezilir un geliriz.

Bir gider bin geliriz.

Beni vurmak kurtuluş mu?

İktidarın kendi çıkarları için sürdürdüğü inanç istismarına yönelik tüm girişimlerini boşa çıkarmak, gerçek anlamda laik ve demokratik bir ülkede barış içinde bir arada yaşamak için herkesi ortak taleplerimiz etrafında mücadeleyi yükselteceğimize olan inancımla hepinizi saygıyla selamlıyorum.

7 ŞUBAT-7 MAYIS KAMU DA HAK İHLALLERİ RAPORUNU AÇIKLADIK!

Bugün (25 Mayıs) saat 11.00’da Konfederasyonumuz Merkezinde, 7 Şubat – 7 Mayıs 2016 dönemi, 3 aylık Hak İhlalleri Raporumuzu konfederasyonumuz ve sendikalarımızın MYK üyelerinin katılımıyla kamuoyuyla paylaştık. Basın açıklamasını Hukuk, TİS ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Fatma Çetintaş okudu.

Hukuk, Tis ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimizin son yıllarda sendikal hak ve özgürlükler alanında yaşanan hak ihlallerindeki artışa dikkat çektiği konuşmasında Çetintaş, “7 Şubat – 7 Mayıs 2016 tarihleri arasında 16 bin 475’i 29 Aralık grevimize yönelik olmak üzere 16  bin 646 arkadaşımız hakkında adli-idari soruşturmalar açılmış, bazı arkadaşlarımıza uyarı ya da kınama cezaları verilmiştir. 82 KESK’li sürgün edilmiş, 50 arkadaşımız ise işten atılmıştır. Yasalara ve anayasaya aykırı olarak sendikalarımızın üyelerinin iş güvenceleri ortadan kaldırılmak istenmektedir.” ifadelerini kullanarak 17 Şubat 2016 tarihinde yayımlanan Başbakanlık genelgesi ile kamuda cadı avı başlatıldığına dikkat çekti.

28-29 Mayıs tarihlerinde “Laik Eğitim ve Laik Yaşam! İş Güvencemizden Vazgeçmeyeceğiz! Baskı, Sürgün ve İşten Atmalara Karşı Alanlardayız!” şiarıyla9 bölgede gerçekleştireceğimiz mitinge tüm emekçileri ve vatandaşlarımızı davet ediyoruz” sözleriyle konuşmasını sonlandıran Hukuk TİS Sekreterimiz: “KESK, bağlı sendikaları ve yüzbinlerce üyesi olarak ne geçmişte ne de bugün karanlığa teslim olmadık, olmayacağız. Fiili, meşru ve hukuki mücadelemizi her ne pahasına olursa olsun yükseltecek,  tüm ezilenler ve ötekileştirilenlerle birlikte büyük bir dayanışma ağını kuracak, baskıları göğüsleyecek ve püskürteceğiz.” dedİ.

Hak ihlalleri raporu ve ilgili eki linktedir

7 ŞUBAT-7 MAYIS KAMU DA HAK İHLALLERİ RAPORUNU AÇIKLADIK!

Bugün (25 Mayıs) saat 11.00’da Konfederasyonumuz Merkezinde, 7 Şubat – 7 Mayıs 2016 dönemi, 3 aylık Hak İhlalleri Raporumuzu konfederasyonumuz ve sendikalarımızın MYK üyelerinin katılımıyla kamuoyuyla paylaştık. Basın açıklamasını Hukuk, TİS ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Fatma Çetintaş okudu.

Hukuk, Tis ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimizin son yıllarda sendikal hak ve özgürlükler alanında yaşanan hak ihlallerindeki artışa dikkat çektiği konuşmasında Çetintaş, “7 Şubat – 7 Mayıs 2016 tarihleri arasında 16 bin 475’i 29 Aralık grevimize yönelik olmak üzere 16  bin 646 arkadaşımız hakkında adli-idari soruşturmalar açılmış, bazı arkadaşlarımıza uyarı ya da kınama cezaları verilmiştir. 82 KESK’li sürgün edilmiş, 50 arkadaşımız ise işten atılmıştır. Yasalara ve anayasaya aykırı olarak sendikalarımızın üyelerinin iş güvenceleri ortadan kaldırılmak istenmektedir.” ifadelerini kullanarak 17 Şubat 2016 tarihinde yayımlanan Başbakanlık genelgesi ile kamuda cadı avı başlatıldığına dikkat çekti.

28-29 Mayıs tarihlerinde “Laik Eğitim ve Laik Yaşam! İş Güvencemizden Vazgeçmeyeceğiz! Baskı, Sürgün ve İşten Atmalara Karşı Alanlardayız!” şiarıyla9 bölgede gerçekleştireceğimiz mitinge tüm emekçileri ve vatandaşlarımızı davet ediyoruz” sözleriyle konuşmasını sonlandıran Hukuk TİS Sekreterimiz: “KESK, bağlı sendikaları ve yüzbinlerce üyesi olarak ne geçmişte ne de bugün karanlığa teslim olmadık, olmayacağız. Fiili, meşru ve hukuki mücadelemizi her ne pahasına olursa olsun yükseltecek,  tüm ezilenler ve ötekileştirilenlerle birlikte büyük bir dayanışma ağını kuracak, baskıları göğüsleyecek ve püskürteceğiz.” dedİ.

Hak ihlalleri raporu ve ilgili eki linktedir

http://www.kesk.org.tr/2016/05/25/7-subat-7-mayis-hak-ihlalleri-raporumuzu-acikladik/

28-29 MAYIS’TA, 81 İL 9 BÖLGEDEKİ MİTİNG PROGRAMI!

28-29 MAYIS'TA, 81İL 9 BÖLGEDEKİ MİTİNG PROGRAMI!

28 MAYIS 2016, CUMARTESİ
1- ANKARA
Toplanma: 12.00 Kurtuluş Parkı, Miting: 13.00 “Kolej Meydanı”
2- İSTANBUL
Toplanma: 14.00 Bakırköy Hava İş Binası önü, Miting: 15.00 “Bakırköy Özgürlük Meydanı”
3- ADANA
Toplanma: 16.00’da Mimar Sinan Kültür Merkezi, Miting: “Uğur Mumcu Meydanı”
4- SAMSUN
Miting: 12.30 “Cumhuriyet Meydanı”
5- İZMİR
Toplanma: 15.00’da Cumhuriyet Meydanı, Miting: “Gündoğdu Meydanı”

29 MAYIS 2016, PAZAR
1- ANTALYA
Toplanma: 13.00’da Aydın Kanza Parkı, Miting: “Cumhuriyet Meydanı”
2- TRABZON
Toplanma: 13.00’da Eski Tedaş önü, Miting: “Atatürk Alanı Meydan”
3- VAN
Miting: 13.00’da “Kültür Kavşağı”
4- DİYARBAKIR
Miting: 15.00 “İstasyon Meydanı”

İSTİSMARI EVLİLİK KURUMU ALTINDA AKLADIĞINIZ RAPORU KABUL ETMİYORUZ!

14 Ocak’ta kurulan ’’Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi İçin Meclis Araştırması Komisyonu’’nun kuruluş amacından kullandığı usullere göre kadınları ve çocukları yok saydığını, haklarını gasp ettiğini bir kez daha görmekteyiz.

Komisyon’un hazırladığı rapora göre, çocukların cinsel istismarının “rızaya” dayalı olabileceğini ama yine de suç olarak kalması gerektiğini söyledikten sonra çocuk istismarcısının tecavüz ettiği çocukla 5 yıl boyunca “sorunsuz” ve “başarılı” bir evlilik sürdürmesi halinde denetimli serbestlikten yararlanmasını öneriyor. İstismarı gerçekleştiren de 15 yaşın altında olursa istismar suç olmaktan çıkarılıyor. Bu, ailelerin 15 yaş altı çocuklarını fiilen evlendirmelerinin yolunu açıyor.

Yine raporda; çocuk evliliğinin teşviki, hadım uygulaması, hem şiddet başvurularında hem de boşanma davalarında arabuluculuk ve uzlaşma uygulanması, şiddete maruz kalan kadınların mesai saatlerinde karakollara başvurmasının önünün kesilmesi, şiddete karşı koruma kararları için delil veya belge aranması, tedbir süresinin kısaltılması, aile hukukuyla ilgili tüm duruşmaların gizli yapılması, boşanmanın zorlaştırılması, kadının nafaka hakkının süreye bağlanması, mal paylaşımında dava açma süresinin kısaltılması, eşin ölümünde kadının mal rejiminden kaynaklı %50 payının verilmek istenmemesi, aileye yönelik psikolojik rehberlik ve danışmanlık hizmetinin dini temele oturtulmak istenmesi yer alıyor.

AKP iktidarı boyunca kadın yaşam alanları her geçen gün daralmaya devam etmiş, güvenli yaşam hakkı elinden alınmıştır. Kadın cinayetlerinin normalleştirilmeye çalışıldığı süreçlerden geçiyoruz. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın  bir kereden bir şey olmaz söylemi,  Diyanet’in ensestin ve cinsel istismar vakalarının üstünü örtmek için verdiği vaazları unutmamışken, şimdi de kurulan bu komisyon ve istismarda bulundukları çocukla evlendikleri takdirde ceza almamalarını sağlayacak rapor tam da bu zihniyetin göstergesidir. 479 sayfalık rapor, kadınların ve çocukların haklarını koruyan az sayıdaki kanunu da kadınların ve çocukların aleyhine sonuçlar yaratacak biçimde değiştirmeyi öneriyor.

Kadın cinayetleri ve çocuk istismarı ile her geçen gün artan taciz ve tecavüzü görmezden gelen bu zihniyet şimdi de çocukların tecavüzcüleriyle evlendirilmesi halinde suçu ve suçluyu görmezden gelmemizi bekliyor.

2016 yılının ilk dört ayında 115 kadın cinayeti yaşanmış, 2002 yılından bugüne kadar çocuk istismarında %434’lük artış yaşanmış, cinsel tacizde ise %439’luk bir artış yaşanmıştır. Tüm bu gerçekler, mücadelenin nasıl hayati bir önemi olduğunu bir kez daha biz kadınlara gösteriyor.

Bizler KESK olarak, yürüttüğümüz kadın özgürlük mücadelesi ile kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve çocuk istismarı vakalarının üstünün kapatılmasına ve normalleştirilmesine karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. İktidar tarafından yaşam hakkı elinden alınan kadınlar ve çocuklar için mücadelemizi yükselteceğiz.

KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy

GENÇLERİMİZİ SADECE 19 MAYIS’DA HATIRLAMAK İSTEMİYORUZ

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlarız

İşgal altındaki yurdumuzda, emperyalizme karşı kurtuluş savaşımızın başlangıcının yıl dönümündeyiz.

Bugün ülkemiz yine emperyalist saldırı altında. Adeta bir kaos ortamı var. Bir parmak hareketiyle hükümetler devriliyor. Parlamenter sistem ağır bir darbe tehdidini yaşıyor. Tek bir kişinin talebiyle Türkiye’de rejim değiştirilmek isteniyor.

Her gün ölüm haberleriyle sarsılıyoruz. Her gün ocaklara ateş düşüyor. Canımız çok yanıyor.

Yoksulluk, eşitsizlik alabildiğine. Çocukları yurt dışında okuyanlar bizim gençlerimizi imam hatip okullarına, çocukları gemi sahibi olanlar bizim gençlerimizi işsizliğe, yoksulluğa, iş cinayetlerinde ölüme mahkûm ediyorlar. Kendileri alabildiğine ve özgürlük sınırlarını da aşarak konuşanlar gençlerimizi en barışçıl sözlerinden suçluyor, yargılıyor, mahkûm ediyorlar.

Gençlerimizin fiziksel, ruhsal, sosyal sağlığını koruyabilmesi, geliştirebilmesi için gerekli ifade özgürlüğü ortamı, hukuk düzeni, sağlıklı çevre, toplumcu belediyecilik, nitelikli sağlık hizmeti bize çok uzak.

19 Mayıs, aynı zamanda gençlik ve spor bayramı olarak kutlanıyor olsa da yıllardır gençlerimiz evde, okulda, üniversitede, iş yerlerinde her türlü baskıcı uygulamalarla karşı karşıya kalmakta, iktidarın milliyetçi-şoven politikalarına yedeklenmeye çalışılmaktadır.

Gençlik, okuldan çalışma yaşamına kadar bugün birçok sorunla karşı karşıyadır. Kültür ve Sanatta yaşanan ticarileşme ve özelleştirme politikaları nedeniyle milyonlarca çocuk ve gencimiz hızla eğitim sisteminin dışına doğru itilirken, her yıl yüz binlerce gencimiz çalışma yaşamında işsizlik, güvencesizlik, taşeron çalışma gibi ağır sömürü koşullarıyla karşı karşıya bırakılmakta, iş cinayetlerine kurban gitmektedir.

 Arzumuz, gençlerimizin laik, eşit, özgür, demokratik, barış içinde bir Türkiye’de geleceklerini diledikleri gibi kurmaları ve sağlıkla güzel, uzun bir yaşam sürdürmeleridir.

Başta gençlerimiz olmak üzere, tüm yurttaşlarımızın 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlarız.